Aynı fotoğraf!

DÜNYANIN en büyük deprem felaketlerinden birini yaşamış bu ülkede fotoğraflar yine aynı...

Bir bina ayakta, yanındaki yerle bir, üç bina sağlam, yanındaki dört bina yok olmuş..
Alın Yalova, Kocaeli fotoğraflarını, sonra bakın Van’daki fotoğraflara, hangisi Yalova hangisi Van söyleyemezsiniz.
Bu fotoğraflar bu ülkenin insanına, insanlarında hayatlarına verdikleri değeri anlatıyor.
Romanya, Bulgaristan, Estonya, Slovenya vs.
Bu ülkeler nasıl oldu da AB’ye girdi diyorsunuz değil mi?
Sadece bir örnek, bu beğenmediğiniz ülkelerin birinde bana bir tek kaçak inşaat gösteremezsiniz.
Hele kaçak inşaat yapıp da, paçayı kurtarıp sokakta gezen müteahhit asla.
Alışveriş merkezleri, siteler, dandik duble yollarla ilerliyoruz sanan bir toplum bugün Van’a ağlar, yarın Edirne’ye...
Binalardan önce kafalar çürük çünkü.
Neye şaşırıyoruz.
Kadercilik akıl tutulmasıdır ve biz buna gitgide mahkûm oluyoruz.
Bu bir toplum için depremden de büyük bir felaket.
Zeki KIRLI

1999 deprem vergi ve yardımları nereye harcandı?

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Başbakan Erdoğan’a soruyor:
1999 Marmara depreminden sonra çıkarılan yasalarla tahsil edilen doğrudan ve dolaylı vergilerin (özel işlem ve özel iletişim) akıbeti hakkında da bugüne kadar ciddi bir bilgi aktarımı yapılmadığını belirttikten sonra: “Bugüne kadar tahsil edilen vergilerin yıllar itibariyle toplam tutarı nedir. Bu vergiler nereye harcanmıştır? 1999’dan beri deprem yardımları için Ziraat veya başka bankalarda açılan hesaplarda biriken para miktarı ve toplamı nedir? Bu hesaplarda biriken paralar hangi tarihlerde ve hangi amaçlarla harcanmıştır?”

Van için yardım koordinasyonu

VAN’da yaşanan büyük deprem sonrası Van Dernekleri Federasyonu, İstanbul’da bir kriz masası oluşturdu. Federasyon Başkanı Seyithan İzsiz yardımlar için battaniye, giyecek, yiyecek, katalitik soba ve akla gelebilecek her şey olabileceğini söylüyor. (Van Dernekler Federasyonu- Beylikdüzü Delta Plaza Kat: 14; Tel: 0212 853 21 82, Başkan İzsiz 0532-435 63 90)

Drakula’yı okuyanımız da kalmadı

PROF. Dr. Celal Şengör, bir Türk boyu olan Sekelilerin unutulmakta olduğunu anlatan yazımızı (22.10.2011) üzüntüyle okumuş... Şengör gönderdiği notta şöyle diyor:
“Onları romantize etme faaliyeti epeydir sürmektedir. Halbuki Bram Stoker’in unutulmaz gotik romanı Dracula’da, Kont Drakula, iftiharla Sekelilerden geldiğini anlatmaz mı? (Gerçi tarihi Drakula, yani bizim Kazıklı Voyvoda dediğimiz sadist Vlad Tepeş Sekeli değildi.)
Sekeliler, Macaristan’ın Osmanlılara karşı verdiği savaşların en iyi tanınan, en kahraman savaşçılarıydılar. Sekeliler unutuluyor denince şunu da düşündüm: Drakula’yı okuyan da kalmadı mı? Veya okuyanlar, orada Kont’un anlattığı Osmanlı tarihi kısmına gelince ne okuduklarını merak etmez mi oldular? En son bu toprakların yavrularından artık sayısını şaşırdığım, izleyemediğim kadarını cehaletin körüklediği bir dehşete kurban vermiş olmanın sıkıntısını atamadan, insanların artık okumaktan da vazgeçtiğini hatırlatan bu haber ne kadar iç karartıcıdır bir öğretmen için.
Atatürk’ün yok etmek için ömrünü verdiği bu cehalet dehşetin gerçek sebebidir, artık uyanalım. Daha nice gencin, yaşlının kanını içecek yeni ortaçağa hoş geldiniz!”

O tren Sirkeci’den yine kalkıyor

TÜRKİYE’den Almanya’ya işgücü anlaşmasının veya bir başka deyişle ilk kafilenin Sirkeci Garı’ndan uğurlanmasının üzerinden tam 50 yıl geçti. 30 Ekim 1961’de Almanya’da dönemin başkenti Bonn’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde bir anlaşma imzalanır. İstanbul’da Tophane’de bir Alman İrtibat Bürosu açılır. Burada tepeden tırnağa sağlık muayenesinden geçenler Almanya’nın yolunu tutar. Sirkeci’den tahta bavullarla yola çıkanları taşıyan tren 50 saatlik bir yolculuktan sonra Münih Garı’nın 11. peronuna yanaşır.
Anlaşmaya göre, gidenler iki yıl çalışıp geri döneceklerdi. Hem gidenler hem de Türkiye buna inanıyordu. Ancak bir kişi vardı ki bunun böyle olmayacağını o zaman görmüştü. Tophane’deki Alman İrtibat Bürosu’nun Alman Müdürü Theodor Marquard tarihe şöyle bir not düşüyor:
“Birçokları Almanya’da yeni bir hayat kuracak, kök salacak ve vatanlarını sadece misafir olarak ziyaret edecekler.”
50. yıl kutlamaları Almanya’da başladı. Hemen her kurum, dernek kendi çabalarıyla bir şeyler yapıyor. Avrupa Hürriyet her gün tam sayfa bir göçmenin yaşam hikayesini yayınlıyor. (Üniversitelerin araştırmacıları not almalılar.)
Berlin Türkevi’nde açılan ve 31 Ekim’e kadar sürecek “Hürriyet’in Tanıklığında Göçün 50. Yılı” sergisi her şeyi gözler önüne seriyor. Federal Uyum Bakanı Prof. Maria Böhmer tarafından açılan bu sergide bir tarih sergileniyor. Herkesin bu sergiyi görmesi lazım. 31 Ekim-1 Kasım günleri Berlin’de tören var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanlar Berlin’e gidecek. İki ülke başbakanları bir grup göçmen aileyle bir araya gelecek.
Almanya’da bunlar olup biterken biz de işte iki yıllığına giden ama oraya yerleşip artık Almanyalı olan Türkleri bu hafta Türkiye’de de hemen her gün hatırlayacağız.
SİRKECİ’DEN KALKIYOR
TRT Türk’ün düzenlediği ‘Gidenlerin Öyküsü’ adlı etkinlikte, yolcuları arasında sanatçıların, edebiyatçıların, gazetecilerin ve göçmen ailelerin birinci nesilden kişilerin bulunduğu tren, bugün Sirkeci Garı’ndan Münih’e uğurlanacak. Tren 30 Ekim günü, Münih Tren İstasyonu’na, 50 yıl önce Almanya’ya ilk göç edenleri taşıyan treninin vardığı 11. perona yanaşacak.
O kadar çok etkinlik var ki, onları da yazacağız.
Yazarın Tüm Yazıları