’Anasının kuzusu’ Gülben ağır konuştu

Bugün polemikler diyarına ışınlanıyoruz. İsteyen mavi hapı alıp öteki satırlara geçer, istemeyen kırmızı hapı alıp (bana da) lo lo çeker.

Bilemem artık. Önce bir hatırlatma: Gülben Ergen yılbaşı gecesi Günay’da, popüler isimlerin her birine çeşitli temenniler içeren bir dua(cık) okumuş, bu da Kelebek’te yayınlanmıştı. Sonra Ahmet Hakan bu duayı "ilkokul müsameresi tadında" diye eleştirmiş, özellikle Kábe/AB sentezine takılmıştı. Ardından Gülben Ergen’in kendisine gönderdiği yanıtı okuduk köşesinde: "Nişantaşı kafelerinden Ahmet Hakan’ı sen ayırma yarabbim."

Çok geçmeden Ahmet Hakan yeni bir yazı yazdı. Bu kez 10 maddede Gülben’le Hülya’yı karşılaştırıyordu. Hakan’a göre Avşar, anasının gözüydü. Çünkü iyi polemikçiydi, Kaya’yı iyi pazarlıyordu, boşanmışlığından baş döndürücü bir elektrik yaratacak kadar tiyatrocuydu, "kızgın damdaki kedi"ydi. Gülben ise anasının kuzusu. Çünkü hep şirindi, tek sesli müzikti, ev kızı havasındaydı. Satırlarından sonra anladık ki, bu polemik bir düello tadında ilerleyecek. Nitekim başladık beklemeye, Gülben’den yeni bir açıklama gelsin diye. Ama günler geçti, ses seda çıkmadı.

"BİRAZ KAÇAK GÜREŞ OLMUYOR MU?"

Tarkan gibi
sessiz kalma stratejisini mi benimsedi Gülben diye meraklanmaya başladım. Ve sonunda dayanamadım, kendisini aradım: "Ya ne oluyor, yok mu bir yanıtınız? Bu polemik burada bitmez yani" diye. Bitmezdi tabii. İşte Gülben Ergen’in Ahmet Hakan’ın yazdıklarına yanıtı (Kırmızı Hat’a yakışır kızgın lavlar tadında):

"Hakan, köşesinde yeni fikirler üretse ya... Bir köşe yazarı fikir üretmek yerine mesleğinin zirvesindeki kişileri konu ederek magazinle gündemde kalmaya çalışıyor. Hırsla beklediği popülerliği bu yoldan elde etmeye çalışıyor. Bu biraz kaçak güreş olmuyor mu? Şahsımla ilgili tüm yazdıklarını iltifat kabul ediyorum. Çünkü beni boş polemikler yaratamamakla, eşimi iyi pazarlayamamakla, anne olma duygumu iyi satamamakla, anasının gözü değil de anasının kuzusu olmakla suçlamış. Ne de iyi etmiş... Sırtına elimi koyup poz vermeyi kendime, entelektüel ve bilirkişi olma cübbesini de ona yakıştıramıyorum..."

NOT:
Bence bu iş "Tarafsız Bölge"de sonuçlanmalı. Biz de keyifle izlemeliyiz. Lütfen yani.

Değişme tonton!

Yenilik ne kadar yadırganıyor bu ülkede? Eskisi gibi olmayınca bir şey, "Ama biz böyle seviyoruz, çabuk değiş tonton, eski haline dön" deniyor. Buyrun son misal, Hande Yener’in yeni albümü. "Eller havaya" tadı bulunamayınca şarkılarda, hemen yadırganıyor yapılan edilen. Ama durun yahu, dört-beş kere bir dinleyin, olmadı sonra yine "castara castara" yaparsınız. Naim Dilmener’e sormak gerekir ama, bence çok iyi bir dans albümü Hande’ninki. Farklı ve şu anki piyasa sound’una bir darbe. Nedeni de aranjör Erdem Kınay. Ayşe Hatun Önal’ın son albümünün mimarı da o (Çıkamadı Hatun’un albümü de, nerede kaldı). Diyeceğim aslında başından belli: Bir haftada 110 bin cd satmış Yener. Yani birileri bu değişimi pek güzel sindirmiş içine. Gerisi fasa fiso.

Arşivlik bir Sezen DVD’si

Sezen Aksu’nun Beyaz Show’da çıkmasının şerefine, Aksu’nun 1993 yılında Kanal 6’ya yaptığı şov programından örnekler gösterildi. Káh Minelli káh Monroe olduğu bölümleri kendi hesabıma keyifle anımsadım. Mesela şöyle bir Sezen Aksu DVD’si çıksa, hem eski kliplerin hem de bütün eski TV programları ile kabare şovlarının filan olduğu (Uğur Yücel’li olanlar özellikle), olmaz mıydı? Hem arşivlik hem seyirlik... Aksu’nun 30. sanat yılına da denk düşen bir proje olurdu.
Yazarın Tüm Yazıları