Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bikininin göbeği

BİKİNİNİN utana sıkıla plajlara girişi 2. Savaş’ın biraz sonrasına uzanır.

Ancak, çift parça deniz kıyafetinin kolektif hafızaya yerleşmesi, Roger Vadim’in 1956 yılında Brigitte Bardot’la çevirdiği "Ve Allah Kadını Yarattı" filmiyle başlamıştır.

Hani şu, o sıra henüz yeni emekleyen "people" medyanın "seks sembolü" sıfatıyla yere göğe sığdıramadığı; hani şu, İzmirli Dario Moreno’muzun son heceye vurgulama yaparak "Bi-ri-ji-teee Bardo, Bardo" diye şarkısını söylediği; hani şu, ilk "paparazzi"lerin Saint Tropez kasabasında gece gündüz nöbetini beklediği ve hani şu, alkolizm ve faşizmle flört ettikten sonra şimdi de "hayvanperest" kesilen Fransız aktris var ya, onu kastediyorum.

* * *

BARDOT, yukarıdaki filmin "erotikalı" bir sahnesinde "mambo" raks eder.

Doğrusu, o sekansta da bikinili olup olmadığını şimdi tam hatırlamıyorum.

Ama kendisi hemen daima altlı üstlü mayoyla poz verdiğinden, "Ve Allah Kadını Yarattı"yla birlikte bikininin de kitlesel olarak "yaratıldığını" söylersek yanlışa düşmeyiz.

Ve işte o gün bugündür, aslında Pasifik Okyanusu’ndaki mikroskopik bir "atol" adasının isminden kaynaklanan deniz giysisi modern zamanlar efsaneleri arasına girdi.

Hiç hazzetmedim!

* * *

HAYIR hayır, tabii ki bikini mayodan söz etmiyorum.

Daha sonra geleceğim, bunu sevdiğim de, sevmediğim de olur. Önyargım yok!

Çünkü, böylesine durumlarda harici "zarf" değil, dahili "mazruf" önemlidir.

Zaten, dün değindiğim "estetik erotika" ilişki ve ilişkisizliği de burada odaklanıyor.

Konuya tekrar dönmeden önce şunu açıklayayım ki, yukarıda "hiç hazzetmedim" derken, "cinsel simge" (!) Bardot’u çağrıştırıyorum.

* * *

EVET, en "azgın" (!) ergenlik çağımda dahi, ister bikiniyle, ister monokiniyle, isterse de "yokini"yle olsun, Fransevi aktris beni ne estetik, ne erotik olarak cezbetti.

Onun hal ve oluş tarzında; giyiniş biçiminde; şahsiyet dışavurumculuğunda daima, "kitsch" denilen türden bir "uyumsuzluk" keşfettim.

Benim henüz oluşmakta olan estetik kıstaslarıma çelişen bir "sakálet" buldum.

Ama, yine dün kaydettiğim gibi, esas olarak "tensel şehvet"le bütünleşen "erotika"da illá estetik boyut aranamayacağı için, Bardot’a karşı sırf böyle bir "arzu" duyabilirdim.

O da gerçekleşmedi!

* * *

GERÇEKLEŞMEDİ
ve "tipim değil" desem değil; "şeytan tüyü bulamadım" desem değil; ne münasebet, "faraş ağzını sevmedim" desem hiç değil, belki de sırf zirveye ulaşmış bir teşhircilikten ötürü Brigitte Bardot benim açımdan "libido" uyarıcı olmadı.

Ayağa düşmüş bu teşhircilik erotika tahayyülümü köreltti. Háttá hadım etti.

Ama buna karşılık, çok daha kapalı biçimde olsa dahi, John Ford yapımı "İguananın Gecesi" filminde "Ve Allah Kadını Yarattı"dakine benzer bir dans sahnesini yansıtan Ava Gardner, benim de gecelerimi sırılsıklam kıldı. Aynı ergenlik "azgınlığım" zirvelere çıktı.

Oysa, aransa belki çıkar ama, Gardner’in "seks sembol" fotoğrafları hiçbir zaman, Bardot’unkiler gibi, "people" dergilerin "paparazzi" sayfalarını doldurmamıştı.

İzmirli Moreno’muz da onun için "Ava Gard-nerr, Gard-nerr" diye şakımamıştı.

Her halükárda, asla bikini mayoyla özdeşlemeyen Amerikalı artist hem estetik, hem de erotik açıdan beni, o bikiniye simge olan Fransız hemcinsine oranla sonsuz defa fazla cezbetti.

Tabii ki "anormal" (!) falan değilim ve dün üstü, bugün göbeği derken, "bikinin altını" cumartesi günkü yazımda çıkartacağım.
X