Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ben kendime terörist dedirtmem arkadaş

Utanç içindeyim; vallahi bırakacağım bu mesleği...

Memleket terörden yeterince çekmemiş gibi, şimdilerde de harala gürele esip gürleyen bir "medya terörü" söz konusu biliyorsunuz. Dinime küfredin ama ben kendime terörist dedirtmem arkadaş!

Diyenin ağzını burnuna katarım, o olur!!

Şşşşt, huuoooaaaap, sarışın gözlüklü okur! Ne gülüyo’sun lan; burda şaka yapmıyoruz her’alde!!!

Bırakacağım bu mesleği. Anam beni büyüyünce terörist olayım diye çıkarmadı karnından.

Milli mesihimiz ya da işte keyfinize göre, en şöhretli delimiz Mehmet Ali Ağca iki ayrı gasp olayına ilişkin, daha önce 36 yıl hapis cezasına çarptırıldığı, yeni TCK’ya göre yapılan incelenmesi sonucu 21 yıl 8 ay hapse mahkûm edildiği davada yaptığı savunmada sarf etti bu ithamı en son:

"Suçlamaları kabul etmiyorum. Medya terörüne maruz kalıyorum."

Kıyamam ben sana... Terör mağduru mesih terörist...

Meslektaşlarıma sesleniyorum: Acıtmayın Ağca’yı; adam dünya çapında kim varsa, hepsinin mektup arkadaşı, hepimizi şikáyet eder bakın sonra...

Peki Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman ve şürekásının hastanelik ettiği Zaman Gazetesi’nden meslektaşlarımız Mustafa Altıntaş ve Arif Bayram Taş’a yaptıklarına ne diyeceksiniz?

Gerçi arkadaşların gözü mosmor kapanmış, kaşları maşları açılmış, dudakları patlamış ama Balaman’a soracak olursanız, önce gazeteciler davranmış.

Balaman’ın sol ayağı yaralanmış. Düşünün; sol ayacığı uf olmuş.

Ki yine kıyamam... Koskoca Belediye Başkanı’nın, tekme atarken ayağına kellesini filan çarpmak suretiyle berelenmesine yol açan meslektaşlarımızı, bir sektör üyesi olarak esefle kınıyorum. Cık cık cık... Soyadlarında hayır yok zaten, yok Altıntaş, yok Taş, taş kafalılar n’olacak! İnsan kendini bilir, kafaya şöyle yumuşak bir şeyler sarar. Ama o durumda, sizin kafaya da bir şey olmazdı di mi? Peki o zaman, terör áleminde çareler tükenmez. Meselá beyefendiyi zahmete sokmasaydınız. O orada öyle dursaydı, siz komutayı alınca kendi kafanızı kapıya filan çarpsaydınız. Yapsaydınız yani bir şeyler...

İÇİŞİLERİ BAKANI’NI GÖREVE ÇAĞIRIYORUM

Çok şeker ya... Isparta Belediye Meclisi üyelerinin Belediye Başkanı’nın görev yetkilerini elinden aldığına yönelik, Başkan’ın doğal olarak bayılmadığı bir haber yayınlayan Zaman Gazetesi Isparta Temsilcisi Arif Bayram Taş, hadiseyi NTV’de şöyle anlattı: "Makama gittiğimizde neye uğradığımızı şaşırdık. Başta SAYIN Belediye Başkanı olmak üzere, korumaları, müdür kalemi, hukuk danışmanı, orada bulunan tüm personelle beraber bizim üzerimize saldırdı. AKP İl Başkanı Abdullah Gülcemal de oradaydı."

Hastayım bu "sayın" tribine yemin ederim. Sen kalk, koskoca Belediye Başkanı’ndan tekme yerken adamın ayağını yarala, sonra da sayın mayın, göstermelik kibarcıklık ayağına yat. Pis terörist!

Güller diyarı, siyasi tarihimizin gülistanlar içinde bir nadide gonca dalı olan Süleyman Demirel’imizi yetiştirmiş Isparta’dan artık gül yerine pis kokular geliyor heyhat... Üstelik bunun müsebbibi de hep bizim terörist meslektaşlar...

Yukarıda sözü geçen hadise yüzünden, Isparta Gazeteciler Derneği’nde toplanan 60 kadar gazeteci, Isparta Belediyesi’ne yürüyerek, kapısına siyah çelenk bıraktı. Kendini bilmez teröristler, bir de eylem meylem koyuyor. Utanıyorum diyorum size ötesi var mı arkadaşlar?..

