"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Okurlarıma...

1. Mektup/ Elma dersem çıkma!

... Benim bu teklifimi ve şartımı kabul ediyorsan içinde iki adet elma kelimesi geçen bir yazı yaz. Okuduğumun ertesi günü yola çıkacağım. (M.T/Adapazarı)

Cevap: Olduğun yerde elmalarınla baş başa kal.

2. Mektup/ Her limandan kart...

... Ben bir denizciyim, size her yerden yazmak istiyorum, beni ileride daha iyi tanıyacaksınız, bekleyin. Ümit ederim ki size yazmamın bir mahsuru yoktur. Uzaklardan kucak dolusu selamlar. (İlhan Yenier/ New Orleans)

Cevap: Ne alakası var, New Orleans'ta bile aklınıza geliyorsam ne mutlu bana. Kartlarınızı, mektuplarınızı bekliyorum. Hem de heyecanla...

3. Mektup/ Kavram karışıklığı...

... Layf satyl Aishe, adamın birinin, dikkatleri çekmek için ana caddede pantolonunu sıyırıp büyük abdest yapmasına da ‘‘life style’’ denilebilir mi? Yirmi yıl önce dikkatleri çekmek için bir ayağımıza kırmızı, ötekine mavi çorap giyip dolaşırdık. Bu davranışımızın adı da ‘‘life style’’ mıydı? Bir zamanlar tanıdığım bir kız, sevdiği gence kendini kabul ettirebilmek için bir kutu diyazem yutmuştu. İsz dhisz eı kaynd ovf ‘‘layf stayl’’? Bu yaklaşımla, kavram karışıklığına neden olunmuyor mu? (Y. Mehmet/ Ankara)

Cevap: Bu saydıklarınız, özellikle birincisi, daha ziyade densizliğe girer. Ama Dali'den tutun da Hemingway'e kadar birçok ünlünün densizlikler yaptığı da görülmüştür. Bu da onların layf staylıdır. Kimin nasıl yaşayacağına bizim karışmaya hakkımız yoktur.

4. Mektup/ On biri yirmi geçe...

... Ordöv tabağı gibi yazıların. Bir duble rakıyla daha nefis gidebilir. Söz, deneyeceğim bir gün. Ne bu kara gözlükler? Gözlerin ne renk, nasıl bakarsın? Gözlerini görmeyince dudağındaki tebessüm de koflaşıyor. Ne sana, ne bana bir yararı yok mu gözlüklerinin? Oysa yazılarında hep değişik renklerde camlar var sanki. Taktım sana. Bu ne samimiyet filan deme. Yazılarında iç içe girmişiz, bizi artık kimse ayıramaz! Hem kolay mı rüyalara girebilmek. Kimim ben? 56 yaşında bir emekli. Yıllarca Türkiye'de adım adım il, ilçe dolaşmış bir gezgin. Uğur Dündar tipli, ancak biraz genç ve iricesi. Her şeyi kucaklamış, ama neticede hiçbir şeye sahip olamamış, her gece on birlerde tek başına sessiz bir ortamda tüm parapsikolojik bilgilerin ışığında sana ulaşıp, seni tanımaya gayret eden biri. O saatlerde özellikle ilk yirmi dakikada bazı değişimler olursa, yazılarında bana bir ışık tut lütfen. (N&C)

Cevap: Onu yapan siz miydiniz! Geçen gece, tam o saatlerde özellikle ilk yirmi dakikada bazı değişimler oldu bende. Önce bir ışık geldi, arkasından ter bastı, kalp atışlarım hızlandı. Işık otuzuncu dakikada gitti, ben de rahatladım! Bir daha yapmayın lütfen...

5. Mektup/ Mahşerin üç atlısı...

... Napçaz şimdi? Evliliğimde mutluluğumun nedenleri soruldu bana yüzlerce kez. Nasıl oluyor da, on yıl böylesine ilk günkü gibi kocama aşık olabiliyorum. Üstelik o da bana. Hani tek taraflısı çoktur da. İki taraflısı bulunmaz on yıllık tutkunun. Dans ederken, tatil köylerinde ağaçların altında, asansörde evimize çıkarken, akraba toplantılarında koridorlarda bizi ‘‘uygunsuz’’ vaziyette yakalayanlar hep suçu kendilerinde aradılar. Neydi onlarda eksik olan da, bizim yakaladığımız? Peki şimdi ne oldu? Bir tek o anlıyor. Eşim. Ben yine aşık oldum! Üstelik eşimi hala severken, bir başkasına! Ne ondan kopabilirim, ne de eşimden. Şimdi ne olacak? Ben kötü kadın mı oldum? Ben karaktersiz adi bir ‘‘f...’’ miyim? Kadir bilmez nankör bir ‘‘o...’’ muyum? Kendime aynada bakıyorum da hiç suç işlemiş bir halim yok. Benim ‘‘mami’’ duysa kalpten gider, ‘‘dady’’ de beni öldürür kendini asar mazallah, ‘‘uncels’’ ve ‘‘aunts’’lerden, hatta modern ‘‘cousins’’lardan bile bana hayır gelmez. Napçaz şimdi? (Rumuz veremem/ Gözleri bantlı bir resmim yakışırdı aslında!)

