GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Kan ve Kök Hücre Bağışı

Gazetedeki e-posta adresime gelen mesajlar her gün en az bir kişinin kan ihtiyacını bildiriyor. Bazı günler bu sayının ikiye hatta üçe çıktığı da olabiliyor.

 

T.C. Sağlık Bakanlığı kemik iliği nakli bekleyen hastalar ve çok sayıda gönüllü vericiye ait doku grubu antijeni bilgilerinin depolandığı bir Kemik İliği Bankası (KİB) kuracak ve kemik iliği nakli ile ilgili merkezler arasında koordinasyon sağlayacak bir merkez kurmuş bulunuyor: Türkiye Kök Hücre Merkezi (TÜRKÖK). Bu merkeze gönüllü kemik iliği veya periferik kök hücre bağışçıları Türk Kızılayı tarafından kazandırılıyor. Kök hücre bağışçısı kazanımı çalışmaları “Ulusal Kan ve Kan Ürünleri Rehberi” çerçevesinde gerçekleşiyor.

 

Kartal Burak Bora Anadolu Lisesi öğrencileri beş yıl önce bir arkadaşlarına lösemi teşhisi konmasının doğurduğu kan ihtiyacı üzerine başlattıkları Kan ve Kök Hücre Bağışı Kampanyası’nın beşincisini düzenliyorlar bu yıl. Kan bağışının öneminin farkına varmış olan bu gençlerin amacı; kan bağışı bilincini yaygınlaştırmak, kanın sürekli bir ihtiyaç olduğu düşüncesini insanlara aşılamak ve hayat kurtarmak.

 

Söz konusu gençler bu amaçla, geçtiğimiz yıllarda spor kulüplerinin, birçok sporcunun ve ünlü ismin maddi-manevi desteğini alarak oluşturdukları kamu spotunu çeşitli medya kuruluşlarında paylaşmışlar.

 

Liseli gençler üç yıl boyunca Kızılay ile beraber 150, 386 ve 560 ünite kan toplamışlar. Geçen yıl da Düzce Akçakoca Belediyesi ile eş zamanlı olarak 750 ünite kan toplayarak liseler arasında bir rekora imza atmışlar. Rekor hâlâ onlarda. Bu sene okullarında kan bağışlayacak kişi sayısının artmasını ve yeni bir rekora koşmayı bekliyorlar. Bir de projelerinin İstanbul’daki diğer okullara da örnek olmasını istiyorlar.

 

Bu duyarlı gençlere emeğinize ve yüreğinize sağlık demek istiyorum. Dilerim tüm istekleri gerçekleşir.

 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...

Engelsiz temizlik

Dört kardeşin semt pazarlarında başlayıp Ege Bölgesi’nde seyyar satıcılıkla devam ettikleri ticari faaliyetleri kırk yıl içinde verdikleri emek ile bugün kendi ürettikleri temizlik malzemelerini 60 ülkeye ihracat yapan, sanayi ve çevre alanında muhtelif ödülleri olan dev bir kuruluşa dönüşmüş durumda.

Avcı kardeşler beraber kurup geliştirdikleri Viking Temizlik ve Kozmetik Ürünleri’nde edindikleri başarıyı ve deneyimi 40. yılında temizlikteki tüm engelleri kaldırmak ve “görme engellilerin temizlikteki gözü olmak” için Engelsiz Temizlik projesini hayata geçirdiler.

Ev yaşamında sıkıntı yaşayan görme engelli bireylerin hayatında erişilebilir yeni bir alan, kolaylık ve önemli bir fayda oluşturmayı amaçlayan ‘Engelsiz Temizlik’ projesinin lansmanı geçtiğimiz günlerde Karanlıkta Diyalog Müzesi’nde gerçekleştirildi. Projenin tanıtımı için bu mekânın seçilmesi bence çok yerinde olmuş. Zira davetliler tamamen karanlık bir alanda, 50 dakika boyunca görme engelli rehberler eşliğinde dokunarak, koklayarak, duyarak yeni ve farklı bir biçimde görmeyi keşfetme fırsatı buldular. Bu deneyim ‘Engelsiz Temizlik’ projesi ile sunulan uygulamanın görmeyen biri için ne kadar kolaylık getirdiğini daha iyi anlamalarını sağladı.

