GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

“Balıkların da kolları yok ki…”

“Engel” kelimesinin ne anlama geldiğini düşündünüz mü hiç?

Türk Dil Kurumu’nca “Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap” olarak tanımlanıyor engel. Ve bana göre bu sebebin üstesinden gelmek; müşkülleri ve pürüzleri aşmak mümkün. Yeter ki isteyelim…

İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenen 2018 Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonası’nda dünya şampiyonu olarak ülkemize altın madalya kazandıran Sümeyye Boyacı, istemiş ve engelini aşmış olanlardan.

Dünya Şampiyonumuz Boyacı, 5 Şubat 2003 tarihinde, Eskişehir’de iki kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık bir şekilde doğmuş. 4,5 yaşında ayağıyla resim yapmaya başlamış. Boyacı’nın suluboya eserleri 2009 yılında Moskova’da sergilenmiş. İlkokul eğitimini aldığı özel okulda ayakları ile yazı yazmayı öğrenmiş. Merkezi Rusya’da bulunan Spikvakov Vakfı’nın önerisiyle Türkçe’ye çevrilen Rus masallarının resimlerini ayaklarıyla çizmiş. Sümeyye 10 yaşına geldiğinde yaptığı resimler yurt dışında bile satılır hale gelmiş.

Bir gün akvaryumdaki balıkları izlerken balıkların da kollarının olmadığını fark eden Sümeyye o an yüzme sporuna başlamaya karar vermiş. 2008 yılında yüzmeye başlayan sporcumuz 2016’da Berlin’deki 30. Uluslararası Alman Şampiyonası’ndan ve yine aynı yıl katıldığı Rio de Janeiro, Brezilya’da gerçekleşen Yaz Paralimpik Oyunları’ndan ödülsüz dönmüş. İtalya Liguria’da düzenlenen 2017 Avrupa Para Gençlik Oyunları’nda ise 50 m. Backstroke S1-5 etkinliğinde (sırtüstü yüzme) bronz madalya kazanmış.

Verdiği bir röportajda, “hiçbir zaman pes etmediğini, engelleri tek tek aştığını” söyleyen Sümeyye Boyacı, 2018 Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonası’ndan “Dünya Şampiyonu” olarak çıkmış ve ülkemize altın madalya kazandırmış bulunuyor.

Geçen yıl Meksika’da düzenlenen Paralimpik Dünya Yüzme Şampiyonası’nı 50 m. kelebekte dünya şampiyonu olarak tamamlayan Beytullah Eroğlu da engelini aşanlardan. 23 Eylül 1995’te Kahramanmaraş’ta kolsuz olarak doğan ve kalça çıkığı nedeniyle bir ayağı diğerinden 12 cm. kısa olan Beytullah Eroğlu yüzme sporuna 2001 yılında başlamış. Eroğlu 2004 yılında profesyonel olmuş. 2005 yılında, henüz 10 yaşında olmasına karşın, ‘Türkiye Şampiyonluğu’ ile taçlanmış. 2006 yılında ise Güney Afrika’da düzenlenen şampiyonada dünyada 11. olmuş.

Beytullah Eroğlu 2007 yılında Trabzon’da düzenlenen 1. Karadeniz Oyunları’nda ilk kez simitsiz yüzmüş. Eroğlu’nun ilk uluslararası deneyimi iki gümüş madalya ile döndüğü, 2008 Slovakya Engelliler Yüzme Yarışması.

2010 yılında Almanya’da dünya şampiyonası elemelerinde beş stilde yarışıp hepsinde dünya şampiyonasına katılma hakkı elde etmiş. Sporcu, 50 m. kelebek ve 50 m. sırtüstü yüzme yarışlarında gümüş madalya alarak gençler sıralamasında 3. olmuş.

Beytullah Eroğlu aynı yıl Hollanda’da yapılan dünya şampiyonası kelebek ve sırt üstü yüzmede dünya 6.’sı olmuş. 2011 yılında Berlin’de yapılan Avrupa Şampiyonası’nda 50 m. kelebekte altın madalya; 200 m. karışıkta ise gümüş madalya kazanmış. 2012 Londra Paralimpik Olimpiyatlarında kurbağa, kelebek, sırt üstü ve 200 m. karışıkta yarışmış ve paralimpik 7.’si olmuş. 2013 yılındaki Montreal Dünya Şampiyonası’nda 50 m. kelebek yarışlarında kategori 1.’si (genel sıralamada 3.) olmuş. 50 m. sırt üstü yarışlarında ise kategori 2.’si (genel sıralamada 3.) olmuş ve her iki stilde de yılın en iyi 2. derecesini elde etmiş. Eroğlu; 200 m. serbest stilde 1., 100 m. serbest stilde 2. olarak toplamda 7 madalya ile yurdumuza dönerek bizleri gururlandırmış.  