İçişleri Bakanı’nı göreve çağırıyorum. Terörle mücadele çerçevesinde, hükümeti ve yerel yönetimleri poooh poooh pooohlayan haberler haricinde hık diyen içeri alınsın; artık Filistin askısından mı sallandırılır, genital bölgelerine elektrik mi verilir; öyle salt kötek de kesmez yani, ıslah olana kadar işkenceye işkence denmesin, beş hamle yapılsın, bir sayılsın.

Yoksa kurtulmayacak bu mesleğin ahlákı. Medya terörüne son!

Yok, bana dokunmayınız, ben şu anda kendi kulağımı çekiyorum billahi. Beni kaka çocuk beni!

Bu da yani Haluk Bilginer’dir

kalkıp TCK’yı okusa

şiir niyetine dinlenecek

Allah’tan teyzesi burda, onu da gezdirmek hesabına Ayça’m Şen’imin akşam vakti sosyalleşeceği tuttu. Her türlü gece programı önerimi çocuğunu bahane ederek refüze eden kendisi değilmiş gibi, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü’nün galasına gidelim diye tutturdu.

Hoş, ben sürtük ruhlu olduğum ve Necla (Teyze) da dünyanın en komik kadınlarından biri olduğu için tutturmasına da gerek kalmadı ya neyse. "Üzerimdekiler partallıktan dökülüyor; kırmızı halı muhabbetine giremeyeceğim" diye hafiften nazlanayım dedim, evden kelebekli melebekli kazaklar taşıdı. Ben de artık bunun üzerine ikiletmedim, altı kaval üstü şişhane bir şıklık içerisinde (Aşağıda en hırpalanmışından kar botları ve kanvas pantolon, üzerimde kayık omuzlu artık neyse o, moher mi angora mı, çiçekli böcekli bir kazak...) yanlarına katıldım.

Fakat bir yandan da reddiyelerinden yorgun düşmüş olduğum için gurur yapıyorum ve ha bire Ayça’ya söyleniyorum: "TİM’de yapılan hiçbir organizasyonda içerde sigara içirtmiyorlar. Yine o kıç kadar açık havalı yerde popomuz donacak" diyorum.

"Olsun" diyor; "millet birbirinin üzerine çıktığı için o kadar et ete oluyor ki ten sıcaklığıyla ısınırız."

"Elin heriflerinin teniyle niye ısınayım canım?" diyorum.

"Benim sevgimle ısınırsın" o zaman diyor.

Kapattık çenemizi nihayetinde, ne yapalım...

"Kısa kes de filme gel kardeşim" diye homurdanan okurlar varsa, yerden göğe kadar hak veririm. Zira, filmden bahsetmek üzere lafa girdim ama fark ettim ki ne diyeyim bilemedim.

Ben ki muhteviyatına sarmısak katılmış ve/veya denizden çıkan her şeyi yer, Haluk Bilginer’in rol aldığı her şeyi huşu içinde izlerim; kimileri küçümsese de ben Beyaz’ın ve Şebnem Dönmez’in oyunculuğunu gayet beğenirim; Ezel Akay’ın Neredesin Firuze’sini çok sevmiştim; bunlarla birlikte, bu filmle ilgili ne hissettiğime dair en ufak bir fikrim yok, yemin ederim.

Baştan sona öööyle baktım. İlginç bir şeye bakar gibi baktım. Da... Ne güldüm, ne ağladım ne de siyasi bir taşlama olarak takdir ettim ya da feyz aldım. Bazı yerleri çok hoşuma gitti, bazı yerlerinde daral daral daraldım. Nev-i şahsına münhasır mı desem, ne idüğü belirsiz mi desem; kanaatten yana arafta kaldım...

Ciddi bir emek söz konusu, bakın orası muhakkak... Filme gidenlerin, gidip de beğenenlerin dilinde, filmde kullanılan lisan pelesenk olacaktır, o da büyük ihtimal.

"Neticede ne diyorsun be kadın?" diye höyküren okura, "Aaaa, sen de çok oluyorsun ama nedir yahu üzerimde yarattığın bu baskı?!" diye posta koyduktan sonra (Okur yalakası parantez: Yok, yok, kızmayınız, vallahi öyle kast etmedim!) gidiniz görünüz derim. Her şey bir yana, ayrı bir türü görmüş olmak adına...

Bir de tabii, dedik ya, bu da yani Haluk Bilginer’dir; kalkıp TCK’yı okusa, şiir niyetine dinlenecek, ofis ekipmanı, ne bileyim dosya dolabını, masada duran zımbayı canlandırsa, hayranlıkla izlenecek şahsiyettir.

X