Viking Temizlik, eşit erişilebilirliğin bir şans değil, bir hak olduğuna ve atılacak adımlarla tüm engellerin kalkacağına inanıyor. Şirket topluma karşı olan sorumluluklarını da güçlü bir motivasyon kaynağı olarak görüyor. Viking Temizlik Pazarlama ve İletişim Grup Müdürü Gökçe Hatipoğlu tüketici beklentilerini göz önünde bulundurduklarını, görme engelli bireylerin hayatlarını nasıl daha kolaylaştırabiliriz diye düşündüklerini ve projeyi bu şekilde geliştirdiklerini belirtiyor.

Proje kapsamında, ARGE çalışmaları sonucunda geliştirilen yazılımla Viking’in tüm ürün etiketlerinin üzerine QR kodlar eklenmiş. Kullanıcılar telefonlarına ücretsiz olarak indirebilecekleri aplikasyon yoluyla ürün etiketindeki kodu okutuyorlar. Bu kodlar kişilerin ürün içeriklerine ve yönlendirme mesajlarına ulaşmasını sağlıyor. Böylece, kullanıcı ürünleri birbirinden kolaylıkla ayırt edebiliyor. Kod okutulduğunda; ürün ismi, gramaj, kullanım alanları, kullanım talimatı, dikkat edilecek hususlar ve iletişim bilgileri kullanıcıya aktarılıyor.  Bilgiler arasındaki her geçiş sonrasında ulaşılan veriler, akıllı telefonlar aracılığıyla robotik bir sesle okunarak görme engelli bireylere dinletiliyor. Kullanıcı dilediğinde sesli arama özelliğini devreye sokup ürünün ismini söyleyerek istediği ürünün içeriklerine kolaylıkla erişim sağlayabiliyor.

Böylece görme engelli bireyler başka birinin yardımına ihtiyaç duymadan temizlik yapma özgürlüğüne kavuşuyor. ‘Engelsiz Temizlik’ projesi, aynı zamanda, ürün hakkındaki doğru bilgilere kolay erişilmesini sağlayarak yanlış ürün kullanımından kaynaklanan sağlık sorunlarını da ortadan kaldırıyor.

Ülkemizde temizlik alanında faaliyet gösteren diğer firmaların da Viking Temizleme Şirketi’ni takip etmesini ve çok yakın bir gelecekte ‘Engelsiz Temizlik’ projesinin ülke çapında yaygınlaşmasını umuyorum.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...

‘Engelli’ mi, yoksa ‘engellenmiş’ mi?

Saygın bir üniversitede görevli fiziksel engelli bir akademisyen Oxford Üniversitesi tarafından düzenlenen bir konferansta sunum yapmak üzere davet edildi. Nisan ayında gerçekleşecek olan konferans için aylar öncesinden yazışmalar yapıldı. Akademisyen engelli olduğunu ve ancak yardımcısının eşliğinde seyahat edebileceğini bildirdiğinde konferansı düzenleyen yetkililer bütün düzenlemeleri buna uygun olarak yaptılar. Yardımcının vize işlemleri için de davet mektubu gönderdiler. Vize işlemleri için Türkiye’de de bir klasör dolusu evrak hazırlandı.

Akademisyenin içi rahattı. Fiziksel engeli bugüne kadar yurtdışında katıldığı onca konferansta kendisine hiç engel olmamıştı. Üstelik her türlü fiziksel engeli aşmasını sağlayan, kendisine el-ayak olan yardımcısı yanında olacaktı.

İngiltere akademisyenin fiziksel engelli bir birey olarak en rahat ettiği ülkeydi. Ulaşım araçlarından otellere, müzelerden kütüphanelere ihtiyaç duyacağı her mekân engellilerin erişimine uygundu. Daha önce erişilebilirlik ile ilgili yaptığı çalışmalarda İngiltere’deki uygulamalara ve yasalara çokça başvurmuşluğu vardı.