Böylesi güzel haberler her zaman sevindiriyor insanı, hem de cesaret veriyor. Yarın bayram, dilerim güzel haberler ve mutlu anlarla dolu harika bir bayram geçirirsiniz.  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Yazının devamı...

Navibaston

Bilişim sektöründe faaliyet gösteren Cyclops Bilgi Teknolojileri, görme engellilerin ve yaşlıların hayatını kolaylaştıracak mucize bir baston için bir yazılım geliştirdi. 

Kamuoyunda EGS olarak bilinen otoyollardaki Hızlı Geçiş Sistemi’nin de mimarı olan Cyclops tarafından tasarlanan bu baston “Navibaston” olarak adlandırılıyor. Navibaston, radyo frekanslarını algılayarak yoldaki taş ve tümsekler konusunda uyarı yapıyor. Sesli navigasyon özelliği bulunan ve akıllı telefonlara uyarlanabilen icat, Türkiye’ye uluslararası alanda birçok ödül kazandırmış bulunuyor.

Navibaston’un en önemli özelliklerinden biri, sesli komutları algılayabiliyor oluşu. Bu uygulama, görme engellilerin ulaşmak istedikleri yere sesli komutlar yardımıyla yürüyerek veya otobüs, metro gibi toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabilmeleri amacıyla tasarlanmış bulunuyor. Navibaston, GPS alıcısı bulunan güncel akıllı telefonlara yüklenebilecek bir yazılım olma özelliği taşıyor.

Söz konusu yazılım; Android işletim sistemi için Android 5 ve üzeri, IOS işletim sistemi için IOS 9.3 ve üzeri sürümdeki akıllı telefonlarda çalışıyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bu yıl “Gören Göz Projesi” kapsamında 41 ilde 5,000 “gören göz” cihazı dağıtırken, sistemin akıllı telefonlara uyarlanmış yazılımı için de düğmeye basmış bulunuyor. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile ortak yürütülen proje kapsamında; 67 ilde, kullanıcılara akıllı telefonlara ücretsiz olarak indirilebilen 25,000 lisanslı “Navibaston” yazılımı dağıtılacak.

Navibaston uygulamasının kullanımı için Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan harita çalışmasının ardından belirlenen 67 il şöyle sıralanıyor:

"Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Eskişehir, Erzincan, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Iğdır, Isparta, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Muğla, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Uşak, Yalova, Yozgat, Zonguldak."

Navibaston başvurusu, belirlenen 67 ilde ikamet eden vatandaşlardan alınacak ve yazılım yalnızca bu illerde kullanılabilecek. Yazılım için; Engelli Sağlık Kurulu Raporu’na göre görme engeline ilişkin tüm vücut fonksiyon kaybı oranı % 70 ve üzerinde olan, 12 yaşından büyük Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başvuruda bulunabilecek. Başvuru için belirlenen koşullara sahip olan görme engelli bireyler, gören göz yazılımını http://gorengoz.aile.gov.tr/ internet adresinden kendi işletim sistemlerine göre indirebilecekler. Yazılımın nasıl yükleneceği ile ilgili ayrıntılı bilgiye yine bu adres üzerinden ulaşılıyor.

Navibaston yazılımı lisanslanması için başvuruda bulunanların verdikleri bilgiler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından kontrol edilerek başvuru şartlarını taşıyıp taşımadıkları belirlenecek. Uygulama, başvuru şartlarını taşıdığına karar verilen kişilerin akıllı telefonları için lisanslanacak ve kullanıma hazır hale gelmiş olacak. Ve umarım, görme engelli kardeşlerimizin yaşamlarını biraz olsun kolaylaştıracak.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

 

 

Yazının devamı...

Uyku Apnesi

İnsan, ömrünün ortalama üçte birini uykuda geçiriyor. Uyku sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak sadece uyumak yetmiyor; aynı zamanda uykunun kaliteli olması da gerekiyor. Kalitesiz uyku, gündüz sürekli uyur halde dolaşma, konsantrasyon eksikliği gibi şikâyetlere yol açarken; yüksek tansiyon, kalpte ritim bozuklukları, felç veya ani gece ölümleri neden olabilen uyku apnesi ile de sonuçlanabiliyor.

Horlamanın neden olduğu en önemli hastalıklardan biri olan uyku apnesi “uykuda solunumun durması” olarak ifade ediliyor. Uyku apnesi gece boyunca defalarca tekrarlayabiliyor. Bu esnada üst solunum yolunun açık kalmasını sağlayan kaslarda gevşeme oluyor; dil kökünün, yumuşak damağın ya da aşırı büyümüş bademciklerin hava yolunu tıkaması sonucunda en az on saniye süresince nefes alınamıyor. Fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip bulunmak uyku apnesi nedenleri arasında gösteriliyor. Bu sendrom sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da görülebiliyor.

