"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Adalet Bakanı’na kulak verin

ADALET Bakanı Sadullah Ergin’in NTV’de yaptığı konuşma gazetelerde de dün yer aldı.

Bu köşede siyasetçileri sıkça eleştiriyorum. Popülist konuşmalar yaptıkları için, kendi yakın çevrelerinde kapalı kapılar ardında konuştuklarını halkın önüne çıkıp söylemeye cesaret edemedikleri için, siyasetin sorunlara çözüm bulma işi olduğunu hatırlamadıkları için vs.

Onun için Adalet Bakanı’nın söylediklerini buraya bir kez daha aktarmak istiyorum.

Şöyle diyor: “Oslo tartışmaları benim içimi kanatıyor. Çünkü terör, yakıcı, yıkıcı ve tahripkâr bir sorun. Bu sorunun tartışılmasında siyasetçilerin, medya mensuplarının, STK temsilcilerinin ‘Benim düşüncem, sözüm var’ diyen herkesin siyaset ve demagoji yapmadan, doğru zeminde konuşmamız gerekiyor. Sadece siyaset olsun diye yapılan bu eleştiriler maalesef bu problemin çözümüne katkı sunmuyor, farkında olmadan sadece kısır bir çekişmenin tarafı oluyoruz. Bir devlet, karşı karşıya olduğu bir sorunu çözmek için elindeki enstrümanların hepsini kullanır. Bu çalışmaların bu tür polemiklere kurban edilmemesi gerekir. Abdullah Öcalan’ın da bu sürece girmesi konusunda ayrım yapmıyorum. Bu sorunu çözecek tüm enstrümanlar vardır. Değişen şartlar ve ortama göre, istihbarat birimi, siyaset kurumu, güvenlik bürokrasimiz oturup karar verirler. Hangi enstrümanı kullanmayı kararlaştırırlarsa onu kullanırlar. Bunu yapmamaları bir eksikliktir. Bu milleti, bu devleti bu illetten kurtarmak için gerekli görülen adımları atmak bir görevdir.”

Bakan sorumlu bir politikacının yapması gerekeni yapıyor, düşündüğünü söylüyor, bu nedenle eleştirilmekten de çekinmiyor.

Bu cesaretli çıkışını hükümete de taşımasını, Başbakan’ı da ikna etmesini bekliyorum. Dilerim ki başarılı olsun.

Siyaseti algılama biçimimiz sorunlu

ADALET Bakanı’nın konuşmasında dikkatinizi çekmek istediğim bir husus daha var.

Bakan uyarısını yaparken “siyaset ve demagoji yapmadan” ve “siyaset olsun diye yapılan bu eleştiriler”den söz ediyor.

Belli ki birçoğumuzda olduğu gibi bakanın zihninin gerisinde de “demagoji yapmak” ile “siyaset yapmak” yan yana.

“Siyaset olsun diye” boş gevezelikle vakit geçirilmesine de o kadar alışmış ki bunu özellikle vurguluyor. Böyle yaptığı için Bakan Ergin’i eleştiriyor değilim elbette. O doğru bir şey söylerken bile siyasi kadroların bu meseleyi nasıl algılayabileceğinden endişe ediyor.

Çünkü ne yazık ki bu ülkede siyaset yapmak böyle bir iş zannediliyor.

Siyaset yapmak, öfkeli nutuklar atmak, masaya yumruğunu geçirmek, karşısındakinin lafını ağzına tıkmak, her gün birilerine laf yetiştirmek olarak algılanıyor.

Çünkü bugüne kadar böyle oldu.

Siyaset oturup konuşmak, sorunların çözümü için ortak paydaları bulabilmek, bir masanın etrafında uzlaşmaya çalışmak olarak yapılmadı. En sert demeci verenin kazandığı bir oyun gibi görüldü.

Birbirlerine ağza alınmayacak, bir mahalle kahvesinde karşınızdakine söyleseniz burnunuzun ortasına yumruğu yemenize neden olacak sözleri söyleyerek siyaset yaptıklarını zannettiler.

Adalet Bakanı’nın bu çıkışından bir ders alınır da siyasetçiler medeni insanlar gibi birbirleri ile konuşmaya başlarlar mı?

Doğrusunu isterseniz bugün için çok umutlu değilim.

Çünkü bu siyasi iklimin doğmasının ve itibar görüyor olmasının en önemli nedeni de seçmenlerin hâlâ karizmaya ve ne söylendiğine değil, nasıl söylendiğine önem veriyor olmasıdır.

Tek seçicinin anketli demokrasisi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, AKP’yi önümüzdeki yıllarda yönetecek 50 kişilik “A Takımını” belirlemek için yoğun bir mesai harcıyormuş.

Bununla ilgili haberleri gazetelerde okudum.

Başbakan parti içinde anketler yaptırmış. Raporlar hazırlatmış. Kendi notlarından da yararlanarak 50 kişilik kadroyu belirleyecekmiş.

Başbakan bunun için milletvekilleri ve il başkanlarına, “isimlerini yazdırarak” yaptırdığı “Parti yönetiminde kimi görmek istersiniz” anketinin, kapalı zarf içinde kendisine gönderilmesini de istemiş.

Erdoğan herkesin altına imzası olan anket formlarını, parti yöneticilerine değil, profesyonel araştırma ekibine teslim etmiş.

Belli ki AKP Kongresi, bir kez daha nevi şahsına münhasır bir kongre olacak. Delegeler Başbakan’ın önlerine uzatacağı listeyi sandığa atacaklar. “Tek seçici” ne derse o olacak.

Gazetelerdeki haberlere göre Başbakan AKP kongresinde “ma-nifesto niteliğinde tarihi bir konuşma” da yapacakmış. Bu konuşmasında “demokrasi” ve “özgürlük” temalarını işleyecekmiş.

Fıkra gibi geldi bana!

Demokrasi üzerine tarihi bir konuşma yapılacak kongrede ama o kongre için demokrasi “tek seçicinin tercihlerinin kabul edilmesinden” ibaret!

 

X