"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

AB zirvesi rahatlatır ama kurtarmaz

İTALYA korkusu Almanya Başbakanı Merkel’in direncini kırdı ve geçtiğimiz hafta sonunda gerçekleşen AB liderler zirvesinden, nihayet piyasaları tatmin etmiş görünen kararlar çıktı.

Bu kararların piyasaları ancak geçici olarak rahatlatabileceğini, kalıcı bir istikrar için hala AB liderlerinin alacağı daha radikal kararlar ve uzun bir yol olduğunu düşünüyorum.

Zirve öncesi İspanya, Avrupa’nın para birliği konusunda kritik saatler yaşadığı uyarısında bulunurken, İtalya Başbakanı Monti, AB liderleri işbirliği yapmaz ve İtalya’nın borçlanma maliyetlerini aşağı çekecek bir yol bulunamazsa, bunun Euro Bölgesi’ni bir felakete sürükleyebileceğini söyledi.

İşte Merkel’i uzlaşmaya iten en önemli unsurların bu demeçler, özellikle de İtalya’nın durumu olduğu söylendi. Ancak bence Almanya’nın risk görünümünün artması, son dönemde borçlanma maliyetlerinin yükselmesi de Merkel’i uzlaşmaya iten önemli nedenlerdi. Yani, Avrupa’daki durum o kadar kötüleşti ki, birliğin lideri Almanya’nın ekonomisini de vurmaya başladı. Merkel, bu aşamada artık ekonomiyi canlandıracak kararların acil olduğunu gördü.

Peki, Almanya, yani Merkel, diğer Avrupa ülkelerinin talep ettikleri ortak tahvil çıkarılmasına sonunda razı olur mu? Bence Merkel, mali birlik konusunda somut adımlar atılmadan böyle bir şeye razı olmayacaktır. Çünkü bu tüm yükü, hem de somut getirisi olmadan paylaşmak, Alman halkının parasını başka ülkelere vermek anlamına gelecektir.Merkel’in, hele bir seçim öncesi, böyle bir şeye izin vereceğini sanmıyorum. Bence Merkel, geçen hafta sonunda razı olduğu kararlarla, geçici olarak ekonominin canlanmasını, dolayısıyla bir seçim öncesi kendi ülkesindeki karamsarlık havasının biraz dağılmasını, yani oy almayı hedefliyor. Alman halkı, siyasi gücü çok artmadan, tümüyle Avrupa’yı kurtarmaya razı olmaz. Gerçi siyasi gücü artsa bile, kendi refahından bu kadar fedakarlığa yanaşır mı, o da bilinmez ama.

AB zirvesinden çıkar kararların belki de en önemlisi, bankaların ülke riskleriyle ilişkisi olmadan yeniden sermayelendirilmelerine izin verilmesi, kamu borcu ile banka borcu ilişkisinin kırılması idi. İspanya bankalarına, sermaye artırımı için kullandırılacak 100 milyar euro kredi için devletin aracı olması zorunluluğu kaldırıldı. Böylece bu kredi, İspanya’nın kamu borcuna eklenmeyecek.

Euro bölgesi borç krizinin, bankacılıkla kamu sektörü arasındaki geçişkenlik nedeniyle bir kısır döngüye girdiği, banka sermayelendirilince ülke riskinin artıp borçlanma maliyetlerinin yükseldiği, bu kağıtları tutan bankaların sermayelerinin bu kez tekrar açık verdiği görülüyordu. Bu karar, adı geçen kısır döngüyü kırabilecek mi, göreceğiz..

DAHA ALINACAK ÇOK YOL VAR

Ancak piyasaları sevindiren bu değişiklikler hemen hayata geçemeyecek. Euro bölgesinde, Avrupa Merkez Bankası ECB’nin içinde olduğu, tüm bölge bankalarını düzenleyecek ve denetleyecek bir kurumun oluşturulmasından sonra geçerli olacak. Bu kurum için her ülkenin aynı önerisi olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle çıkacak uzlaşmazlıklar, Kurumun oluşturulmasının gecikmesi, piyasaları yeniden olumsuz bir havaya sokabilir.

Alınan bir başka karara göre, İtalya’nın borçlanma maliyetlerini azaltmak için Avrupa kurtarma fonlarından yardım talep etmesi halinde, İtalya Yunanistan’daki gibi bir izleme programına dahil edilmeyecek. İtalya Hükümeti buna karşılık, bütçe açığı ve kamu borcunu AB’ye daha önce vaat etmiş olduğu seviyelere çekecek. Bu, ciddi bir istisna kararı oldu.

Avrupa liderleri 120 milyar euroluk büyüme ve istihdam teşvik paketinde de anlaştı.

Liderler zirvesinde alınan kararlarla piyasa biraz rahatladı; Cuma günü borsalar çıkışa geçti, petrol ve emtia fiyatları arttı, euro-dolar paritesi biraz güçlendi.

Ancak bu iyileşmenin kalıcı olması beklenmemeli. Alınan bu kararların da yine piyasayı rahatlatma kararları olduğu, bankacılık düzenlemesi ve ardından mali birlik için daha somut, radikal adımlar atılması gerektiği ortada. Avrupa’nın bu kararlarla sorunlarını aştığı, dolayısıyla küresel ekonominin artık kalıcı bir büyümeye geçeceği de sanılmamalı...

X