İngiltere engellilerin haklarını Eşitlik Kanunu ile koruma altına almış bir ülke. Bu kanunla, günlük faaliyetleri gerçekleştirme becerisini somut bir şekilde ve uzun süreli olarak olumsuz etkileyen fiziksel ya da zihinsel bir engeli olan kişiler engelli kapsamında sayılıyor. Kanunda 12 ayı geçen durumlar uzun süreli kabul ediliyor. Somut terimi ise “giyinmek gibi günlük bir işin normalden daha uzun sürmesi” örneği ile açıklanıyor. Engellilerin istihdam, eğitim, mallara, hizmetlere ve tesislere erişim, mülk alma ve kiralama gibi hakları kanunla koruma altına alındığı gibi pratikte de ciddi şekilde gözetiliyor.

İşte bu nedenle, bir de daha önceki deneyimlerine dayanarak, engelli akademisyen yardımcısı için vize başvurusunda bulundu. Vize başvurusu pek anlaşılmayan gerekçelerle reddedildi. Anlaşılan, engelli haklarına bu kadar önem veren bir ülkede bile, vize memuru engelli bir bireyin gereksinimlerini göz önünde bulundurmadan karar verebilmişti. Muhtemelen evrakları söz konusu akademisyenin engelli biri için hayati önem taşıyan yardımcısından bağımsız seyahat edemeyeceğini, yardımcısının engellenmesinin aslında kendisini engellediğini anlayacak kadar incelememişti.

Bu durum “engelli” kavramını çok yalın bir şekilde açıklıyor. Uygun şartlar altında bir şeyi çok rahat bir şekilde yapabilecek bir kişinin bu şartlara erişmesini engellerseniz, o kişi “engelli” oluyor. Bu akademisyen aynı sunumu kendi ülkesinde veya yardımcısına vize veren başka bir ülkede diğer meslektaşlarından farksız bir şekilde yapabilecekken, yardımcısına vize vermeyen bir ülkede diğer meslektaşlarının aksine çok zorlanarak yapabilecek ve belki de yapamayacak.

Bu durumda; sizce de, “sözü edilen akademisyenin ‘engelli’ mi, yoksa ‘engellenmiş’ mi olduğunun” bir kez daha düşünülmesi gerekmiyor mu?

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Not: Bu yazıda İngiltere hükümetinin genel vatandaşlık hak ve yükümlülükleri hakkında bilgi veren Gov.uk web sitesinin Engelli Hakları bölümünden yararlanılmıştır.

 

Yazının devamı...

Dünya Otizm Farkındalık Günü

2 Nisan, yani bugün, Dünya Otizm Farkındalık Günü. Nisan ayının tamamı ise Dünya Otizm Farkındalık Ayı. Bu sebeple Nisan ayı boyunca tüm dünyada Otizm ile ilgili farkındalık mesajları veriliyor olacak.

Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nerogelişimsel bozukluk. Bu bozukluğun beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılıyor. Günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluk olan otizme neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, bu rahatsızlığın genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular mevcut.

Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention) verilerine göre 2006 yılında her 150 çocuktan birinde otizm görülürken 2012 yılında her 88 çocuktan birinde otizme rastlanmış, 2014 yılında ise her 68 çocuktan birinde otizm görülmüş bulunuyor. Bu rahatsızlığın erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan 4.3 kat fazla. Otizm tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebiliyor. Ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ya da eğitim düzeyi ile otizm arasında bir bağ olmadığı vurgulanıyor.

2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde tüm dünyada otizm için mavi ışık yakılacak. Bu özel günde kamuoyunun dikkatini otizme çekmek için başlatılan ve bütün dünyada ilgi gören Mavi Işık Yak Kampanyası’nın (Light it Up Blue) Türkiye elçisi Tohum Otizm Vakfı. Tohum Otizm Vakfı’nın çağrısı ile bugün Türkiye’de ikonik binalar mavi ışıkla aydınlatılacak; insanlar mavi giyecek ve sosyal medya hesapları üzerinden #otizmemaviışıkyak etiketi ile otizmle ilgili mesajlar vererek otizmin farkında, otizmlilerin yanında olduklarını ifade edecekler.

