Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bakandan ‘rüzgâr’ müjdesi

TÜRKİYE rüzgâr santrallarında uzman İspanya’ya soruyor. Onlardan gelen yanıt şöyle:<br><br>“Sizdeki rüzgâr ekonomik büyüme hızınızı karşılayacak düzeyde değil.”

Rüzgârdan enerji elde edebiliyoruz ama, başka enerji kaynaklarına ihtiyaç var, anlamında.

Şimdi başlanırsa, rüzgârdan dört yılda 13 bin megavat, 2020’ye kadar da, 20 bin megavat elektrik üretmek mümkün. Hükümetin enerji politikasına göre, diğer ana kaynak nükleer santral.

Geçen hafta sonunda rüzgâr santrallarının gecikmiş olduğuna ilişkin bir yazı yazıyorum. 78 bin megavatlık rüzgâr santralı için talep var, ama yatırım için iki yıldır bekliyor, lisans verilmiyor. Banları yazıyorum.

YILDIZ’IN AÇIKLAMASI


Dün Enerji Bakanı Taner Yıldız arıyor. Önce teknik bilgi veriyor:

“Türkiye’de rüzgâr düzensiz. Yıl 8640 saat. Ancak 2500-2700 saatinde rüzgârdan enerji üretilebiliyoruz. Gerisini başka kaynaklarla sağlamamız gerek. Ama, elbette rüzgârdan yararlanacağız.”

Nasıl yararlanacağız? Bakan Yıldız burada müjdeyi veriyor:

“Lisans vermeye başlıyoruz, ilk üç ay içinde üç bin, Mart sonuna kadar da, on üç bin megavatlık yatırım talebi için lisansları çıkartmış olacağız.”
Yıldız’ın ifadesine göre, bu 20 milyar Euro’luk yatırım.

Bir rüzgâr santralı için yatırım süresi altı ay ile bir buçuk yıl arasında değişiyor. Bu demektir ki, en geç iki yıl sonra, belki daha da erken, bizde rüzgâr santralları devreye girmiş olacak.

Ben dahil, çevrecilerin gözü aydın.

Amma ve lakin, nükleer santraldan kaçış yok gibi. Akkuyu’da. Ben dahil, çevrecileri kara kara düşündüren bir adım.

Rüzgâr santralı için ilk başvurular Kasım 2007’de. Yatırım izni iki  yıldır neden bekliyor?

Bakan Taner Yıldız:
“İtiraf etmeliyim. Kamu yavaş kaldı, başvurular iki yıl ortada kaldı.”

Şimdi bu gecikme gideriliyor.

Kopenhagen’i (Danimarka) Malmö’ye (Norveç) bağlayan uzun bir köprü var. Her iki kente iki kez gittim. Toplam altı yedi gün kaldım. İkisinde de, sık sık  o köprüden geçtim. Köprünün bir yanı uzun mesafe içinde rüzgar santrallarıyla dolu. O kadar hoş görüntüsü var ki, imrendim.

Temiz enerji, uygar bir kaynak.

‘Bulunamayabilir’

BU söz İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a ait.

Ankara’da, kendilerini polis olarak tanıtan iki kişi Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfını basıyor. O sırada vakıfta toplantı var. İki kişi soruyor:
“Burada ne yapıyorsunuz, neden toplanıyorsunuz” gibi sorular.

Bu anlamsız sorular bir yana, olayın püf noktası başka. Kendilerini polis olarak tanıtmanın ötesinde, toplantıyı basan iki kişi kimliklerini gösteriyor. Polis kimliği. Üstelik, kendi el yazılarıyla isimlerini yazıyorlar. İsimler doğru ya da yanlış, kendi el yazılarıyla yazılmış yazı var ortada.

Vakfın kurucusu Güldal Mumcu aynı zamanda CHP milletvekili ve TBMM Başkan Vekili. Baskının ertesi günü Bakanı Atalay, Güldal Mumcu’yu arıyor:
“Bizim teşkilatta o isimde polis yok. Arkadaşlar görüntülere bakıyorlar ama, görüntüler silik, teşhis etmek zor.”

Güldal Mumcu, “Şimdi ne olacak” diye sorduğunda, Bakanın yanıtı harika:

“Bulunamayabilir.”

İmza, el yazısı, el ürünü teşhisinin bu kadar gündemde olduğu bir sırada, gerçekten polis ya da değil, iki baskıncının bulunamayacak olması, tam skandal.

Güldal Mumcu, Atalay’ın sözünü yanıtsız bırakmıyor, Bakana:

“Aksi kanıtlanmadıkça, o iki kişi polis olarak kalacak.”

Bakanlık bu yükün altında kalmaz, diye düşünüyorum. Çok mu iyi niyetliyim? 

X