Uyku apnesinden şikâyet eden kişilerde horlama üç-dört kat daha fazla, çok kaba ve gürültülü şekilde gerçekleşiyor. Bu kişiler, horlamanın yanı sıra; nefes darlığından, sık sık iç çekmekten, el-kol hareketleri ile çırpınarak uyanmaya çalışmaktan, sık ve uzun süreli solunum durmalarından ve sabahları yorgun uyanmaktan da şikâyet ediyorlar. Uyku apnesi kadınlara oranla erkeklerde ve kalın boyunlu kişilerde daha sık görülen bir hastalık. Bu hastalığa diyabet, tiroid bezi ve kalp-damar rahatsızlıkları da eşlik edebiliyor. Uyku apnesine sahip olan hastaların % 30-50’sinde hipertansiyon da görülüyor. Yaş ilerledikçe uyku apnesinin görülme sıklığı artıyor.

Uyku apnesinin ‘uykuda solunum durması’ dışındaki belirtileri şöyle sıralanıyor:

- Uyku sırasında huzursuzluk

- Horlama

- Sık sık idrara kalkma

- Terleme

- Reflü

Baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, depresyon, sabah yorgun uyanmak ve aşırı derecede uykulu olmak da uyku apnesinin gündüz gözlenebilen belirtileri arasında yer alıyor.

Uyku apnesi belirtilerinin görüldüğü kişiler gün içerisinde birçok ciddi tablo ile karşılaşabiliyorlar. Uykuda ani ölüm, inme, kalp krizi ve kalp yetmezliği, eğer hasta obez ise kilo vermede zorluk, akciğer hastalarında solunum yetmezliği, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık, kontrol altına alınamayan diyabet bu olumsuzluklara örnek olarak gösterilebilir.

Uyku apnesinin iki farklı türü bulunuyor. Bu iki apne türü içinde daha yaygın olarak görüleni olan Obstrüktif Uyku Apnesi (tıkanma tipi); genellikle, boğazın arka kısmındaki yumuşak doku uyku sırasında çöktüğünde solunum yolunun tıkanmasıyla ortaya çıkıyor. İkinci tür olan Merkezi Uyku Apnesi’ nde ise, Obstrüktif Uyku Apnesi’ nden farklı olarak, solunum yolu bloke edilmiyor ancak beyin solunum kontrol merkezindeki kaslara nefes almama sinyali gönderiyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hüseyin Kurtulmuş, “Tıkanma tipi uyku apnesinin en önemli çözümünün diş hekimleri tarafından hazırlanan ağız içi apareyler olduğunu” söyledi. Dr. Kurtulmuş’a göre; Amerikan Uyku Hastalıkları Birliği’nin de onayladığı ağız içi apareyler, bu sorunun en etkili çözümü. Bu apareyler dil kökünü veya alt çene kemiğini öne doğru ittiren araçlar. Bu araçlar, tıpkı bir sporcunun idman yaparak kas geliştirmesi gibi, dil ve çene kaslarını güçlendirerek uyku esnasındaki tıkanmayı ortadan kaldırıyor.

Doç. Dr. Kurtulmuş; tespitlere göre her on kişiden üçünde uyku apnesi rahatsızlığı bulunduğunu, ancak bir o kadar da uyku apnesi hastalığından muzdarip olduğunu bilmeyen insanın var olduğunu, bu kişilerin uyku apnesi hastası olduklarını bilmedikleri için doktora gidip bunu teşhis ettirmediklerini ifade ediyor.

Eğer sizde de yukarıda sıralanan uyku apnesi belirtileri var ise hemen “uyku apnesi testi” için bir hastaneye müracaat ediniz. Bu test bir gece boyunca beyin aktivitesinin ve solunumsal olayların kaydedilmesiyle yapılıyor. Uyku sırasında beyin dalgaları, göz hareketleri, ağız ve burundan hava akımı, horlama, kalp hızı, bacak hareketleri ve oksijen seviyeleri ölçülüyor. Bu işlem sonucunda uyku apnesinin söz konusu olup olmadığı, eğer varsa ne derece şiddetli olduğu ortaya çıkıyor. Ve tedavi hastaya özel olarak planlanıyor.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Not: Bu yazıda İstanbul Aydın Üniversitesi Basın Bülteni’nden ve Memorial Hastanesi web sitesinden yararlanılmıştır.

 

 

Yazının devamı...

Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi hizmete girdi

2018’e ait yıllık iznimin bir bölümünü 30 Temmuz – 7 Ağustos tarihleri arasında kullandım. Tatile gidemeyecek olsam da evde bol bol dinlenecek, televizyonun karşısına geçip vakitsizlikten izlemeye fırsat bulamadığım filmleri seyredecektim.

İznimin ilk birkaç günü gayet iyi geçti. Ancak sonra bir akşam aniden fenalaştım. Beni apar topar Koç Üniversitesi Hastanesi’ne götürdüklerini hayal meyal hatırlıyorum. İlk müdahaleyi acil serviste yaptılar. Yine kanımdaki karbondioksit oranı yükselmişti. Ancak yükselen yalnızca karbondioksit değildi; vücudumuzda bulunan iltihap ve enfeksiyonu belirten değer olan C-reaktif protein (CRP) oranı da normalin üstündeydi.

