"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Bankacılıkta eski sistemi hatırlayalım

<B>BİRARA</B>, <B>‘‘bağımsız kurumların çağdaş ekonomik sistem için gerekliliğini kavradı’’</B> izlenimi veren Hükümet'in, eski niyetine döndüğü anlaşılıyor. <B>‘‘Bankacılıkta siyasi kararların egemen olduğu eski sisteme geri dönüş niyeti’’</B>nin en açık örneği, Adalet Bakanlığı'nın <B>‘‘yoksulun ve yetimin hakkı korunacak’’</B> gerekçesiyle gündeme soktuğu <B>‘‘Hortumcu Yasası’’</B> oldu.

Bankacılar, bu yasa ile ‘‘günlük siyasetin bankacılığı belirlediği eski döneme’’ geri dönüleceğini savunurken, yasayı hazırlayanların, eleştirileri yanıtlarken işin bu yönüne hiç değinmedikleri dikkat çekiyor.

Bankacılıktaki eski sistemin nasıl işlediğini hatırlayalım...

Bankacılık esas olarak Hazine Müsteşarlığı'na bağlı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü tarafından yürütülüyordu. Bankacılığa ilişkin her şeye Hazine'nin bağlı olduğu Bakan karar veriyor, bürokratlar arada direnseler de, bakanın dediği oluyordu.

Bu görev o kadar kritikti ki; sermaye kesimini idare ve terbiye etmeye çalışan Başbakanlar, getirdikleri bakanlarla, hatta bizzat bankacılık işleriyle ilgilenmeyi tercih ederlerdi. Bakanlar arasında bu görevi alabilmek için çok büyük bir yarış olur, çeşitli mahfiller devreye girerdi.

Çünkü Hazine'nin bağlı olduğu bakanlar, bankalar için hazırlanan murakıp raporlarını görür, raporları devreye sokup, sokmamak onların elinde olurdu.

Bankaların hangi usullerle hangi sermaye gruplarına satılacağına, 64. madde kapsamına alınıp alınmayacağına, tasfiye ya da Fon'a alınmasına, hep onlar karar verirdi. 1980 ortalarından beri bankacılığın bağımsız bir otoriteye bağlanması tartışılıyor, her seferinde siyasiler engeliyordu.

Bu arada Hükümetler çeşitli baskı gruplarına dönük ‘‘görev zararı’’ kararları alıp, Hazine'den para aktardılar. Para aktarılamaz hale gelince kamu bankalarında delikler oluştu. IMF zoruyla bütçeyi disipline eder gibi görünen hükümetler, bütçe yerine kamu bankalarını kullandılar...

İşte bu düzen nedeniyle banka sahipleri sık sık Hazine Müsteşarlığı'na uğrar, ilgili Bakan ve Başbakanla başbaşa görüşürler, yani tek tek verilen ayrıcalıkların beslediği alışverişler yaşanırdı.

BDDK'YLA BOZULDU

Bu düzen, 2000'de uygulamaya sokulan, ekonomiyi tümüyle dönüştürüp çağdaş ekonomik sistemi kurmayı amaçlayan programla birlikte, çok önemli bir ayak olarak BDDK'nın oluşturulmasıyla bozuldu. Hedef açıktı: Bankacılıktan, vurgunu hazırlayan siyasetin elini çekmek.

İşte bu nedenle suni olarak yüzdürülen ve ekonominin değişimine ayak uyduramayan bankalar teker teker fona alındı, fona alınamayan kamu bankalarının açıkları kapatıldı, herkese eşit uygulanacak, bağımsız otorite sayesinde ‘‘kimseye ayrıcalık tanınmayan’’ düzene geçildi.

BDDK yeni kurum olarak çok sancı yaşadı. Düzenleme ve denetlemeden çok batık bankalarla uğraştı. Elbette hatalar eksikler vardı ama bağımsız otoritenin güçlendirilmesi gerekiyordu... Ama ne oldu; son bir yıldır sürekli yıpratılıyor, bağımsızlığı adım adım geri alınıyor.

Siyasetin elinin sürekli bankacılığın içinde olduğu sisteme dönülüyor. Buna, ‘‘BDDK'nın başına, kamu bankalarından faizsiz bankacı başkan transferi’’ eklenince, eski sisteme, hem de ‘‘ideolojik bazı da olacak, eski bankacılık sistemine geri dönüş’’ sağlanmış olmayacak mı?

Şimdi soruyoruz: Toplam 47 milyar dolarlık fatura BDDK tarafından mı yaratıldı, yoksa geri dönülmek istenen eski düzen mi yarattı?

‘‘Yetimin ve yoksulun hakkı’’
nı almak için çıkarılacak yasa ile geriye dönülünce, asıl yetimin ve yoksulun hakkını sistemli biçimde yiyen eski düzene dönüş olmayacak mı? Özel finans kurumları neden bu kapsama alınmadı?

İlgili görev zararları veya Fon'a alınan bazı bankaların satış ve kuruluşlarına izin veren kararlara, mevcut bakanlardan imza atanlar var mıydı? Neden ‘‘hortumcu’’ dedikleri eski banka patronları, şimdi görüşme sırasına girdi, hangi Kabine üyeleri açıkca ya da gizlice görüşüyorlar?

Bunlar neden BDDK'ya değil, bakanlara gidiyor? Neden BDDK'nın ‘‘tahsilatı hızlandırma’’ için istediği yasalar çıkarılmadı da şimdi içine ‘‘siyasi pazarlık’’ unsuru konup ve adına ‘‘Hortumcu Yasası’’ diyerek, hem de hukuka aykırı maddeler barındırdığı biline biline çıkarılmak isteniyor?

TMSF'nin Merkez Bankası'na ya da başka bağımsız otorite olarak BDDK'dan alınması neden düşünülmüyor da, tahsilat işi siyasilere veriliyor? İmar Bankası soygununda, BDDK'nın bağımsızlığı konusunda ses çıkarmayan banka üst yöneticileri, bu yasaya karşı da neden suskunlar, geriye dönüş olunca, ‘‘ekonomi tarihine kara leke olarak geçeceklerini’’ görmüyorlar mı? Kazanımlar kaybedilince ‘‘yabancı bankalardan kredi bile alamayacaklarını’’ kulislerde söyleyip, neden demeç vermiyorlar?
X