"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Ben giderim Batum’a!

SİBİRYA dönüşü uzun süredir methini duyduğum ama kapı komşu olmasına rağmen bir türlü gitme fırsatını bulamadığım Batum’a uğradım. Dilimde de başlıktaki türkü vardı.

Batum, Gürcistan’ın Otonom Acara Cumhuriyeti’nin başkenti ve biz Türkler için ulaşımı her açıdan son derece kolay bir yer.

Vize istenmediği gibi pasaport bile gerekmiyor, sadece nüfus cüzdanınızı göstererek 90 gün süreyle kalabilme hakkına dahi sahibiz.

Karayoluyla Hopa üzerinden ulaşmak da mümkün, Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferleriyle de! Zaten havaalanı da bizim Bodrum Milas Havaalanı gibi çift isimli sayılabilir: Batum Hopa Havaalanı! Uzun süredir Doğu Karadeniz illerimize Batum üzerinden “iç hatlar” uçuşuyla ulaşılabiliyor.

Batum’da otonom cumhuriyetin “chairman”i Levan Varşalomidze ile tanışma olanağı da buldum. Cumhuriyetin başkanı unvanına sahip ama “Batum’un CEO’su” diye anılsa da yeridir.

Bir kere çok genç ve bir şirket yöneticisi gibi heyecanlı ve büyük hayalleri var. Bu hayallerini gerçekleştirme yolunda da önemli adımlar attığı, kentin eski halini bilenlerin anlattıklarından anlaşılıyor.

Bir çay içimlik sohbetimizde önce “adalete” önem verdiğini anlatıyor. Evrensel hukukun gelişmediği bir yerde yabancı yatırımcının da yer alamayacağının farkında. Karakollardaki kötü muamele ve rüşvetle mücadelede de önemli adımlar atmış, karakolların tümü camdan, gelip geçerken içlerini görebiliyorsunuz.
Varşalomidze’nin hayalindeki Batum, bir tür Dubai gibi. Harika ikliminin, güzel denizinin, efsanevi dağlarının önemli bir turizm potansiyelini içinde barındırdığına dikkat çekiyor. “Ancak burası bir kumar turizmi cenneti de olmayacak” diyor. “Burada kültür var, 19 müzemiz, opera, balemiz var. Muazzam bir botanik parkı, dağ ve kış sporları olanakları da var” diye heyecanla anlatıyor.

“AB hâlâ birleşemedi ama biz Türkiye ile birleştik bile” diyor.

Altyapı yatırımlarına hız verilmiş, yatırımcılar bekleniyor. Bedava fabrika arazisi, uzun süreli vergi bağışıklıkları ile yabancı yatırımcı çekilmek isteniyor, çünkü en büyük sorun genç nüfusa iş olanağı yaratabilmekte.

Sadece turizm ve sanayi değil ama yatırım yapmak için şarapçılık ve hayvancılık da seçenekler arasında. İşçilik maliyetleri ise Çin ile yarışacak düzeyde.

Batum’da Türkmen Holding’in konfeksiyon fabrikasını da gezme olanağı bulduk. Tommy Hilfiger ve Marks and Spencer için üretim yapılıyor. Dev bir fabrika binasında sayıları beş yüze yaklaşık genç kadın çoğunu vitrinde bile göremeyecekleri giysileri dikmek için harıl harıl çalışıyor.

Batum’a uzatılmış bir hafta sonu gezisi için gitmenizi öneririm. Misafirperver güler yüzlü insanların yaşadığı, güvenli bir kent. Birbirinden lezzetli Gürcü yemekleri ise sizi bekleyecek bir başka hoş sürpriz olacak.

Bu da aile içi şiddet sayılır

GAZİANTEP’te 13 yaşındaki bir kız çocuğu ile 18 yaşında yine de çocuk sayılabilecek bir erkeğin evlendirilmeleri, savcılığın son andaki müdahalesi ile önlenebilmiş.

Gazeteleri okudum bu sefer “kemik yaşından” söz eden bir devlet yetkilisi çıkmamış!

Demek ki Bolu’daki rezaletten sonra yazılıp çizilenlerin olumlu etkisi olmuş.

Evlendirilmek istenen kız çocuğu “Yaşım 16, kendi rızamla evleniyorum” diyor.

Kızcağız bunu kendi kendisine mi öğrenmiş, öğretilmiş mi bilemiyorum.

Ama hukukumuzun en rezil yönlerinden biri de 17 yaşından küçük bir kızın mahkeme kararıyla ve ailesinin rızasıyla evlenebilmesine olanak sağlıyor olmasıdır. 17 yaşını bitirenler ise reşit olmasalar bile aile rızasıyla evlendirilebiliyor.

Çocukların cinsel istismarını önlemenin, kız çocuklarının küçük yaşta bir mal gibi alınıp satılmalarını engellemenin yolu kanunlarımızdaki bu sakatlığı düzeltmekten geçiyor.

Aile içi şiddet ile mücadele için yasa çıkartılırken, aile içi şiddetin bir de böyle bir yönü olduğunu unutmayalım.

Bir çocukluk hayalimi daha kaybettim

ÇOCUKLUK kahramanım Lefter’in öldüğünü, internetten ve cep telefonumdan uzakta geçirdiğim bir günün ardından Sibirya’da gecikmeli olarak öğrendim.
Babam Mardin’de bir radar inşa eden ekipteydi, biz de kardeşlerimle birlikte Ankara’da öldüğü günden beri özlemini kalbimde taşıdığım anneannemin yanındaydık.

O yıllarda İstanbul takımları Ankara’ya geldiklerinde hafta sonunda ikişer maç yaparlardı.

Fenerbahçe mesela Feriköy ile Ankara’ya gelir, mesela PTT ve Demirspor ile oynardı.

Böyle haftalarda rahmetli babam iki günlük bir yolculukla Ankara’ya gelir, bizi maçlara götürürdü. Üzerimizde anneannemin ördüğü sarı lâcivert kazaklar, sarı lacivert kaşkoller ve aynı renkte eldivenlerle ilk durağımız Piknik’te Rus salatalı, sosisli sandviç yedikten sonra Fenerbahçe’nin kamp yaptığı Barıkan Oteli’nin berberine gitmek olurdu. Bir yandan saçlarımız kesilir, diğer yandan Fenerbahçeli kahramanlarımızı görme fırsatı bulurduk. Lefter’in, Özcan Arkoç’un, Can Bartu’nun ellerini o günlerde öpmüşlüğüm var, o yıllarda küçük çocuklar büyüklerin ellerini öperlerdi çünkü.

Lefter’i 19 Mayıs stadında, üzerinde sarı lacivert çubuklu forma ile izler, sonra Maltepe’de Işık Sokak ile Tuncer Sokak’ın kesiştiği köşedeki boş “göbekte” futbol oynarken kendimizi Lefter diye hayal ederdik.

George Moustaki, “postacı” isimli şarkısında genç bir postacının ölümünü anlatır. Postacı ölmüştür ve artık o aşk mektuplarını bir daha getirmesine olanak da
kalmamıştır.

Lefter’in ölümünü duyduğumuzda Mustafa ile birlikte o şarkıyı hatırladık.

Artık o goller bir daha atılamayacak! Çocukluk hayallerimizden birini daha kaybettik. Toprağı bol olsun, futbol severlerin başı sağ olsun! 

X