Tohum Otizm Vakfı Ortaklığı’nda yapılan “Türkiye’deki Bireylerin Otizm Algısı ve Bilgi Düzeyi” araştırması Türkiye’de her 10 kişiden 8’inin otizmin belirtilerini bilmediğini ortaya koymuş bulunuyor. “Otizme Mavi Işık Yak” otizm farkındalığı için herkesi harekete geçirebilecek uluslararası bir kampanya. Kampanyaya hem bireysel hem de kurumsal olarak destek verebilmek mümkün.

Otizme Mavi Işık Yak Kampanyası’nın Türkiye elçisi Tohum Otizm Vakfı bugün otizmli çocuklara ve gençlere ışık olmak isteyen herkesi mavi giyinmeye, #otizmemaviışıkyak etiketiyle sosyal medya paylaşımları yapmaya, binaların mavi ışıkla aydınlanmasını sağlamaya ve otizm farkındalığına destek vermeye davet ediyor.

 

Hepimiz bu davete uyarak otizm farkındalığına katkıda bulunabiliriz.  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...

Engellilik Araştırmaları Konferansı

İstanbul’un eşsiz tarihi yarımadasında yer alan İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi 15–16 Kasım 2018 tarihlerinde Engellilik Araştırmaları–Dünden Bugüne Engellilik Konferansı’na ev sahipliği yapacak.


İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak görev yapan Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezi engellilik alanında disiplinler arası ve sektörler arası, ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar ve projeler yürütüyor ya da bu projelere ortak oluyor. Engellilik olgusunun “hak temelli” olarak ele alınması, bu konuda toplumsal duyarlılığın arttırılması, “engelli” veya “engelsiz” kavramlarının ötesinde “herkes için” bir toplum ve çevrenin geliştirilmesi için çaba gösteriyor.


Engellilik Araştırmaları Konferansı’ ile disiplinler arası bir buluşma hedefleniyor. Teması “Dünden Bugüne Engellilik” olarak belirlenmiş bulunan bu toplantının amacı; Türkiye’de engellilik tarihi ve sosyokültürel süreçleri ile ilgili kaynak oluşturmak.


Konferans için her disiplinden araştırmacılar, eğitimciler, lisansüstü öğrenciler ve profesyoneller yazılı ve/veya görsel-işitsel (video-film, vb.) bildirilerle başvurabiliyorlar. Kongre’ye birden fazla bildiri ile katılmak mümkün. Bildiri özetlerinin 30 Mart 2018 – 30 Ağustos 2018 tarihleri arasında gönderilmiş olması gerekiyor. Kabul edilen bildirilerin ise 15 Eylül 2018’de ilân edilmesi kararlaştırılmış bulunuyor. 


Gönderilen bildiri özetleri Konferans Hakem Kurulları tarafından incelenip değerlendirilecek; teknik olarak yeterli görülmeyen görsel-işitsel bildiriler/yapımlar kabul edilmeyecek.


Yazılı bildirilerin engellilik alanında yapılmış özgün bir bilimsel araştırma içermesi gerekiyor. Bu kategorideki başvurularda bilimsel araştırmanın herhangi bir dergide yayınlanmamış olması koşulu aranıyor. Bu koşul sağlandığı sürece başka bir kongrede sunulmuş araştırmalarla da başvuru yapılabiliyor. Konferansa sunulan yazılı bildiriler arasından seçilmiş bildirilerin tam metinleri, Konferans sonrasında basılması planlanan “Engellilik Tarihi” kitabında yer alacak. Görsel-işitsel bildiriler ise Engellilik Araştırmaları Arşivi’nde saklanacak.


“Dünden Bugüne Engellilik Konferansı”nda sunulması öngörülen bildiri başlıkları: “Engellilik Tarihi”, “Tıptaki Gelişmeler”, “Asistif Teknolojiler”, “Sanat ve Engellilik”, “Erişilebilirlik ve Evrensel Tasarım”, “Kamu Yönetimi ve Sosyal Politikalar”, “Sivil Toplum Hareketleri ve Aktivizm”, “Engellilerde Spor ve Rekreasyon”, “Önyargılar ve Ayrımcılık”, “Diğer”.


