“Barut Fıçısı”nda bir yönetmen (1)

Son sahne: Gece. Dimitrija ile Angjele. Dimitrija’nın elinde bir yeşil elma. Dimitrija der ki:

Haberin Devamı

“Bir rüya gördüm... Tek hatırladığım, canımın nasıl bir elmayı dişlemek istediği. Ama daha ağzıma süremeden geçti. O zaman anladım ki, yolun sonudur... Herşey boş... Ta baştaki gibi. Başta ne vardı hakikaten ya? Sana diyeceğim bir şey vardı; mutlaka söylemem lazımdı... Ama unuttum.”
Dimitrija elmayı ağzına götürür, ısırmaya çalışır. Ölür. Angjele, Dimitrija’nın gözlerini kapatır, elmayı elinden alır. Ve perde...
Neredeyse kırmızıya boğulmuş çarpık, boşluklu bir “kabare” dekoru içinde, her bölümü şiddetle dalgalanan bir oyun sona ermiştir.
Balkanların orta yeri Üsküp’ten kopup geliveren bir genç adam, bakmış da dünyaya, bozmuş ağzını iyice, Amerika’ya kadar uzanıp sonunda gelmiş sahneleri sarsa sarsa İzmir’e.
Şimdi 40 yaşındaki Dejan Dukovski, “Barut Fıçısı” ile İzmir Devlet Tiyatrosu’nda, belki kendisinin de kestiremeyeceği bir çılgınlık içinde oynanıyor.
BİR HİÇ’İN ŞİİRİ
“Barut Fıçısı” öylesine sıradan, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinden öte neredeyse bir derinlik taşımayan olayları ardı ardına sıralamış görünse de, dokunanın elinde patlamayı bekler gibi bir tuzağın ardına gizlenmiş. Ya hep, ya hiç!
İzmir Devlet Tiyatrosu’nda o tuzak ilmik ilmik çözüle çözüle “hiç”ler bir şiire dönüştürülüp, güle oynaya, insanlığın suratına çarpılmakta. Yazar Dukovski’nin iplerini eline geçirip şiddetin sanki başedilmez kuklasını sahnede oynatmak bir usta işi. Adı, kaçınılmaz olarak unutulmaması gereken, Gürol Tonbul.
 KANLI BİR YEŞİL ELMA
Dejan Dukovski’nin oyunu, yaşantılarını sövüp saymaktan öteye götürememiş insanların, “hiç” sayılacak bir sebep yüzünden öldürürken kendilerinin de yitip gittikleri on bir sahneden oluşuyor. Angjele’in, arabasını sürttü diye Aco’ya levyele saldırması ya da tren yolculuğunda Simon’un hiç tanımadığı Anna’ya sataşıp da kendisini uyandırdı diye Andreja’nın Simon’un kafasında şişeyi patlatması ya da parkta gecenin bir vakti kıskanç Gjorjgji, Sevetle’yle tartışırken, oradan geçen Gjore laf attı diye başlayan dalaşmada Gjorjgji’nin tabancayı çekip Gjore’yi öldürmesi ne kadar ilgi çekici olabilir ki! 
Balkanlar’ın bir yanda karmakarışık saldırganlığı, bir yanda ezilmişliği arasında sıkışıp kalmış insanı, Dukovski’nin “Barut Fıçısı”nda bir bir yok olup giderken, o yeşil elma elden ele geçse de,  insanlığın da yok olduğunu vurgulamakta.
Böylesine bozuk düzen bir oyundan şiir dolu bir şiddet eğlentisi nasıl çıkmış sahneye?
Bir ustanın bize ettiğini haftaya erteyelim.

 

Yazarın Tüm Yazıları