Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

ABD “Söylediğinizi kulağınız duymuyor”

Başkan Bush’un katıldığı Brüksel doruğunda ayrı bir gündem maddesi halinde ele alınmadı, ancak müttefik ülkelerdeki Amerikan aleyhtarlığı, üzerinde en çok durulan gelişmelerden biriydi.<br>

Başkan Bush’un katıldığı Brüksel doruğunda ayrı bir gündem maddesi halinde ele alınmadı, ancak müttefik ülkelerdeki Amerikan aleyhtarlığı, üzerinde en çok durulan gelişmelerden biriydi.

Amerikalılar, Uluslararası alanda aleyhlerinde esen havanın farkındalar. Avrupa’da, NATO müttefikleri içinde de anti’cilerin yaygınlaştığını biliyorlar. Ancak buna pek o kadar önem vermiyorlar. Rahatsızlıklarını belirtmekle yetiniyorlar. Türkiye konusunda olduğu kadar sinirlenmiyorlar. Kızgınlıklarını da açıkça ortaya dökmüyorlar.

Bush yönetiminin böylesine sert tepki vermesinin nedenlerinden biri, Amerikan aleyhtarlığının Türk kamu oyunun genelinde, sokaktaki insana yayılma oranından değil, AKP ve bazı resmi kişilerden kaynaklanması. Türkiye’de, 1970’lerdeki gibi bir Amerikan aleyhtarlığının bulunmadığının farkındalar. Telaş, önlem alınmadığı taktirde, söylemler değiştirilmediği taktirde, işin ucunun kaçırılma tehlikesinden kaynaklanıyor.

Bunun tipik örneklerini sorduğunuzda, hemen AKP Milletvekili Elikatmış’ın, Amerikan askerlerinin soykırım yaptıklarını söylemesini, Başbakan Erdoğan’ın bazı konuşmalarını, Ege Ordu komutanı Tolon paşa’nın kimi açıklamalarını gösteriyorlar. Ellerinde epey uzunca bir liste var. Meraklılarına tavsiye ederim, alıp şöyle bir karıştırsınlar.

AKP liderleri ve Askerlerin, Türk- Amerikan ilişkilerine “çok hoyratça” yaklaştıklarını söylüyorlar. Zaten zor bir süreçten geçilirken, kelimelerin seçiminde daha fazla özen gösterilmesi gerekirken, “vur abalıya” misali, nereye varacağı hesaplanmadan, sırf kamu oyunda puan sağlamak için demeçler verildiğine dikkat çekiyorlar.

Bu konudaki en büyük duyarlık, doğal olarak , Ankara’daki Büyükelçilikten kaynaklanıyor. Edelman’ın bu konuda önlem alınmadığı taktirde, Amerikan aleyhtarlığının kontrol altında tutulamayacak boyutlara varacağından çekindiği vurgulanıyor.

Ankara’ya yönelik şu aşamada henüz resmi bir baskıdan çok, dolaylı bir uyarı kampanyası yapılıyor. Ancak işin çok ciddi olduğunu da bilmekte yarar var. Hafiften alıp “Canım, Edelman da abartıyor.” diyerek işin içinden çıkılabilecek gibi değil. Amerikanın en ciddi gazetelerinde arka arkaya çıkan yazılar, ilişkilerde önemli bir çizik yarattı.

Türkiye politikalarını Amerika sinirleniyor diye değiştirmez.Washington’u veya B. Elçi Edelman’ı kırmamak için açıklama yapmaktan da vazgeçmez.

Ancak konuşurken, söylenenlerin nereye varacağı da iyi hesaplanmalı. Kaç yapayım derken, göz çıkarılmamalı.Eğer sözlerimizle kıracağımız bardakların sayısını biliyor ve sonucunu göze alıyorsak, tamam. Sorun yok. İstediğimizi söyleyelim. Ancak laflar ağzımızdan çıktıktan sonra,”Yahu galiba biraz fazla kaçtı “ diye ardından Amerikaya sempati dolu sözlerle gönül almaya çalışmak, açılan yaraları kapatmıyor. Şark kurnazlığı Uluslararası ilişkilerde geçer akçe değil. Üstelik Amerikalılar, şimdiye kadar hiç görülmedik oranda alıngan ve duyarlı bir süreçten geçiyorlar. Bundan dolayı ekstra dikkat gerekiyor.
Tekrar etmemde yarar var: T.C Devletini yönetenler nasıl konuşacaklarının dersini Amerikalılardan alacak değiller. Ancak ne konuştuklarını, sözlerinin ne anlama geldiğini de iyi bilmek durumundalar. Yani, bir Amerikalı yetkilinin, Türkiyede çok sık kullanılan bir deyişle anlatmak istediği gibi: “söylediklerinizi kulağınız duymuyor.”

* * *

ANKARA NE YAPMALI ?

Başkan Bush’un, Başbakan Erdoğan ile ayakta çok samimi şekilde konuşmasına, şakalar yapmasına sakın aldırmayın. Bu samimiyet gösterisi, Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığı tartışmalarını zerrece etkilemez. Başkan Bush, Türk Başbakanı ile kucaklaşsa dahi, bu tartışmalar yok olmayacaktır. Hatta bundan sonra çok daha ciddi şekilde izlenecektir.

Amerikan aleyhtarlığı suçlamalarının Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliğinden kaynaklanmasını da bir küçümseme nedeni olarak görmemek gerekir. Alarm işaretlerinin, Ankara’dan Washington’a aktarılması da son derece doğaldır ve bu mekanizma bundan sonra da aynı şekilde işleyecektir.

Amerikan basınında (Özellikle Wall Street Journal ve Washington Post) bu yazıların çıkması bir tesadüf değildir ve son derece olumsuz bir etki yapmıştır. Birkaç gün önce Brüksel’ de bir Türk iş adamı, büyük bir Belçika Bankası Genel Müdürüyle önemli bir kredi görüşmesi yaparken, Belçikalı Bankacının “Amerika ile aranız yine mi bozuluyor, ne oluyor? “diye sorduğunu söylüyor ve ilerde bu hava dağıtılmadığı taktirde, Türkiye’ ye açılacak kredilere olumsuz yansıyacağını söylüyordu.

Türk yetkililer bu havayı küçümsememelidir.

Abartılı basın haberleri, diyerek umursamazlık etmemelidirler.

Askerlerimiz siyasi demeçler vermekten, dış politikada yanlış anlamalara yol açacak konuşmalar yapmaktan veya soyut cümlelerle ne dendiği tam anlaşılamayan, anlamı her yana çekilebilecek görüşlerle ortaya çıkmaktan vazgeçmelilerdir.

Siyasilerimiz, yorumcularımız eleştirilerini yıkıcı bir tonda veya “nasıl olsa Amerikalılar duymaz” diyerek, tribünlere selam yollamak için kullanmamalılardır.

Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığı tartışmaları uzun sürecektir. Bunları da Avrupa’daki ABD aleyhtarlığı ile karşılaştırıp “ bakın orada da var. Bize neden kızıyorlar” diye sorumluluktan kaçmaya çalışılmamalıdır. Zira bizdeki tartışma, siyasi-askeri-sosyal kesimlerden kaynaklanan bir kampanyaya yöneliktir. Amerikanın eleştirileri sokaktaki gösterileri değil, bu kesimleri hedeflemektedir.

* * *

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır)
X