"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Beklemek

Beklemek hepimize stres yaşatıyor. Aslında mesele beklemenin kendisi değil, ne kadar bekleyeceğimizi bilmemek. Garlara ve metro istasyonlarına trenin gelmesine ne kadar kaldığını gösteren levhalar koymaları bundan...

Varlık nedenimin ne olduğuyla ilgili en ufak bir fikrim yok. Dünyayı anlamlandırmaya çalışmayı da bıraktım, fayda etmiyor.
Kendime göre bir düşünce ve inanç sistemim var tabii. Çok tutarlı olduğunu söyleyemem ve itiraf etmeliyim zaman zaman kendimi bir arada tutmakta epey zorlanıyorum. Ama tüm tutarsızlıklarım içinde fazla sorgulamadan inandığım bir şey var.
Ergenlikte okuduğum kişisel gelişim kitapları suçlusu belki, bilmiyorum ama her birimizin dünyaya bir misyonla geldiğimizi düşünüyorum.
Tabii kaçımızın ülkeleri yönetmek, dünya barışını muhafaza etmek, halk kahramanı olmak gibi ulvi bir misyonu olabilir? Bence birçoğumuzun bu hayattaki görevi kendiyle ilgili bir şeyi düzeltmek. Ve varsa eğer, bir sonraki hayatında yine aynı dertle uğraşmamak.
Benim misyonum basit. Yani geçmiş hayatında Kleopatra veya Hürrem Sultan olduğuna inananlardan, bu hayatta da onu mucizelerin, masalların beklediğini sananlardan, büyük davalara doğmuş insanlardan değilim.
Hatta her şey olup biterken, kıyametler koparken sanki buradayım da, aslında burada değilim.
Ben kendi misyonumla meşgulüm.
Benim misyonum sabırlı olmayı öğrenmek.
Buna beklemeyi öğrenmek de diyebiliriz.
Sevgilimin mektubunu ya da bir sonraki treni beklemek ancak geçtiğimiz yüzyılda ruhumdaki romantizmi uyandırabilirdi. Bugün ise beni ancak devreleri yanmış bir kaçık gibi gösterecek kadar öfkelendiriyor.
Bir kere sabırsızlık sadece bana has bir huy değil. Çağımızın hastalığı. Neden geçen yüzyılda değildi derseniz... Çünkü o zaman bekleme süreleri çok uzundu. İnsanlar bunu bildiklerinden şimdi olduğu gibi beş dakikalık rötara arıza çıkarmıyorlardı.
1985’te psikolog Edgar Elias Osuna beklemekle ilgili sorunumuzun kaybedilen dakikaların yanı sıra belirsizlik olduğunu söyledi. Bekleme süremiz arttıkça yaşadığımız stres de artıyor, bunu bilmek için doktor olmaya gerek yok. Ama Osuna’nın verileri başka bir şeyi daha ortaya koydu. O da şu: Beklediğimiz şeyin ne zaman geleceğini bildiğimizde stresimiz sıfırlanıyor.
Mantıklı. Sonuçta stres dediğimiz şey kendi hayatını kontrol edememe hissi. Ve beklediğimiz şeyin geliş zamanını bilmediğimizde hayatımızın kontrolden çıktığını hissediyoruz.
Boş taksi için daha ne kadar yolun kenarında bekleyeceğim? Randevularım sarkacak mı? Buluşacağım adam beni bekleyecek mi, çekip gidecek mi?
O telefon için ne kadar bekleyeceğim? Ya geldiğinde diğer telefonda olursam, ya tuvalete gitmişsem? Ya bir daha aramazsa?
Ama işte tam olarak ne kadar bekleyeceğimizi bildiğimizde sanki beklediğimiz bir şey yok gibi hayatımıza devam edebiliyoruz.
Birçok gara, metro istasyonuna trenin gelmesine kaç dakika kaldığını gösteren levhalar konması bundan.
O levhalar olmasa platformları pancar suratlı insanlar dolduracak belki. Ama iki-üç levha attırınca müşteri memnuniyeti sağlanıyor. Çünkü “kontrol sende” deniyor.
Aslında beklemekle ilgili olsun olmasın, birini memnun etmenin yolu çok basit: Kontrolün onda olduğunu hissettirmek.
Görün sonra nasıl kedi gibi oluyor.

Diğer sıra daha hızlı

- Birçok restoranda servis elemanları müşteriler oturur oturmaz masalarının önünden geçip “Şu masaya bakar bakmaz yanınızda olacağım” der. Aslında verdikleri mesaj “Varlığınızın farkındayız”dır. Böylece müşterinin stresi azalır.
- Fast food zincirleri personelden, bekleyen müşterilerin gözünden uzakta mola vermesini ister. Çünkü kendileri beklerken personelin boş oturduğunu gören müşteri sinirlenir.
- “Diğer sıra daha hızlı sendromu” diye bir şey var. Hepimizde var.
Süpermarkette kasada ya da pasaport kuyruğunda... Hep diğer sıra daha hızlı ilerliyor gibi gelir.
Bana en çok trafikte olur. Kocamla klasik tartışmamızdır, ben her daim diğer şeridin daha hızlı ilerlediğini ve oraya geçmemiz gerektiğini söylerim. O da diğer şeritten bir araba seçer ve “Şu arabayı izle, bakalım bizden çok uzaklaşacak mı?” der. Sonunda da haklı çıkar. İki şerit de aşağı yukarı aynı hızda ilerliyordur.

X