2004 sonrasına ‘önleyici stand-by’ geliyor

7. gözden geçirmenin IMF İcra Kurulu’nda görüşüleceği tarih henüz belirlenmedi. Tarih saptanaması, ‘Acaba görüşme için açıklanmayan ön şartlar neler?’ sorusunu daha yoğun gündeme getiriyor.

Özellikle mali sektörde 7. gözden geçirmenin kabul edileceğine şüphe bulunmazken, ‘önşartlar’ konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılıyor.

Hafta içinde bu konunun daha yoğun konuşulması, gerekli önşartların gündeme gelmesi ve artık önümüzdeki hafta sonuna kadar İcra Kurulu tarihinin belli olması bekleniyor. Mali sektör, gelecek tarih haberini merakla bekliyor.

Bu arada AKP Hükümeti’nin mevcut stand-by anlaşmasının sona ereceği 2004 sonrası için nasıl bir tavır takınacağı da merak konusu. Bu konunun büyük ihtimalle 8. gözden geçirme için yapılacak çalışmalarda gündeme gelmesi ve yıl ortalarında, ‘2004 sonrasında Türkiye-IMF ilişkilerinin nasıl yürüyeceği’nin netleştirilmesi bekleniyor.

Hükümet bir yandan 2004 sonrasını düşünürken, öte yandan da IMF ‘Türkiye için bundan sonra hangi anlaşmanın uygun olacağını’ kendi içinde tartışıyor. Birara ‘Program sonrası izleme’ anlamına gelen ‘Post programme monetaring’ ihtimali yüksek görünürken, son günlerde, IMF çevrelerinde en uygun anlaşmanın ‘Önleyici stand-by anlaşması ‘ denebilecek, ‘Precautionary stand-by’ anlaşmasından daha sık sözedilir oldu.

Bu anlaşmanın, ileriye dönük olası kötü gelişmeleri tolere edecek bir anlaşma olduğunu belirten yetkililer, mayısta AB üyesi olacak bazı batı Avrupa ülkelerinde de, son yıllarda bu programın uygulandığını, dolayısıyla AB’nin de Türkiye için önereceği programın büyük ihtimalle bu ‘önleyici stand-by anlaşması’ olacağını söylüyor.

IMF yetkilileri ‘Kararı Hükümet verecek’ derken, program sonrası izleme anlaşmasının çok esnek olduğunu, bağlayıcılığı bulunmadığını, IMF’nin bu anlaşma olduğu takdirde 3 ya da 6 ayda bir gelip inceleme yaparak, istenildiği takdirde bunu kamuoyuna açıklayacağını, bu nedenle yetmeyebileceğini söylüyor.

‘Önleyici stand-by anlaşması’nda ise, sert olmasa da bağlayıcılığın bulunduğu, normal stand-by anlaşmasından ayıran en önemli özelliğin ‘IMF’den kaynak kullanılmayıp, olası krizlere karşı bir fon oluşturulması’ olduğu belirtiliyor.

Yani ‘önleyici stand-by anlaşması’ imzalanırsa, IMF Türkiye Heyeti, yine belirli aralıklarla Türkiye’ye gelip incelemelerini yapacak, bunlar İcra Kurulu’ndan geçerse, ‘ihtiyat parası’ olarak Türkiye’ye belli bir fon tahsis edilecek.

Bu fon bir hesapta tutulacak ve her gözden geçirmede önceden belirlenecek miktardaki para bu fona yatırılacak. İç ya da dış etkenlerden ötürü ekonomi için, ödemeler için bir tehlike doğduğu takdirde IMF İcra Kurulu’nun onayı ile Türkiye ayrılan bu fondan çekebilecek, çektiği zaman Türkiye yeniden IMF’den borç kullanmış olacak.

IMF’nin Türkiye’yle ilgili yetkilileri de önleyici stand-by anlaşmasının daha yerinde olacağını, artık dillendirmeye başladı. Hem iç hem de dış piyasalarda, önümüzdeki yıllarda ödenecek yoğun dış borçların da etkisiyle, çok esnek bir ilişki kurulması halinde tedirginlik olabileceği, önleyici stand-by ile bu tedirginliğin aşılacağı görüşü giderek ağırlık kazanıyor.