Bütün günü acil serviste geçirdikten sonra beni tek kişilik bir yoğun bakım odasına aldılar. Geceyi, Bip-Up cihazına bağlı olarak, orada geçirdim. Sabah kanımdaki karbondioksit oranı normale geldiğinden beni beşinci katta bir odaya aldılar. Bu seferki odam hastanenin denize bakan tarafındaydı. Ve ben ilk kez bu yöne bakan bir odada kalıyordum…

Sevgili Doktorum Göğüs Hastalıkları Uzmanı Işıl Uzel her zamanki yakın ilgisini bu kez de esirgemedi benden. Uyguladığı tedavi sonucunda kan değerlerim hızla olması gereken noktaya ulaştı ve hastanede çok uzun bir süre geçirmeme gerek kalmadı. 5 Ağustos Pazar günü akşamüzeri eve döndüm ve o günden beri hastanede başlanan ilaç tedavisine evde devam ediyorum.

Koç Üniversitesi Vehbi Koç Vakfı tarafından 1993 yılında İstanbul’da kurulmuş bulunan bir vakıf üniversitesi. Üniversite, bir Mükemmeliyet Merkezi olma misyonuyla, üstün yetenekli gençler ile değerli öğretim görevlilerini bir araya getirerek, bilime evrensel düzeyde katkıda bulunmayı amaçlıyor. Koç Üniversitesi Hastanesi ise, Eylül 2014’de Koç Üniversitesi’nin eğitim ve araştırma hastanesi olarak faaliyete geçmiş bulunuyor. Hastane, Türk hastaların yanı sıra uluslararası hastalara da hem ayakta hem de yatarak tedavi hizmeti veriyor.

Koç Üniversitesi Hastanesi’nde 3 Haziran 2018 tarihinde yepyeni bir merkez hizmete girmiş bulunuyor: Organ Nakil Merkezi. Prof. Dr. Münci Kalayoğlu mentorluğunda hizmet veren merkez, gelişmiş ülkelerde uygulanan ileri düzeyde organ nakli uygulamalarını ülkemizin hizmetine sunan ayrıcalıklarla öne çıkıyor. Organ nakli cerrahisi eğitimlerini ABD’de tamamlamış bulunan Prof. Dr. Burak Koçak, Böbrek ve Pankreas Nakli Merkezi Sorumlusu; Doç. Dr. Turan Kanmaz ise Karaciğer Nakli Merkezi Sorumlusu olarak uluslararası deneyime sahip uzman bir ekibe liderlik yapıyorlar.

Koç Üniversitesi Hastanesi’ndeki ilk organ nakli 3 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilmiş, kadavradan alınan karaciğer bir hastaya nakledilmiş ve hasta ameliyat olduktan yedi gün sonra taburcu edilmiş bulunuyor. Hastanede 8 Ağustos 2018 tarihi itibariyle 10. böbrek nakli yapılmış durumda.

Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde;

Vehbi Koç Vakfı’nın ülkemize kazandırmış olduğu bu donanımlı sağlık kurumu adeta ikinci evim oldu benim. Zira biraz kas hastalığım biraz da ilerleyen yaşım nedeniyle sık sık rahatsızlanıyorum. Özellikle kanımdaki karbondioksit oranı yükseldiği zaman bilincim de berraklığını yitiriyor. Böyle durumlarda yardımcılarım beni hemen Koç Üniversitesi Hastanesi’ne getiriyorlar. Hastaneye ulaştığım anda kendimi güvende hissediyorum. Ve her seferinde en kısa süre içinde tedavi edilerek taburcu ediliyorum.

Başta Koç Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Özgür Deniz Tezcan olmak üzere; tedavimi üstlenen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Işıl Uzel’e, hastanede kaldığım süre içinde ziyareti ile moralimi yükselten Doç. Dr. Sinem İliaz’a ve tedavime katkı veren tüm hastane görevlilerine yürekten teşekkür ediyorum.  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Not: EFI Akreditasyon Belgesi Bu belge, laboratuvar sonuçlarının bütün dünyada kabul göreceği anlamına geliyor.

Yazının devamı...

Kulaçlar Otizmli Çocuklar için

Geçtiğimiz günlerde Adım Adım Platformu Otizme dikkat çekmek amacıyla Tohum Otizm Vakfı ile ortak bir projede yer aldı. Platform, Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocuklara eğitim desteği sağlayabilmek için gönüllü yüzücüleri ile 30. Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katıldı.

“Dünyanın En İyi 100 Açık Su Yüzme Yarışı” sıralamasında birinci sıraya yerleşen Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı 22 Temmuz 2018 Pazar günü 30. kez yapıldı. Türkiye’den ve dünyadan her meslekten ve her yaştan insanı buluşturan yarışta binlerce katılımcı Asya’dan Avrupa’ya kulaç atarak, kürek çekerek eşsiz bir deneyim yaşadı. Tohum Otizm Vakfı gönüllü yüzücüleri hem Otizme dikkat çekebilmek hem de otizmli çocukların bağımsız, özgür bireyler olarak yaşayabilmelerine destek vermek amacı ile yüzdüler. Aynı zamanda çocuklar için kampanya da açan gönüllü yüzücüler, topladıkları bağışlarla otizmli çocukların eğitimine katkı sağladılar. 

Günümüzde, dünya genelinde her 68 çocuktan biri otizm riskiyle doğuyor. Üstelik bu rakam her yıl artış eğilimi gösteriyor. Dünyada her 20 dakikada bir çocuk otizm tanısı alıyor. Otizm erkek çocuklarda kızlardan dört kat fazla oranda görülüyor. Ülkemizde 0-18 yaş grubundaki otizm tanılı 352.000 çocuk ve gençten, maalesef, sadece 30.050’si eğitime erişebiliyor.

Oysaki otizmin bilinen tek tedavisi erken tanı ile yoğun ve sürekli özel eğitim. Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık % 50’sinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşları ile aralarında hiçbir fark kalmadığını gösteriyor.

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı, 15 Nisan 2003 tarihinden beri kâr amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim vakfı olarak yürütüyor faaliyetlerini. Vakıf, “Otizm Spektrum Bozukluğu” olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimle topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amaçları ile çalışıyor.

Tohum Otizm Vakfı, hem otizmli çocuklar için kulaç atarak farkındalık yaratan hem de Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocukların eğitimi için bağış toplayan tüm gönüllülerine teşekkür ediyor. Vakıf, bağış toplama kampanyasının devam edeceği 5 Ağustos tarihine kadar gönüllülerine bağış desteği bekliyor.

Haydi, gelin bizler de bu çağrıya, imkânlarımız ölçüsünde, cevap verelim. Hem Otizm konusunda bir farkındalık yaratmak hem de otizmli çocukların eğitimine katkı vermek için olanak yaratmış olalım. 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

Yazının devamı...

Kulaçlar Otizmli Çocuklar için

Adım Adım Platformu, Mart 2008’de, yurtdışında ‘Charity Run’ olarak bilinen kolektif yardımseverlik koşusunu Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacı ile kurulmuş bir oluşum. Platform, başta koşu olmak üzere yüzme, bisiklet, dağcılık gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla ülkemizin önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlıyor.

Geçtiğimiz günlerde Adım Adım Platformu Otizme dikkat çekmek amacıyla Tohum Otizm Vakfı ile ortak bir projede yer aldı. Platform, Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocuklara eğitim desteği sağlayabilmek için gönüllü yüzücüleri ile 30. Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katıldı.

“Dünyanın En İyi 100 Açık Su Yüzme Yarışı” sıralamasında birinci sıraya yerleşen Samsung Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı 22 Temmuz 2018 Pazar günü 30. kez yapıldı. Türkiye’den ve dünyadan her meslekten ve her yaştan insanı buluşturan yarışta binlerce katılımcı Asya’dan Avrupa’ya kulaç atarak, kürek çekerek eşsiz bir deneyim yaşadı. Tohum Otizm Vakfı gönüllü yüzücüleri hem Otizme dikkat çekebilmek hem de otizmli çocukların bağımsız, özgür bireyler olarak yaşayabilmelerine destek vermek amacı ile yüzdüler. Aynı zamanda çocuklar için kampanya da açan gönüllü yüzücüler, topladıkları bağışlarla otizmli çocukların eğitimine katkı sağladılar.

Günümüzde, dünya genelinde her 68 çocuktan biri otizm riskiyle doğuyor. Üstelik bu rakam her yıl artış eğilimi gösteriyor. Dünyada her 20 dakikada bir çocuk otizm tanısı alıyor. Otizm erkek çocuklarda kızlardan dört kat fazla oranda görülüyor. Ülkemizde 0-18 yaş grubundaki otizm tanılı 352.000 çocuk ve gençten, maalesef, sadece 30.050’si eğitime erişebiliyor.

Oysaki otizmin bilinen tek tedavisi erken tanı ile yoğun ve sürekli özel eğitim. Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık % 50’sinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşları ile aralarında hiçbir fark kalmadığını gösteriyor.

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı, 15 Nisan 2003 tarihinden beri kâr amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim vakfı olarak yürütüyor faaliyetlerini. Vakıf, “Otizm Spektrum Bozukluğu” olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimle topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amaçları ile çalışıyor.

Tohum Otizm Vakfı, hem otizmli çocuklar için kulaç atarak farkındalık yaratan hem de Tohum Otizm Vakfı’nda okuyan otizmli çocukların eğitimi için bağış toplayan tüm gönüllülerine teşekkür ediyor. Vakıf, bağış toplama kampanyasının devam edeceği 5 Ağustos tarihine kadar gönüllülerine bağış desteği bekliyor.

Haydi, gelin bizler de bu çağrıya, imkânlarımız ölçüsünde, cevap verelim. Hem Otizm konusunda bir farkındalık yaratmak hem de otizmli çocukların eğitimine katkı vermek için olanak yaratmış olalım.
Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...

“Engel Olma Destek Ol”

Toplumumuzda yaşayan çoğu kişi ne yazık ki engel ve engellilik kavramlarının ne anlama geldiğini bilmiyor, öğrenmek için de pek bir gayret sarf etmiyor. Sabancı Üniversitesi Psikoloji Programı öğrencilerinden Tilbe Nur Minisker de tıpkı diğer akranları gibi pek vakıf değildi konuya. Ta ki Adana’da yerleşik Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği ile tanışıncaya kadar…

Tilbe Nur’u engel ve engellilik konusunda bilgilendiren Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından düzenlenen bir etkinlikti. Tilbe Nur konu ile ilgili düşüncelerini bu etkinliğin ardından “Engel Olma Destek Ol” başlığı ile kaleme aldı.

Tilbe Nur’un yazdıkları bana Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan kızım kanalıyla ulaştı. Onun düşüncelerini, yaşıtı gençlere örnek olabileceği düşüncesi ile sizlerle paylaşmak istiyorum:

“İnsan yaşamadan bilemez derler…” diyerek başlıyor Tilbe Nur yazmaya ve şöyle devam ediyor:  “Ben 23 yaşında bir bireyim ve ilk defa bu cümlenin gerçekten ne anlama geldiğini kavradım. Adana’da, “Engel Olma Destek Ol” sloganı altında gerçekleştirilen projeye Artı Özel Eğitim Gönülleri Derneği Kurucu üyesi olan annem Gül Minisker sayesinde dâhil oldum. Peki, bu dernek ne yapar; vizyonu ve misyonu nedir?

Artı Özel Eğitim Derneği 2012 yılında Adana’da kurulmuş bir Sivil Toplum Kuruluşudur. Derneğin kurucu üyeleri Adanalı bir grup iş ve meslek sahibi kadından oluşmaktadır. Derneğin misyonu; Adana’daki çevre il ve ilçelerde yerleşik çeşitli engel gruplarındaki özel gereksinimli bireylerin (özellikle çocukların) ve ailelerinin eğitimlerine katkıda bulunmak, bunun için de konusunda uzman akademisyen veya uzmanlarla bağlantı kurup seminerler/paneller düzenleyerek insanların farkındalığını arttırmaktır.

Artı Özel Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin bu amaçla “Engel Olma Destek Ol” sloganı ile gerçekleştirdiği defilenin bir parçası olmak yazılarla anlatılamayacak kadar güzel bir duyguydu.

Defile konseptinin fikir babası Murat Yıldırım’ın yola çıkış amacı engelli bireylerin dış dünyadaki yaşantılarının çok zor olmasıydı. Günümüzde engelli bireylerin insan olduğunu benimseyemeyen bireyler var; onların ne zorluklarla yaşadıklarını düşünmeden, empati yapmadan davranan ve hatta onları insan yerine koymayan bireyler bunlar. Murat Bey bu proje ile engelli bireyleri engelli olmayan bireylerle kaynaştırmayı amaçlamış ve Artı Özel Eğitim Gönüllüleriyle birlikte koordineli çalışarak projenin başarıya ulaşmasını sağlamış bulunuyor.

 

Üç yıldır yürütülmekte olan bu proje konu ile ilgili farkındalığı önemli düzeyde arttırmış durumda. Projenin gerçekleştirildiği ilk iki yıl Adana ve çevresinde yaşayanların farkındalığı büyük ölçüde artmış, üçüncü yıl da ise proje Türkiye’nin birçok yerinde duyulur hale gelmiştir.

Ben Sabancı Üniversitesi son sınıf psikoloji öğrencisiyim. Bu projede, defileye gönüllü olarak çıkan, kendisi gibi kalbi de güzel kadınlarla birlikte çalışmak beni gerçekten çok etkiledi. Podyumda kendiniz için yürümüyorsunuz; bir amaç uğruna, tek yürek olarak yürüyorsunuz. O noktada cinsiyet, ırk, din, engelli veya engelsiz birey ayrımının hiçbir önemi kalmıyor. Gerçekten insan olmanın ne demek olduğunu anlıyorsunuz, üst sınıf-alt sınıf ayrımından çok uzak oluyorsunuz ve amacınızı gerçekleştirmenin haklı sevincini yaşıyorsunuz.

Beni en çok etkileyen engelli çocuklarımızın aileleriydi. Bu hayata çok masum bir varlık getiriyorsunuz ve onun yapamadıklarını kendiniz yapmak için uğraşıyorsunuz. Gerçek sevginin anlamını o gece defilede yürürken bu şekilde anladım: Bir varlık için yıllarca emek vermek, bir başka ifade ile hayatını ona adamak...

