Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

10 yıllık tutukluluğa yasal kılıfın sonuçları ağır olur

EN baştan başlayıp tane tane anlatmak lazım. Cennet vatanımızda yargılama süreleri, dünyanın kendisine hukuk devleti diyen bütün medeni ülkelerinden dahauzun.

Yargılamanın ‘makul bir sürede’ tamamlanmaması temel insan haklarına aykırı. Bu sebeple Türkiye bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde
sayısız defa mahkum oldu. Türkiye’de yargılamalar çoğunlukla tutuklu yapılıyor. Tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp cezanın kendisine
dönüştüğü çok zamandır konuşuluyor.

AİHM’de uzun tutukluluk süreleri sebebiyle de çok mahkumiyet aldı devletimiz. Bütün bu mahsurlar Avrupa Birliği’nden tam üyelik müzakereleri için tarih alma
çabalarımız sırasında fazlasıyla gündeme geldi. Bu sebeple, Türkiye hem ceza kanununu baştan sona değiştirdi hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nu.
İşte bu ikinci kanuna ait iki madde 2010’un son günü olan 31 Aralık’ta yürürlüğe de girdi. Maddelerden birini geçen gün yazdım, tekrar edeyim:

“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir;
uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.

(3) Bu Maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.”

Burada özellikle ikinci fıkraya dikkatinizi çekerim. Bir yandan ‘en çok’ diyor ve iki yıllık tutuklama süresini işaret ediyor, bir yandan da ‘uzatma süresi toplam üç
yılı geçemez’ diyor. Yani en çoktan da çok uzatma süresi. Mahkemeler dünden itibaren bu maddeyle ve özellikle de bu ikinci fıkrayla boğuşmaya başladılar.
Ama sorun burada da bitmiyor. Aynı yasanın bir başka maddesi, özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılananların tutukluluk süresinin bu maddede yazanın iki
katı olacağını söylüyor. Peki neyin iki katı? ‘en çok’ denen iki yılın mı iki katı, yoksa üç yıl uzatılıp toplamda beş yılı bulmuş sürenin mi iki katı?

Dün İstanbul’da iki mahkeme birbiriyle çelişti. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, organize suç örgütü yönettiği iddiasıyla yargılanan ve beş yılı aşkın süredir tutuklu olan Sedat Şahin’i beş yılı aştığı için salıverdi; 10. Ağır Ceza benzer bir suçtan yargılanan Urfi Çetinkaya’yı henüz on yıldır tutuklu olmadığı için bırakmadı.

Normal şartlar altında böyle çelişkiler Yargıtay’a gider, orada giderilir. Ama orada da 9. Ceza Dairesi dün bir dizi karar alıp özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarla yargılananların 10 yıla kadar tutuklu kalabileceğine hükmetti. Yani, özel yetkili mahkemelerde yargılananlar açısından 10 yıllık tutukluluk
süresini standart hale getirme yolunda ilk mahkeme kararı çıktı. Öteki ağır cezalarda yargılananlar için ise 5 yılı standart tutukluluk süresi haline getiriyor bu karar
neredeyse otomatik olarak.

Oysa kanun çıkarken kanun koyucunun niyeti bu değildi; Meclis, Türkiye’nin avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki sicilini
düzeltmek, ülkemizi ayıplı ülke olmaktan çıkarmak istiyordu. Ama kötü yazılan bir kanun Meclis’in (ve kanunu hazırlayıp çıkaran Ak Parti iktidarının) bu niyetini
engelledi.

Tabii Ak Parti’nin o zamanki (unutmayın kanun 2004 sonunda çıktı) niyeti ile bugünkü niyeti arasında farklar olabilir. O zaman amaç AB’yle tam üyelik
müzakerelerini başlatmaktı, bugün hala öyle bir amaç var mı şüpheliyim.

O zaman dereyi geçerken bu kanunun insaniliğine ihtiyaç vardı; bugün Ergenekon tutuklularının salıverilecek olmasının yaratacağı yenilgi duygusundan korkuluyor. İktidarın niyetleri ve kafasının arkasındakiler bir yana, esas meselemiz o zaman da yargılamayı tutuklu yapmakta ısrar eden, tutuklamayı cezaya çeviren yargıydı, bugün tutukluluk süresine 10 yıl gibi bir standardı getiren de yargı.

Yargıtay istese pekala aynı yasa maddesini, en çok üç yıl tutukluluk, özel yetkili mahkemede en çok dört yıl tutukluluk diye de okuyabilirdi. (Ki üç-dört yıllık
tutukluluk ve yargılama süresi de aslında çok uzun.) 

Şimdi yeniden gelsin AİHM davaları ve tazminat kararları.  Yazık bu ülkeye. Hukukun bu kadar araçsallaşmasını hiç birimiz hak etmiyoruz.

Adalet Bakanlığı ‘Biz on yıl demedik’ diyor

ASLINDA geçen gün yazımı Adalet Bakanlığı’ndan bir açıklama geleceğini bile bile yazdım. Hatırlayacaksınız, halen süren davalardaki maksimum tutukluluk süresiyle ilgiliydi yazı.

Ben, Milliyet gazetesinin geçen hafta yayımladığı bir habere dayanarak Adalet Bakanlığı’nın Ergenekon tutukluları dahil özel yetkili ağır cezalarda yargılananların maksimum tutukluluk süresi için 10 yılı düşündüğünü yazdım.

Aslında o sırada bakanlık aynı iddiayı yazan Hürriyet yazarı Mehmet Yılmaz’a bir açıklama göndermişti bile. Şimdi aynı açıklamayı biraz bile bile ben de aldım.
Açıklama şöyle:

“Basın yayın organlarında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, tutukluluğu ilgilendiren maddesine ilişkin değişik yorumlar yapıldığı ve bazı görüşlerin Adalet Bakanlığına dayandırıldığı görülmektedir.

Adalet Bakanlığının ve Adalet Bakanı’nın basında yer aldığı şekilde herhangi bir açıklaması olmamıştır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bu konuda sorulan bir soruya, ‘Devam eden davalar konusunda bir açıklama yapmam ve değerlendirmede bulunmam doğru olmaz’ ifadesiyle cevap vermiş ve ‘Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddesinin tutuklamaya ilişkin hükmünün açık olduğuna’ dikkat çekmiştir. Bu ifadelerin dışında, Bakan veya Bakanlık tarafından tutuklu kalma süreleri konusunda, herhangi bir açıklama  yapılmamıştır.”

Mahkemeler dahil herkesin bilgisine...

X