Hükümetin önümüzdeki günlerde bu konuda kararını vermesi beklenirken, önleyici stand-by anlaşması yapılması halinde, hem iç hem dış piyasalarda güvenin artacağı, yıl ortasında bunun açıklanması halinde ise 2004’ün geriye kalan bölümlerinde borçlanma maliyetlerinin azalacağı, hatta beklentiler nedeniyle enflasyon hedefine bile katkıda bulunacağının altı çiziliyor.

Bu arada IMF İcra Kurulu’nda büyük etkisi olan AB’nin de, detaylarla ilgilenemeyeceği için, ‘önleyici stand-by anlaşması’ yönünde telkinlerde bulunması da büyük ihtimal olarak gözüküyor.

TMSF’nin bankalardan borçlanma kararı tehlikeli

FON
’a devredilen bankalara ait iştirakleri devralan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), ‘Dev bir KİT’ olmaya aday. Ne kadar, iştiraklerin satılacağı, banka sahiplerinden tahsilat yapılacağı söylense de, bu iştiraklerin kolay satılamayacağı ve Fon yönetiminin de ‘varlık satışı’ üzerinde durmayıp, bir süre bu şirketleri yönetmeye soyunma eğilimi olduğu görülüyor.

Nitekim, 10 gün önce Fon yöneticileri bankaları toplayarak, ‘tahvil ihracı halinde bu tahvillerden alıp almayacaklarını’ sorgulamaya başladı. Bazı bankacılar ‘tahvil çıkarmak yerine elinizdeki Hazine kağıtlarını satın alalım’ önerisi ise Fon yöneticilerinden olumlu yanıt bulmadı, ‘ille de tahvil ihracı’ istedi.

Daha önce sadece Merkez Bankası’ndan avans, Hazine’den de kağıtla borçlanma imkanı bulunan TMSF’ye, ‘kendi borçlanmasını yapma’ imkanı tanınması ‘saatli bir bomba’ olma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Yıllarca kara deliklerden sözedildi, yeni programla bunlar kapatılmaya çalışılırken, TMSF’nin yeni bir kara delik olmasından korkuluyor. Çünkü TMSF’nin hangi şirkete ne ödediği, kimleri getirdiği, eleman alıp olmadığı, bu paraları nerelerde kullanacağı belirsiz. KİT’ler, fonlar birer kara delik olduğu gibi ‘Hazine birliğini’ bozan, borçlanma yönetimini etkisiz kılan unsurlardı. Bunlar disipline edilirken, borçlanma yetkisine sahip bir TMSF, ileride büyük sorunlar yaratabilir, ‘yeni bir kara delik’ olabilir.

İşin bir başka yönü bankaların, TMSF kağıtlarını almadıkları takdirde, ‘otorite tarafından bu işe zorlanacakları’ hissini alması. Peki, ‘aba altından sopa gösterilip zorla tahvil satılır mı?’ derseniz, bence olur, yaparlar. Daha önce bu işler yapıldı. Özelleştirme, Hazine’nin karşı çıkmasına rağmen bankalardan borçlandı, daha yeni yeni bu borç temizleniyor.

Yani daha önce olduğu gibi, kayıtlara girmeyecek yeni bir borç stoku tehlikesinden sözediyoruz. Buna ilkönce karşı çıkması gereken, borçlanma yönetimini bozacağı için, Hazine yönetimidir. Eğer Hazine ‘içborç stokunda gözükmesin’ diye, TMSF’nin borçlanmasına göz yumarsa, ileride çok daha büyük yüklerle karşılaşır ve bunu temizlemek yine Hazine’ye düşer.

Bakarsınız, bir de ‘formül arıyoruz’ denilen belediye borçları için, belediyelere borçlanma imkanı tanınır... Buyurun o zaman şenliğe... Biz bunca sıkıntıyı niye çektik acaba...
Yazarın Tüm Yazıları