Engelli bireylere sahip çıkmalı, onları azınlık sınıfına sokmak yerine elimizi uzatıp bu hayata ait olduklarını hissettirmeliyiz. Zira onların bizden tek istedikleri saf ve temiz bir sevgi…

Doğma büyüme Adanalıyım, ama sanırım ilk defa gerçekten bu kente ait olduğumu hissettim. Yoğun okul programım arasında bir de mezuniyetle uğraşırken, iyi ki bu güzel projenin bir parçası olmaya vakit ayırmışım. İnanıyorum ki beyinlerdeki engel kalktığında tüm yaşamlar özgürleşecektir!”

Umarım gençlerimiz Tilbe Nur Minisker’i örnek alacak ve engellilerle ilgili farklı projelerde yer alarak konu ile ilgili farkındalığın arttırılmasına katkı vereceklerdir…  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

 

 

Yazının devamı...

Engelli çocuk hakları

Bugünkü köşemi okurlarımdan Zeynep Karaaslan’ın mektubuna ayırdım. Kendisi engelli çocukların hakları ile çok ilgili önemli bir noktaya parmak basıyor bu mektupta.

“Merhaba Ayşegül Hanım, ben Zeynep Karaaslan. 2014 Ekim doğumlu Down Sendromlu oğlum var, adı Yusuf. Yusuf’un Arda adında bir de ağabeyi var. Eşim özel sektörde çalışıyor. İki oğlum için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışan bir anneyim, diğer anneler gibi… Bizler çocuklarımızla birlikte hayatımızı kolaylaştırmaya çalıştıkça, bir iş için başvurduğumuz kurumlar bizlerin işini zorlaştırdıkça zorlaştırıyor. Çocuklarımız için yazılmış hakları ne yazık ki bazen bürokrasi engeli yüzünden kullanamıyoruz. Şahit olduğum konuşmalardan da anladığım şu ki; bazı çalışanların engellilerin hakları konusunda bilgisi yok ve öğrenmeye de niyetleri yok.

Oğlumla ilgili bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum: Biz haklarımızın ne olduğunu Gülhane Hastanesi Engelli Danışma Birimi’nde görevli Ayşe Sarı’dan öğreniyoruz. Engelli çocukların 2 yaşını doldurduklarında bez ödeneği alma haklarının olduğunu da ondan öğrendim. Oğlumun henüz tuvalet kontrolü yok. Bir gün elbette tuvalet eğitimini tamamlamış olacak. Ancak şimdilik bez kullanıyoruz. 

Oğlum 2 yaşını doldurduğunda Ankara Çocuk Sağlığı Hastalıkları Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi’nden randevu alarak başvuru yaptım. Oradaki doktor, oğlum 3,5 yaşına gelince rapor verebileceğini belirtti. Oğlum 3,5 yaşına geldiğinde tekrar gittim. Başka bir doktor vardı ve “5 yaşından önce bez raporu vermem” dedi. Doktora, bez için 2 yaşın dolması yeterli olduğunun yazılı bir hak olduğunu ısrarla anlatmaya çalıştım. “Kafamıza göre iş yapamayız” diyen doktor beni dinlemek istemedi.

Doktor neden bu raporu istediğimi sormadı bile. Bez raporunu yazdıramadan çıktım odadan. ALO 184 Sağlık Bakanlığı hattını aradım, şikâyetçi oldum. Hastane yönetiminden biri (başhekim yardımcısı) beni aradı ve oğlumda anatomik bir bozukluk olmadığı için bez raporu veremeyeceklerini söyledi. Anatomik bozukluk olup olmadığına dair ürolojik muayene yapılmamıştı oysa. Arayan kişiye 2 yaş konusundan bahsettim. O kişi benden, 2 yaş konusunun yazılı olduğu belgeyi istedi ve faksla gönderebileceğimi belirtti. Hastane yönetimi neden hastadan belge istesin ki? Sağlık Uygulama Tebliği’ni bir hastanın değil doktorun bilmesi gerekmez mi?

Belgeleri, Ayşe Hanım aracılığı ile rapor konusunda karar verecek doktora gönderdim. Hastane yönetiminden bir doktor ve ilgili klinik sorumlusu değerlendirmişler. Yaş sınırının 5 yaş değil de 2 yaş olduğu konusunu dile getirmediler ancak bez raporu yazmamalarını başka bir sebebe bağladılar: “Ürolojik olarak yapılan muayenede herhangi bir anatomik problem bulunmadığı için rapor çıkartma durumlarının olmadığı”… Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Engelli çocuğa verilen bez raporu hakkında zaten ürolojik olarak anatomik bozukluk olma şartı yok ki. Üstelik oğlum muayene edilmedi. Çocuğun zihinsel engelli olması başlı başına tuvalet kontrolünün gecikmesine sebep olmaz mı? Bunu tıp eğitimi almamış bir anne olarak ben bile biliyorum.

