"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Antalya’da ne yapmalı

Kaç gündür sabrediyorum Antalya’yı yazmak için.

Dur dedim, hele bir sonuna geleyim tatilimin, öyle yazarım, ama dayanamayacağım artık. Bugünü Antalya günü ilan ediyorum.
Konyaaltı ve şehir merkezinde dolandım durdum bu bir hafta boyunca.
O nedenle gözlemlerim bu taraflardan daha ziyade.
Lara tarafına şöyle bir, iki kez bakmak için gittim, fazla kalmadan döndüm, oraları bana hep “uzak memleket” gibi gelir... Hele de Lara Beach...
Böyle kara tarafı Orta Asya tundraları gibi, bir anda atlı ordu gelse da şaşmazsın.
Deniz tarafı da bir tuhaf; koca dalgalar, çakıl yok kum var...
O kadar da beach’ler kondurdular, diskoydu aksiyondu, yeme içmeydi, yaptılar bir şeyler ama hep “yalnız” gelir bana Lara...
O yüzden Laraseverler kızmasın ama Antalya deyince Konyaaltı’dır olay kardeş.
Öncelikle, eğer buralara gelmeyi düşünüyorsanız araba kiralama olaylarını seyahatinizden en az 15 gün önce halletmiş olun, çünkü araç bulmak imkansız. Oto kiralamacılar son yılların en yoğun sezonunu yaşadıklarını söylüyorlar.
Araba ve mobil internet bulmak için öğle saatlerinde şehir içinde koşturduğum için süblimleştim bu arada. Sıcağın ve nemin hissettirdiklerini katı-gaz fazı geçişi dışında başka türlü tarif edemeyeceğim.
Sıcaktan dil dışarıda gezdiren bu şehri en son adamakıllı beş yıl önce ıstanbul Life dergisine Antalya eki hazırlamak için karış karış gezmiştim. O zamanlar gezdiğim yerlere yine uğradım, bu defa bir Törkiş turist gözüyle şehrin bize hitap eden yanlarının değişimini gözlemleme fırsatım oldu dolayısıyla.
Bir defa, Konyaaltı’ndaki plajlar pek fena olmuş. Kötü kötü işletmeler, her yer çok pis, kötü yemekler, sulu çalışanlar, berbat müzikler...
Hani o camları ve müzikleri sonuna kadar açık “Doğan görünümünde şahin” genel başlığı altında topladığımız arabalardan duymaya alışkın olduğumuz türde olanlardan...
Listeyi daha çok uzatırım, kısacası çok tatsızlaşmış bu Beach Park meselesi. Beş yıl önce her yer pırıl pırıldı, beach’lerin çoğu gelecek vaat ediyordu.
Birçoğu el değiştirmiş, hizmet kalitesi de çok düşmüş.
Bebek kakası gibi köfte yemek, “tatlı var mı?” sorusuna “ben varım ya ehi ehi” yanıtını almak, tuvalete gittiğinizde arkanızdan “ücreti alabilir miyiz hanfendüe” diye koşan tuhaf adamlarla karşılaşmak mümkün.

Çölde iki vaha

Beach Park’ta plajların hemen arka tarafındaki yapılarda güzel mağazalar vardı, hepsi boşalmış, geriye bir iki büfe ve can simidi-lastik terlik-güneş kremi vb. plaj malzemeleri satan bir dükkan kalmış.
Eskiden cıvıl cıvıldı, şimdi onun yerini terk edilmişlik hissiyatı kaplamış.
Sahile geri dönecek olursam, iki plajı tenzih etmeli tabii... Birincisi Hillside Su’nun plajı, çölde vaha kıvamında.
Hemen yanındaki 11 Numara da benzer tadı veriyor, kötü deneyimlerimizden sonra birkaç gün bu plajda vakit geçirdik.
Çok eli yüzü düzgün bir yer, bangır bangır müzik yok, herkes pek kibar -en azından tatlı isteyince kendilerini değil, mönüyü veriyorlar-, yemekler de idare eder diyelim. Servis hayli yavaş, bir derdi bu. Bebek kakası yemekten iyidir ama.
Geceleri sahil genelinde acayip bir kakafoni oluyor çünkü hemen hemen tüm plajlar kulübe dönüşüyor. Hafta içi, hatta genelde sezonun büyük bir kısmında birçoğu sinek avlıyor.
Zaten gündüz pek fenalar, geceleri de dünyanın en güzel kulüplerine dönüştüklerini söyleyemeyeceğim.

Lezzete nerelerde koşmalı

Restoran keşfetmekten hep çok korkarım. Zaten halihazırda ıstanbul’da güvendiğimiz mekanlara kar yağarken bir de şimdi buralarda zehirlenip serumu yemeyelim dedik, iyi yerleri bir bilene sorduk.
Antalyalı güzel arkadaşımız Cem sağ olsun, önerdiği her yerde tabak-ları yaladık. ılk adresimiz Hillside Su’nun içindeki 5. Kat’ın terası oldu. Kuşbakışı Konyaaltı, leziz ma-
malar ve güzel servis; pek sık bulu-
nan bir üçlü kombinasyon değil bu.
Bir diğer adres Lara tarafında, Burhanettin Onat Caddesi’ndeki Arzum Döner. ıyi döner bulmak artık her yerde çok zor, çocukluğumun tadı, ıstanbul Bostancı’daki Dörtler’in dönerinin tadı vardı burada (Dörtler hâlâ var bu arada, ben altı yaşındayken damak hafızama kazınmış o nefis döneri hâlâ satıyorlar, onu da bir kenara not alın).
Antalya’nın alametifarikası piyazı deneyecekseniz, 100. Yıl Caddesi’ndeki şişçi Ramazan iyi bir adres. Esnaf Lokantası kıvamında bir mekan olduğunu söyleyeyim, romantik akşam yemeği hayalleriniz yıkılmasın sonra.
Ha, ben cascavlak floresan ışık ve ayna kaplı bir mekanda köfte-piyazla da yaparım romansımı diyorsanız, ben orasını bilmem.
Offf, daha yol maceralarım vardı, fakat sığmayacak, neyse onu da salı günü anlatırım artık.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI