Amerika’nın elit kulüpleri

İnsanların kabul edilmek için sıraya girdiği... Binlerce doları gözden çıkardığı... Gösterişli binaların içinde, şehirden kopuk gettolara dönüşen özel kulüpleri anlatacağım. Washington’dan ve New York’tan örneklerle...

GİZLİLİK TAKINTISI Binadan içeri girdim. Resepsiyondaki görevliye yöneticiyle görüşmek istediğimi söyledim. Az sonra aşağı indi. Ama gazeteci olduğumu öğrenince... Suratı asıldı. “İsim veremem” dedi. “Üyeleri konuşmam” dedi. Sonra “Benim bile adımı yazamazsınız” diye ekledi. Ardından birkaç soruma ayaküstü cevap verip ayrıldı. Bu, kentin 120 yıllık kulübü Columbia’daki durum. Chevy Chase Club’a gittiğimde müdürün ismini bile vermediler.

ŞİŞİRİLMİŞ GİZEM Gizlilik esas ama masonik bir yapı yok. İnsanlar buraya girdiklerinde özel hayatlarının saklı kalacağını biliyorlar. O kadar... Fakat saklanan isimler Coca Cola’nın formülü muamelesi görünce de... Dernekçi ağzıyla... Hazirunu ele geçiren gazete, en tepeden, “İşte bilmem ne kulübünün üye listesi” deyip alay-ı vâlâ ile hepsini basıyor. Yok yere yaratılmış bir gizemin, suni cazibesi...

KÂĞIT OYNAYANLAR Öğlen hem Chevy Chase’de hem Columbia’da oyun odalarında kadınlar vardı. Bir tür konken partisi. İçerideki yüzlerse gayet aleladeydi. Georgetown kuaförlerindeki profilden farklı değil. Ya da belki de şöyle demek doğru!.. Önce Georgetown’daki kuaförlere gidiyorlar. Sonra da herkes kendi kulübüne dağılıyor.

80 BİN DOLAR Bu işin karikatürize edilmiş kısmı tabii. Yoksa, bu kulüpler hâlâ üyelik için güçlü referanslar isteyen... Ve referans olsa bile, Columbia’nın yöneticisinin söylediğine göre 80 bin dolara kadar giriş ücretleri talep eden özellikli yerler. Öğlenleri hafif geçiyor olabilir. Ama asıl hikâye akşamları başlıyor. Önce barda martiniyle. Sonra masada iyi şarapla. Sosyalleşme faslında...

SINIF GARANTİSİ Niye veriyorlar peki bu parayı?.. Karşılığı var mı?.. Şundan... Verdiğiniz para, size, içeri girdiğinizde konuşacağınız kişinin sizinle aynı sınıfta olma garantisini sağlıyor. Asansörüne bindiğiniz binada, geçerken omzunuza değen insanın sosyal statüsünü önceden bilme ‘huzuru’... Kimler üye oluyor diye sordum Columbia’nın müdürüne. “Aynı mahallede oturanlar da var, Florida’da yaşayanlar da... Politikacı da var, yatırımcı da...” dedi. Ortak payda, dediğim gibi... Ortak sınıf...

YENİ PARA YERLERİ Her geleneğin köhne bir yanı da vardır. Bu özel kulüplerin içinde de çoktan demode olmuş birçok kulüp bulursunuz. Ama onların yanında... Özellikle New York’ta, yeni paranın kurduğu, girilmesi neredeyse imkânsız yeni yerler de duyabilirsiniz. Beş yıl önce kurulan Core Club gibi... Aşağı yukarı 600 üyesi var buranın. Ve Madison Caddesi’ndeki, üstünde hiçbir tabela olmayan kapısından içeri girdiğinizde, size istediğiniz konunun en güçlü kişisiyle sohbet imkânı sağlayan bir üye profili... Örneğin kafanıza takılan şey Murdoch’un iPad gazetesiyse... Gidip biraz ileride duran Vivi Nevo’yla konuşuyorsunuz!.. 2012 seçimleriyse... Bill Clinton büyük ihtimalle orada oluyor!.. Kentte yeni yapılan bir binanın estetiği konusunda uzun süredir karar veremediyseniz de... Starchitect (yıldız mimar) Richard Meier’e gidip soruyorsunuz: “Sence ne yapmalıyım?.. O binayı beğeneyim mi beğenmeyeyim mi?..”

İÇERİDEN BİLGİ Bir gün tesadüfen New York’taki National Arts Club’un başkanıyla tanışmıştım. Sonra onun davetiyle, zaman zaman akşam buluşmalarına gittim. Buralarda yaşananların bir yönünü de o dönem National Arts Club’un bar sohbetlerinde keşfettim. Bir seferinde, sohbete parkın hemen karşısındaki Gramercy Park Hotel’in eski sahibi aileden biri de katıldı. Yanında sevgilisi, İranlı bir kadın... İkisi de martiniden artık ayakta zor duruyorlar. Saatler ilerledikçe sohbet koyulaştı. Ve adam bir ara binayı satın alan, otelci Ian Schrager hakkında ağır laflar etmeye başladı. Ortamı özetlemeye çalışayım. Barda bir sürü insan var. İranlı kadın bana Perslerden, Türkiye’de yaşamış atalarından bahsetmeye çalışıyor. Benim kulağım adamın anlattıklarında. Yanımda duran kulübün başkanı da, üye olup yılda 800 dolar para vereyim diye, “Bunlar babalarının mirasını nasıl batırdı sana anlatacağım sonra. Daha bir sürü öykü var burada” deyip kulağıma bir şeyler fısıldıyor. İçeri girdiğinizde gazetelerde okuyamayacağınız şeyler duyuyorsunuz. Ama bir yandan da... Sosyalleşmenin kaçınılmaz yan etkilerine mutlaka maruz kalıyorsunuz... İnsanın o fesat, kinik yanına...

BİNALAR BAKIMLI Gayrimenkul hep en önde. Gösterişli bina, bir kulüp için olmazsa olmaz. Ancak en önemlisi... Bu binalar her zaman çok bakımlı!.. Columbia’nın müdürüne sordum. “Evinize nasıl bakıyorsanız biz de buraya öyle bakıyoruz. Alınan paranın büyük kısmı buna ayrılıyor” dedi. Para ihtişamı yaratıyor!.. Görkem parayı çekiyor!..

ASLA BİTMEYECEK Kriz günlerinden miras, sık sık rüşvet, yolsuzluk haberleri çıkıyor şimdi. Daha yeni yeni keşfediyorlar. Ve bu mesele artık nasıl bir takıntıya dönüştüyse... Hikâyelerin çoğunda da bir kulüp üyeliği meselesi oluyor. 3 milyon dolar çarpmış diyelim. 100 bin dolarını götürüp bir kulübe yatırmış. “Bu iletişim çağında niye hâlâ insanlar sizin gibi kulüplere üye olmaya çalışıyorlar” diye sordum Columbia’nın müdürüne. Aynen şöyle dedi: “Yüz yüze oturup sana benzeyen insanlarla konuşmanın yerini hiçbir şey almaz çünkü.”

İLİŞKİLERİN FORMÜLÜ Daha önce kültür tarihçisi Paul Fussell’ın ‘Sınıf’ kitabından bahsetmiştim. Kitaptan bu kulüp meselesini anlamaya yarayacak tek bir alıntı... “Karşınızdaki kişiyle aynı sınıftan olduğunuzu nasıl anlarsınız, biliyor musunuz?” diye soruyor bir yerde Fussell. Ve sonra mealen şöyle cevap veriyor. “Eğer bahsettiğiniz şeyler hakkında ilave açıklama yapma ihtiyacı duymadan konuşabiliyorsanız, o kişiyle aynı sınıftansınız demektir.”
İşte bu kulüp ilişkilerinin sihirli formülü de bu!..

YALIE VE HARVARDIAN

İki hafta önceydi. Washington Büyükelçisi Namık Tan, kentin en bilinen kulüplerinden Cosmos Club’ta bir konuşma yaptı. Geceyi izlerken, aynı masaya düştüğüm Washington’lı bir çiftle politika konuşmaya başladık. Karı-koca ikisi de Yale mezunuymuş. Adam doktor, kadın avukat. Sonra laf Obama’ya geldi. Ve kadın, “Onun bence davranış sorunu var. Bütün Harvard mezunlarında vardır” dedi. Sonra da ekledi: “Bir Yalie (Yale mezunu), asla bir Harvardian (Harvard mezunu) kadar kibirli olmaz.” Türkiye’den alışık olduğum şeyler. Herkesin kendine göre uyarladığı, yan yana tuvaletini yapan, iki farklı okuldan öğrencinin birbirine laf sokmasını anlatan fıkralar gibi. Biri işi bitince elini yıkamamış. Öteki, “Bize okulda elimizi yıkamayı öğretirler” demiş. O da ona, “Bize okulda elimize işememeyi öğretirler” demiş falan filan...
Kulüp meselesinde bir yönüyle de bu duygunun etkili olduğunu düşünüyorum. Aidiyet hissinin!.. Sınıf ayrımcılığı, elitizim, politika hepsi kabul. Ama bir yanıyla da, kısaca “Ben şuradanım” demek istiyorlar.
En basit haliyle... Neden bir takım tutuyorsanız... Bütün uhrevi, kutsal yönleri bir yana, neden cumaya gidiyorsanız... Neden insanlara durmadan memleketini soruyorsanız ondan...
Yazarın Tüm Yazıları