"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Transfer formülü

Günümüzde bir kriz dönemi yaşanıyor.

Kürenin her yerinde.

Hem de her sektörde.

Global kriz.

İdeolojik tartışmalar almış başını yürüyor, borsalar çöküyor, ihracat yapanlar, bankacılar kara kara düşünüyor, Rusya ve Uzakdoğu'yla iş yapanlar ne halt edecekleri üzerine kafa yoruyor, geceleri eskisinden daha az uyuyor. Yabancı basın sürekli bu global krize değiniyor, çarşaf çarşaf yer veriyor.

* * *

Yanlışım varsa düzeltin:

Bildiğim kadarıyla Türkiye henüz bir dünya ülkesi olmamakla birlikte dünya üzerinde yer alıyor. Yanılmıyorsam, hem de kuzey yarım kürede bulunuyor. Demek istiyorum ki, sözünü ettiğim bu kriz döneminde Türkiye de küresel krizden nasibini alıyor.

Yani Aristo mantığına göre öyle olması gerekir.

Başka ne gerekir?

Kriz dönemlerinde tetikte olmak gerekir. Ve tabii dikkatli. Çünkü o havada uçuşan uğursuz tüylü siyah şey, küt diye size çarpabilir. Emin olun ki, sizi doğduğunuza pişman edebilir. Feci kanatları altına alabilir, bir daha asla nefes almanıza imkan tanımayabilir. Dolayısıyla kriz dönemlerinde gözünüzü her zamankinden daha fazla dört açmanız gerekir.

Çözüm yolu bulmanız gerekir.

Açığınızı, gediğinizi kapatma yoluna gitmeniz gerekir.

... Gibi gerekli gereksiz (ve artı, sıkıcı) cümlelerden sonra meseleye giriyorum.

* * *

Gözlerimi kocaman kocaman açıyorum.

Artık dört değil, sekiz ama...

Yine de bizim buralarda olup bitene bir türlü anlam veremiyorum. Tamam her yerde, her sektörde kriz var. Kriz konuşuluyor, krizle yatılıp kalkıyor, nasıl aşılacağı tartışılıyor.

Tartışılıyor ama...

Tavuğun ayağı bizde öyle değil.

Hiç değil.

Demek istiyorum ki, sizi elinizde üç kitaptan fazlasıyla evinize gittiğinizi gören biri, belli ki küresel krizle yakından uzaktan alakalı değil, bizde hemen şu soruyu soruyor:

- Ne o? Transfer mi oldun?

- Gidiyor musun?

- Nereye? Kaç paraya?

Ve başlıyor kimlerin nereye kaç paraya hangi şartlarla gittiğini, gideceğini, gitmek istediğini anlatmaya. Demek istiyorum ki, İkitelli civarlarında sadece ve sadece transfer konuşuluyor. Sizi temin ederim bu durum, Kenneth Star'ın raporundan (o da eşittir, 8 oral seks, 2 orgazm. Tabii 15 telefon seksini saymazsak!) daha önem kazanmış durumda.

Bu da doğal olarak beni şaşırtıyor.

Çünkü eskiden bizim buralarda Viagra ve Monica rayting'i olağanüstü yüksek konuşmalardı. Şimdi yerlerini ‘‘transfer’’e bıraktılar.

* * *

Yaşları ve kendilerine göre konumları kocaman kocaman olan adamlardan tutun, yaşları küçük adamlara, kadınlara, gazetecilere, hatta güvenlik görevlilerinden, ofis boylara kadar herkes bunu konuşuyor.

- Bizim ofis boy da üç at paraya bilmem nereye geçmiş!

- Yapma ya!

- Peki güvenlikçilere ne diyorsun, toplu halde geçeceklermiş.

- O gazete de satılmış!

- Yok ya, yine o ismi tuhaf adam mı almış?

- Peki, bilmem kimin bilmem nereye ne kadar paraya gittiğini biliyor musun? Şu kadar transfer ücreti almış.

- Bilmem ne gazetesinin bilmem ne servisi toplu halde geçecekmiş.

* * *

Transfer, Fransızca'dan dilimize geçen bir sözcük.

Bu aralar o kadar çok duydum ki, olan biteni iyi anlamak için kelimenin kökenine ineyim ve anlamını iyice bir kavrayayım dedim.

Transfer özetle, bir yerden başka bir yere taşıma veya götürme eylemine deniyormuş. Tabii baktığım kaynak, medyada transferin ne anlama geldiğini tam anlatmıyor. Ama ilk tanımı bizim buralara uyarlayarak ben meseleyi kısmen çözdüm: Diğer tarafa taşınan muhtemelen beyin oluyor, götürülen de para.

Fakat durum yine de karışık.

Çünkü transfer öyle kolay çözülebilecek bir mesele değil.

Bir kere, iktisatta transfer var, psikolojide transfer var, sonra deneysel psikolojide, psikanalizde transfer var.

Çık işin içinden çıkabilirsen.

Mesela Freud, transferi daha ilk çalışmalarında keşfetmiş. Başlangıçta, çözümlenmemiş olan, yoksun kalma, bastırma, geriye dönme, takılma sürecine boyun eğen bir çocukluk çağı çatışmasının devamı olarak değerlendirmiş. Ama sonra haz ve acı ilkesine uygun olarak ihtiyaçların tekrarından doğduğunu ileri sürmüş.

Ama yine iş, transfer kavramının köküne inmekle kalmıyor ki...

Derinleştikçe karşınıza başka bir şey çıkıyor:

Mesela transfer oranı.

* * *

Her zaman işe yaramıştır.

Bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Bu konuyla temas etmek durumunda kalan arkadaşlara muhteşem bir hizmet sunuyorum. Fazla kafa yormaya gerek yoktur, çünkü formül şudur:

C-E

T= ---- x 100

E+C

Bakın, gecemi gündüzüme kattım.

Ben sizler için çalıştım.

Sonunda da Murdock'un 1957'de transfer oranını değerlendirmek üzere ortaya attığı formülü buraya yazdım.

Daha ne istiyorsunuz?

Bu kıyağımı da unutmayın, tamam mı?

HAMİŞ: Bu transfer hikayelerinden, yüzdelerinden bize ne diyebilirsiniz ama ben çok seviniyorum, çünkü ilk defa gündeme cuk oturan bir yazı yazdım. Çünkü basının gündemi bu!






 








X