Engellilik konusunu bilimsel olarak ele alan böyle bir konferans eminim ki konuya daha doğru bir yaklaşım sağlayacak.   


Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Yazının devamı...

Bir çeşit kavşak tipi musküler distrofi

Katya, LMNA genindeki bir anomali nedeniyle gelişen bir çeşit kavşak tipi musküler distrofi (The LMNA –related of congenital muscular dystrophy) hastası. Bu hastalık da, diğer pek çok kas hastalığı gibi, kaslarda güçsüzlüğe, skolyoza, hareket güçlüğüne, baş ve boyun kontrolünde zayıflamaya, solunum sorunlarına ve kalp bozukluklarına neden oluyor.

Bu genetik hastalık hem kız hem de erkek çocuklarda görülebiliyor. Anne veya baba çekinik (resesif) gen taşıyorsa, hastalık kendilerinde görünmese bile çocukta kendini gösterebiliyor. Yani, daha önceki yazılarımda da ifade etmiş olduğum gibi, hem anne hem de babadan hastalıklı geni alması durumunda çocuk da hastalıklı olarak dünyaya geliyor. Doğuştan gelen bu hastalık nispeten yakın bir zamanda, 1999’da, genetik araştırmacısı Gisele Bonn’un LMNA geninde ilk kez mutasyon olduğunu belirlemesiyle tanımlanan bir müsküler distrofi türü.

Katya 2006 yılında dünyaya gelmiş. İlk nörolog muayenesi 3 aylıkken yapılmış ve kas dokusunda düşüklük fark edilmiş. Motor gelişiminde gerilik 8 aylıkken başlamış. Bir yaşına geldiğinde bu durumun kalıcı olduğu anlaşılmış ve genetik araştırmaya yönlendirilmiş. Küçük kızda musküler distrofi tespit edimişse de türü konusunda herhangi bir karara varılamamış. Tam teşhis ise ancak Katya 3.5 yaşındayken konabilmiş. 2011’de trakeostomi, yani nefes borusu açma operasyonu yapılmış. Katya aylarca hastanede kaldıktan sonra, uygun teçhizatın kurulmasıyla evde yaşamaya başlamış. O zamandan beri kendi evinde ailesiyle beraber yaşamayı sürdürüyor.

Katya kitap okumayı, özellikle de macera kitaplarını çok seviyor. O, aynı zamanda yetenekli bir ressam. Özellikle hayvan ve çiçek resimleri yapmaktan hoşlanıyor. Kendisine göre bir tekniği var; yan yatarak ve fırçayı kendine has bir şekilde tutarak yapıyor resimlerini. Sonra da yaptığı bu harika resimleri sergiliyor.

Katya, nefes borusu açma operasyonunun ardından ventilatörle sürdürüyor yaşamını.

Katya’nın annesi ve babası Julia ve Konstantin Borodulkiny bu hastalıkla yaşayan diğer çocuklara ve ailelerine destek olmak ve deneyimlerini paylaşmak üzere bir web sitesi açmışlar: http://www.katerinab.ru/. Burada medikal raporlar, fotoğraflar, videolar, çeşitli bağlantılar ve bilgiler, danışılabilecek tıp merkezleri ve araştırmalar hakkında bilgiler bulunuyor. Site Rusça olmakla birlikte çevrimiçi çeviri araçları ile diğer dillerde de ulaşmak mümkün.

Katya’nın facebook üzerinde de bir sayfası var: https://www.facebook.com/ekaterina.borodulkina

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

NOT: Konjenital müsküler distrofi konusunda faaliyet gösteren Cure MCD tarafından aileler için hazırlanmış rehberin Türkçe versiyonuna şu adresten ulaşabilirsiniz: https://docs.wixstatic.com/ugd/274224_8acc87e55995400583ad82819d496943.pdf

 

 

Yazının devamı...

