"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

20 yıl önce...

20 yıl önce çekilmiş filmleri izlerken dehşete kapılıyor insan...

Oyuncuların kılık kıyafeti, saçı başı bir kenara, asıl önemli olan diğer değişimler...

İlk olarak 90’ların başında izlemiştim Al Pacino’nun “Sea of Love” (Aşk Denizi) adlı filmini. Sevdiğim bir film olduğundan, sonraki yıllarda televizyonda da bir-iki kez izlemiştim.

Kanal D Home Video, DVD’sini çıkarmış. Yıllar sonra yeniden izleyince, “Ne bulmuşum bu filmde” dedim kendi kendime (Ellen Barkin’in cesur sahnelerinden başka)...

Ama beni asıl şaşırtan, 20 yıl önce ne zor koşullar altında yaşadığımız...

Filmdeki bütün bar, restoran ve parti sahneleri yoğun bir sigara dumanı altında.

Sigara içmeyen tek bir karakter yok, her kapalı mekanda bir sis bulutu var.

Bugün Avrupa ve Amerika’da, artık Türkiye’de de asla karşılaşamayacağımız bir sahne.

Oyuncuların cep telefonları da yok. Ya kulübeden konuşuyorlar ya da kocaman eski model sabit telefonlardan.

Google da yok. Bilgisayarlar ise tuğla gibi...

Al Pacino, Ellen Barkin’den şüphelenip sicilini araştıracak, bu 12 saat sürüyor. Çünkü sabah iş yerine girip bilgisayarın başına oturmalı.

Bugün olsa cep telefonundan anında öğrenir.

Sözünü ettiğim de çok eski bir tarih değil, 1990...

Ne kadar ağır akıyormuş hayat ve sigara dumanı ne korkunç ortamlar yaratıyormuş...

Bugün eskiden uçaklarda, otobüslerde, hatta minibüslerde sigara içilmesine nasıl şaşırıyorsak, 10 yıl sonra restoranlarda, kahvelerde, barlarda nasıl içtiğimize daha çok şaşıracağız...

“Aşk Denizi”ni izleyince bunu bir kez daha anladım.

Muhalif olmayan mizah dergisi olur mu?

Bu karikatüristlerin amip gibi bölünüp bölünüp yeni mizah dergileri çıkarması sosyolojik olarak incelenmeli.

Kural değişmedi, bu kez Penguen’den ayrılan Alpay Erdem, Lombak’tan ayrılan 10 kişilik bir ekiple bir araya geldi ve Cici adlı yeni bir mizah dergisi çıkardı.
Sloganları “Tayyip’siz mizah dergisi”. Parantez içinde “Deniz Baykal da yok” yazmışlar.

İsminden ve sloganından da anlaşılacağı üzere apolitik bir mizah dergisi. Cici’de politik espriler yok.

Peki siyasete bulaşmayan, muhalif olmayan bir mizah dergisi olur mu?

Neden olmasın, yapmışlar olmuş işte... Piyasada bu kadar sert muhalefet yapan (iyi de eden) bir sürü mizah dergisi varken, siyasete bulaşmayan bir kulvarda yayın yapan bir dergi neden olmasın?

Cici’de beni rahatsız eden apolitik duruşu değil, boyutu ve mizanpajı...

Alışıldık mizah dergilerinden daha küçük boyutta. Bu haliyle profesyonel bir dergiden çok üniversitelerde hazırlanan dergileri andırıyor.

Okur kitlesini de 20’li yaşlar olarak belirlemiş gözüküyor.

Çizgiler dışında, hem 1,25 lira olan fiyatı hem de Alpay Erdem’in “Mizah kültürünü küçük yaşta kazanırsınız. Biz çocuklara da ulaşmak istiyoruz” sözleri bunun kanıtı.

Cici’nin Tayyip’siz bir mizah dergisi olmasını sevdim. İçinde zeka kokan espriler, metinler, editör-yazar atışmaları da var.

Genç arkadaşlara son sayfalara doğru çoğalan tam sayfa çizgileri biraz azaltmaları, ‘çocukça’ havadan kurtulup biraz daha profesyonel düşünmelerini öneririm.

Ne dediklerini merak ettiğim için her hafta aldığım mizah dergileri arasına Cici’yi de katmaya karar verdim.

Nastassja...

80’li yıllarda seks sembolü dendiğinde adı akla ilk gelen kadınlardan biriydi Nastassja Kinski...

Richard Avedon’un çektiği, çırılçıplak vücuduna kocaman bir yılanın sarıldığı fotoğrafı yıllar önce unutulmaz kareler arasına girdi...

Roman Polanski’nin çektiği “Tess”, Mike Figgis’in “Bir Gecelik Aşk”ında ne kadar güzeldi...

O muhteşem kadın karşımda duruyor şimdi... İlk gördüğüm anda, “Zaman ne kadar acımasız” dedim, oysa sadece 50’sinde Nastassja daha...

Hiçbir zaman 50’sindeki Sharon Stone gibi seksi bir şey olmayı istemedi zaten, hep kendi halindeydi.

Ama o güzeller güzeli kadının yerinde, olgunlaşmış bambaşka bir kadın vardı.

Alem dergisinin önceki gece verdiği partinin davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Nastassja’yı gördüğümde bunları düşündüm.

Peki editör arkadaşlara bir soru:

Oyuncunun adını Nastassia mı yoksa Nastassja mı?

Almanya doğumlu oyuncunun orijinal adı Nastassja... 15 yaşında tanıştığı ve uzun süre ilişki yaşadığı ünlü yönetmen Roman Polanski daha batılı olsun diye adını

Nastassia yapmaya ikna ediyor oyuncuyu.

Uzun yıllar böyle anılıyor Kinski, sonra kendi isteğiyle yeniden adının orijinal halini kullanmaya başlıyor.

Yani bugün gazetelerinmizde Nastassia yazanlar Polanski tarzını, Nastassja yazanlar Kinski tarzını kabul etmiş oluyorlar.

X