GeriUğur VARDAN Kalbi ve ayağı hep 'sol'da attı!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kalbi ve ayağı hep 'sol'da attı!

Kalbi ve ayağı hep 'sol'da attı!
Abone Olgoogle-news

O tuhaf bir denklemin ifadesiydi. Sahadaki yeteneğiyle bir büyücü, bir sihirbaz, bir üstün varlık; öte yandan hem oyunun içinde hem de hayatın diğer alanlarındaki refleksleriyle, tüm zaaf ve çelişkilerinde insan.

Kuşkusuz tarihin en büyük futbolcusuydu, en çizgi dışısı, belki de en yaralısı ve de en renklisi. Ona ‘Maraba Televole’ derken de rastlayabilirdiniz, Fidel Castro’ya vücudundaki dövmeleri gösterirken de... Carlos ‘El Turco’ Menem’le Başkanlık Konutu’nda maç seyrederken ya da Hugo Chaves’in mitinginden insanlara seslenirken de... Çok özel bir kimliğe sahipti ama bu ayrıcalığını hep ezilenlerden yana kullandı. Fakir bir aileden geliyordu, kuşkusuz futbol onun ve yakın çevresi için bir sınıf atlama aracıydı ama o oyunun çocuksu coşkusuna hep sadık kaldı. Mahalle arasında, bıraksalar hava kararıp göz gözü görmeyinceye kadar top oynayacak çocuklar vardır ya, onlardan biriydi Maradona. Pek de başarılı olamadığı teknik direktör kimliğine sahipken bile saha kenarında yerinde duramıyor, oyuna olan bağlılığını, heyecanını göstermeden edemiyordu.


Onu özel kılan unsurların başında kuşkusuz Napoli ve Arjantin Milli Takımı gibi dönem itibariyle ortalama oyuncuların yer aldığı ekiplerin yükünü tek başına üstlenerek onları zirveye taşıması geliyordu. Futbol tarihinde böyle başarılar çok nadirdir. Üstelik yıldızların bugünkü gibi korunmadığı, sistemin sarı ve kırmızı kartlarla eldeki değerleri el üstünde tutmadığı, kol kanat germediği bir dönemde çıkıp topunu oynadı, sayısız tekmeye, darbeye karşı koydu ama hiç sızlanmadı; her seferinde ayağa kalktı ve kaldığı yerden resitallerine devam etti.

ÇİZGİ DIŞINA ÇIKTI

Hayat onu çizgi dışına davet etti, o da bu çağrılara hep kulak verdi. Uyuşturucu sığındığı bir limandı belki de... Çocukken toprak sahada düşe kalka yolunu bulan, yetenekleri üst seviyedeki Lanus’lu çocuk, hayatı da böyle yaşadı. Günümüzün yıldızlarından farkı, bütün bir ulusun (Arjantin) ya da bir kentin (Napoli) kalbini, ruhunu, umutlarını, sevinç ve üzüntülerini üzerinde taşımasıydı. Özellikle Serie A’daki mücadelesi muhteşemdi, ‘Kuzey’in şımarık çocuklarına karşın Güney’i zafere taşıdı ve Napoli’ye tarihin ilk ve ikinci şampiyonluklarını kazandırdı. Meksika 86’da İngiltere’ye elle attığı, pek de ahlaki kabul edilmeyecek golün savunması ancak onun ince zekâsına ve hazır cevaplılığa yakışırdı. Oysa o gole ihtiyacı yoktu ki, gerekirse çıkar bir tane daha atardı.

KÖKLERİNE İHANET ETMEDİ

O kadar içten, o kadar samimiydi ki, 86’da elindeki kupa da, 90’da finalde Batı Almanya karşısında kaybedilen final sonrasındaki gözyaşları da ona çok yakışıyordu. Çünkü ışıltının içinde saf bir gerçeğin ifadesiydi. Hayatını da herkesin önünde tüm eksikleri ve fazlalıklarıyla dolu dolu yaşadı, hep ezilenlerin yanında yer aldı ve perdeyi ne yazık ki erken kapadı. Özü itibariyle bir 20 yüzyıl efsanesiydi, lakin 21. yüzyılda da ışıltısını korudu. Bir daha öylesi gelmez. Futbol denen oyunun tüm güzelliklerine imza attı ama özellikle zamane yıldızları gibi ‘tertemiz’, ‘pir-ü pak’ bir profil sunmadı; çamurlu sahalardan geliyordu, üstündeki kiri-pası hep korudu ve çok çok özel bir efsane olarak tarihteki yerini aldı. Köklerine ihanet etmedi, bir anlamda kalbi de ayağı da hep solda attı! İyi seni tanıdık, iyi ki seni izledik ve çok çok sevdik.

False