Aradan uzun zaman geçip beni aramadıklarında ALO 184’ü aradım ve sonucu sordum. Bu telefonumdan sonra şikâyet başvurum, hastanenin hasta haklarından bir yetkilinin beni arayıp sonucu anlattığında tamamlandı. Sonuç: Oğluma bez raporu verilmesi biri doçent iki hekim kararı ile uygun görülmemiş, doktorlar bez raporu için inisiyatif kullanmamışlar. Bana iletilen bunlar.

Oğlumun %70 oranında engelli raporu var. 3 yaş 9 aylık ve tuvalet kontrolü yok. Ama doktorlar, bez raporu vermek için oğlumu uygun görmemişler. Önce 3,5 yaş dediler reddettiler, sonra 5 yaş diyerek geri çevirdiler, şikâyetçi olunca da “anatomik bozukluk yok” diye geri çevrildim. Sağlık Uygulama Tebliği’ni ise kendilerine gönderdiğimizde ise tek hekim kararı ile verilebilen bez raporu için iki doktor; “uygun görmedik” dedikleri için şikâyet konusu ortadan kalktı.

Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) şöyle yer alıyor bu konu:

“Çocuk Hasta Alt Bezi/ Çocuk Külotlu Hasta Alt Bezi (SUT Kodu: A10118)

İşte oğlum her şartı sağlamışken, cümlede altı çizili olan ifade nedeniyle hakkını alamadı.

Bana telefonla verilen cevabı yazılı olarak almak istedim. ALO 184’ü aradım. Sağlık Bakanlığı’nın Bilgi Edinme (SABİM) telefonunu ve mail adresini verdiler. Buralardan yazılı cevabınızı isteyin dediler. Mail göndererek cevabı yazılı istedim. Bana “Birimimizi arayarak iletmiş olduğunuz başvurunuza istinaden gerekli bilgilendirme tarafınıza aranılarak yapılmıştır” cevabı geldi. Tekrar ALO 184’ü arayarak yeni bir talep oluşturdum ve “yazılı cevap istiyorum” dedim. Bana, yazılı cevabı savcılık kanalıyla isteyebileceğim söylendi. Bilgi edinme başvurumda, yazılı cevap alamadım. Bana telefonla ulaşan hastane yöneticisinin ne söylediğini, söylediklerinin doğruluğunu ya da yanlışlığını nasıl ispat edebileceğim?

Doktorların 2 yaşını dolduran engelli çocukları kendi koydukları yaş sınırına dek bekletmelerinin hatta anatomik bir bozukluk aramalarının, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yeri yoktur. Bana verilen en son cevabın bu iki haksız uygulamadan ayrı olarak, SUT içinde geçen “alt bezi kullanması gerekli görülen hastalar” ifadesine bağlanması oğlum adına beni son derece üzmüştür. Oğlum daha ne gibi bir şartı sağlamalı ki doktor uygun görsün? Bu uygulamayı diğer engelli çocuklar için de devam ettirirler mi bilemiyorum. Eğer uygulama bu şekilde devam ederse, birçok engelli çocuk haksızlığa uğrayacak. Ayşe Hanım başka hastanelerde de bu tür olayların yaşandığını, Sağlık Uygulama Tebliği hakkında bilgi sahibi olmayan bazı doktorların 3 yaş, bazılarının 5 yaş sınırında ısrar ettiklerini, bu durumların sık yaşandığını ancak bu zamana dek ilk kez anatomik bozukluk şartı arandığına ve doktorun inisiyatifini çocuk aleyhine kullandığına şahit olduğunu belirtiyor.

Ben başka bir hastaneden oğlumun bez raporunu aldım. Raporu veren o doktor, anatomik bozukluk şartı aramadı. Raporumu aldım ancak bu olayın bu şekilde kapanmasını istemiyorum. Yazılı cevap için ille de savcılığa mı başvurmam gerekiyor bilmiyorum ama yazılı cevap almak benim vatandaşlık hakkım. Aynı sorunu yaşayan aileler adına bu yaşadığımı duyurmak istiyorum. Oğlum büyüyor. Kim bilir gelecekte ne sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Haklarımızı öğreniyorum, oğlumun yaşıtları ile eşit şartlarda yaşaması için tüm çabam. Eğer yetkililer bize engel olmazsa hayatımız daha kolay olacak. Ayrıca tüm haklarımız ve vereceğimiz mücadele için bizlere yol gösteren, hayatımızı kolaylaştıran Ayşe Hanım’a çok teşekkür ediyorum.

Ayşegül Hanım, oğlum için, diğer engelli çocuklar için, yaşadıklarımızın duyulması için bana, bize destek olun lütfen.”

Ben sevgili okurumun mektubunu yayınlayarak tarafıma düşeni yaptım. Bundan sonrası konunun ilgililerine ve yetkililerine kalıyor. Eminim ki onlar da ellerinden geleni yapacaklardır…

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının devamı...