Cevap: Derhal kocanla birlikte olup ikinci adamı öldür ve Bebek Parkı'na göm, biz de gelip haber yapalım! Şaka yapıyorum. Haklısın, durum zor, unutma kimse sana öğüt veremez, ama en azından bu durumu kocanla paylaşabildiğin için şanslı sayılırsın, adamın değerini de anlamış olmalısın.

6. Mektup/ Nadir erkekler...

... Ve yine bana bakıyordu. Köşesinde yazdığı, sıradan erkeklerden olmaktan aslında oldukça utanmıştım. Kadın haklıydı işte. Hatta onun anlattığı prototiplerin kötü olanlarının hepsine aynı anda uyuyordum. (Gazetedeki Hayalet/ İzmir, Mavişehir, Denizli, Isparta)

Cevap: Sizi tebrik ediyorum, kendisi hakkındaki olumsuz bir yargıyı kabullenen nadir okurlardan birisiniz. Size bir itirafta bulunuyorum: Zaman zaman ben de kendimi o kötü prototiplerden biri gibi hissediyorum. Tabii ki kadın olanlarından!

7. Mektup/ Çiftlik hayali...

... 52 yaşında, emekli banka memuruyum. Emekli olduktan sonra eşimle birlikte bir çiftlikte yaşamaya karar verdik ve birikimlerimizi kullanarak kendimize göre bir yer aldık. Üç yıldır eşimle birlikte, Ankara'ya yaklaşık yüz kilometre uzaktaki bir dağ köyü olan Kandırca'da yaşamaktayız. Köydeki çiftliğimizde pek çok sayıda atlar, inekler, kümes hayvanları ve ayrıca meyve ağaçları bulunmaktadır. Bu hoş, huzurlu ve sevimli bölgede, canla başla uğraş vermekteyiz. Bu bizim için hem güzel bir uğraş, hem de bir yaşam sevinci. Büyük şehir imkanlarından sıkça faydalanamasak da, pisliklerinden uzak kalmamız bize yetiyor. Ankara'da çalışan hınzır bir yeğenim var, bizi sıkça ziyarete gelir, yine bir hafta sonuydu, kapıyı çaldı ve içeri girer girmez bana gazeteyi uzattı. Sizinle tanışmam böyle oldu. Gözünüz pek, gönlünüz hoş olsun. (Ömür Bayar/ Kandırca)

Cevap: Yeğeninize ve size teşekkür ederim. Hangi vesileyle olursa olsun tanışmış olmaktan dolayı mutluluk duyuyorum. Bir çiftlikte yaşadığınızı okuyunca nasıl kıskandım anlatamam. At, inek ve kümes hayvanları gibi küçük ve büyük baş hayvan bölümü benim de çok ilgime çekiyor. Ama hayalim bütün bunları emekli olmadan yapabilmek. Kandırca toprağına sevgiler!

8. Mektup/ Kölesini arayan efendi...

... Görüşlerin enfes değil, ama yine de iyisin/ sen de benim gibi bir tahtan eksik gibisin/ zaten bir yere gelenler, bir adım önde olanlar hep eksikler/ tamların ise hiç kompleksleri yok, bu yüzden yaratıcı değil hep kesikler/ tahtası eksikler zeki insanlardır, fantezileri boldur/ her şey de olduğu gibi sekste de onları dizginlemek zordur/ haydi sen köle ol, ben de sahibin efendin/ böylelikle kurtur, hergün takındığın maskelerden ol kendin/ imza efendin (Bektaş Çivici)

Cevap: Olmaz efendim! Benim var zaten bir adamın, o benim efendim. Ayrıca Amistad filmini izlemenizi, köle-efendi ilişkisinin nasıl feci bir şey olduğun keşfetmenizi öneririm. Bir tavsiyem de dizginlenecek atlar bulmanız, bırakın ben özgür kalayım...






 








X