Bu araçların önünü kesmeyelim lütfen…

Ben ve kızım fizyoterapiye gitmek için Kadıköy Belediyesi’nin Engelli Taksi hizmetinden yararlanıyoruz. Belediyenin tekerlekli sandalye ile girilebilen asansörlü araçları var. Araç sürücünün yanı sıra bir refakatçi ile beraber gelerek bizi gideceğimiz yere bırakıyor ve işimizin bitiş saatinde eve geri götürüyor. Tekerlekli sandalye aracın içinde kelepçe sistemi ile sabitleniyor. Oldukça güvenli bir sistem, sandalye devrilmiyor. Fakat araç biraz sert fren ya da ani bir hareket yapmak zorunda kalırsa sandalyede oturan kişi epey sarsılıyor. Özellikle boyun ve bel kısmının ağrısı uzunca bir süre geçmiyor.

Türkiye genelinde irili ufaklı pek çok il ve ilçe belediyesi engelli sakinlerine bu hizmeti ücretsiz olarak sunuyor; zira engellilere yönelik hizmetleri yürütmek belediyelere kanunla verilen görevlerden biri. Engelli vatandaşlar ikamet ettikleri belediyenin engelsiz nakil hizmetiyle sağlık kurumlarına; banka, belediye, kaymakamlık, adliye gibi kamu kurum ve kuruluşlarına; cenazelere; sınavlara ve benzeri faaliyetlere erişim sağlayabiliyor. Bazı belediyeler alışveriş ve sosyal amaçlı geziler için de bu imkânı sunuyor.

Bu hizmet engelli bireylerin sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak verdiği gibi sosyal hayata katılabilmelerini de sağlıyor. Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin belirttiği üzere; “engelli yakınlarının çalışma hayatını kolaylaştırmak, yakını olmayan veya yakını olduğu halde kendisi ile ilgilenecek durumda bulunmayan engellilerin güven içinde sokağa çıkmalarını ve ihtiyaçlarını rahatça temin etmelerini sağlamak” konusunda da büyük faydası oluyor.

Belediyelerin bir de hasta nakil ambulansları var. Geçirdiğim ameliyatların ve ağır hastalıkların sonrasında hastaneye bu araçlarla gitmişliğim çok. Hasta nakil ambulansında alanında eğitimli şoför, acil tıp teknisyeni veya hemşire bulunuyor. Bu araçlar tıbbi müdahale gerektirmeyen ancak sedye ile nakil edilmesi gereken kişilerin evden hastaneye, hastaneden eve ulaşımlarını sağlıyor. Yaşlı, engelli, tam ya da kısmi felçli olan hastalar, ortopedi ameliyatı sonrası sedye ile yatarak nakil edilmesi gereken hastalar, kemoterapi-radyoterapi alan hastalar ve diyaliz merkezinin servisi ile nakli gerçekleştirilemeyecek olan yatağa bağımlı böbrek hastaları bu hizmetten faydalanabiliyor.

Belediyelerin bu hizmetleri % 40 ve üzeri ortopedik engelli raporu bulunan tekerlekli sandalye kullanıcılarına yönelik. Bu hizmetten yararlanan ve yararlanmak zorunda olan pek çok kişi var. Araçlar çoğu zaman hiç durmadan yolcu taşıyorlar. Bu araçların sürücüleri çok zor bir iş yapıyorlar: bir hastayı bıraktıklarında, bir diğerine yetişmek ve hemen ardından önce bıraktıkları kişiyi geri almak zorundalar. Trafikte hem çok dikkatli olup yolcularını sarsmamaları hem de sıradaki kişiye yetişebilmek için fazla oyalanmamaları gerekiyor. Başka bir deyişle, bu araçların sürücüleri yolcularını en kısa sürede en az sarsıntıyla nakletme yükümlülüğü taşıyorlar.

Bu yüzden bir engelsiz nakil aracı gördüğümüzde yol vermesek bile yolunu kesmemeli;  başkalarını da bu konuda uyarmaya ve bilinçlendirmeye çalışmalıyız.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...