"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Ak ve kara

Bugünkü siyasi tabloda “beyaz” olan hangi taraftır, “siyah” olan hangi taraf? İktidar mı, muhalefet mi?

Olaylara böyle “siyah-beyaz” diye at gözlüğüyle mi bakıyoruz?... Böyle bakıyorsak düşünce tarzımız dogmatiktir, fazla önyargılıdır. Ona göre da tavırlarımız keskinleşir, sertleşir. Demokratik rekabet bir meydan savaşına döner. Partiler arası diyalog falan hak getire!
Öyle değil de, olayları anlamaya, farklı renkleri görmeye çalışarak bakıyorsak, düşünce tarzımız dogmatik değil analitiktir, peşinen ve toptan hüküm vermekten sakınıp araştırmaya, analiz etmeye çalışıyoruzdur. Davranışlarımız mutedildir, partiler arasındaki ilişkiler çatışmacı değil, normaldir.
Bu tabloda “biz” neredeyiz diye kendimize soralım...

SİYASİ KÜLTÜR SORUNU

Fakat önce, siyaset bilimci Martin Lipset’ten bahsetmek istiyorum. Çünkü siyaset biliminde incelenmiş konulardır bunlar; demokrasinin gelişme aşamalarında başka ülkelerde de görülmüştü. Bir bakıma demokratik siyasi kültürün ‘azgelişmişlik’ görüntüsüdür bu tablo.
Lipset “Siyasal İnsan” adlı kitabında, örneklerle ve istatistiklerle anlatır: Otoriter düşünmenin ve davranmanın belirli özellikleri vardır: Olaylara ak-kara ayırımıyla bakarlar; ya dost, ya düşman diye... Farklı renklerle, çevrelerle sosyal ve zihinsel iletişimleri zayıf, fikir alışverişleri cılızdır. Kendi doğrularına kapanmışlardır...
Acele hüküm verirler, çabuk harekete geçerler.(s. 103-107)

‘BİZ’ NASILIZ?

Peki, “biz” böyle miyiz? Yoksa “biz” açık fikirli, sağduyulu ve demokrat insanlarız da “ötekiler” mi böyle?
Aşırı kutuplaşmış toplumlarda genel eğilim böyledir. “Biz” iyiyizdir, “ötekiler” kötü... Birbirimizi anlamaya, empatiye, diyaloğa ne gerek var!
Madem AKP ve karşıtları olarak bir kutuplaşma içindeyiz, kendimizi şöyle bir soruyla sınayabiliriz: “AKP’nin olumlu ve olumsuz yönleri, davranışları, uygulamaları nelerdir?”
Cevabımız külliyen olumlu veya külliyen olumsuz ise, Lipset’in anlattığı gibi, “siyah-beyaz” at gözlüğüyle bakıyoruz demektir.
Muhalifler bu gözle baktıklarında AK Parti iktidarı döneminde ekonomi, sağlık, kentleşme, eğitim gibi alanlardaki olumlu gelişmeleri görmezler ya da önemsemezler. Bu yüzden eski ezberlerini sürdürürler, mukabil politikalar geliştiremezler. Muhalefetimiz biraz da böyle değil mi?

BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE

İktidar yanlısı olanlar da “külliyen iyi” diye bakarlarsa, ülkede niye bu kadar gerginlik var, nasıl yumuşatırız diye düşünemezler, toplumun farklı kesimleriyle empati yapamazlar, öfke dilini bırakamazlar. Parti içinde fikir ve öneri çeşitliliği gelişmez, parti politikaları katılaşır... Sonunda kendilerinin yönetmekte zorlanacağı gergin bir toplum ortaya çıkar!
Bugünkü Türkiye’de muhalefetin de iktidarın da durumu böyle değil mi? Halbuki bunların hepsi siyasi tarih ve siyaset bilimi kitaplarının yazdığı gerçekler!
Büyük Âkif’in dediği gibi, “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
Elbette sağcı, solcu, muhafazakâr, sosyalist, liberal olabiliriz. Fakat “felsefi tercihimize” uygun bir partinin davranış ve politikalarını eleştirebilecek düşünce bağımsızlığına sahip aydınların ve bir de parti içi demokrasinin bulunması siyasi hayatın normalleşmesi için şarttır.
Partiler mücadelesinin kabileler savaşına dönmesini önleyecek zihinsel iletişim kanallarını onlar açabilirler, siyah ve beyaz dışındaki renklere onlar dikkat çekebilirler... Ya onlar da “savaşçı” olursa?! Allah korusun!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI