GeriSeyahat Trenle bir hayalin peşinde
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Trenle bir hayalin peşinde

Trenle bir hayalin peşinde

Sibirya’yı bir trenle boydan boya geçebileceğimi öğrendiğimde çok küçüktüm. Sibirya’nın beni kendine çağırdığını düşündüm, ne yapıp edip gitmeliyim diye hayal kurdum. Hayalimi gerçekleştirdiğimde artık kocaman adam olmuştum. Keşke bu kadar beklemeseydim diye düşünüyorum şimdi.

‘Dr. Jivago’yu seyrettiğimde daha orta birinci sınıftaydım ve ne Rus devriminden haberim vardı ne de Troçki’nin Kızıl Ordu’su ile Kolçak’ın Beyaz Ordu’sunun Sibirya’daki kovalamacalarından. Filmi de belki üç–dört kez daha seyrettim. Her seyrettiğimde Sibirya’nın beni kendine çağırdığını düşündüm, ne yapıp edip gitmeliyim diye hayal kurdum.

Beni etkileyen şey, Sibirya’nın o uçsuz bucaksız gibi görünen ormanlarında, ovalarında, donmuş nehir ve göllerindeki manzaralar da değildi. Hiç durmadan ilerleyen bir trenin içinde bir kıtayı boydan boya geçme fikri beni etkilemişti. Eğer bu yazıyı okuyorsanız ve yaşınız 30’dan da büyük değilse, hiç durmayın derim. Yaşınız ilerlediyse o zaman biraz daha para harcayacaksınız demektir, yine durmayın!

En soğuk başkent

Trenle bir hayalin peşinde


Yolculuğun ilk etabı yaklaşık 60 saat sürüyor. Yol boyunca Ussuriysk, Ruzhino, Khabarovsk, Birobidzhan, Obluchye, Magdagachi, Yerofey Pavlovich, Amazar, Mogça, Çerhişevsk, Krymsk, Chita, Khilok, Petrovsk-Zabaykalsky istasyonlarına uğradık. Ulan Ude’de, Moğolistan’da Ulan Bator’a geçmek için lokomotif değiştirdik, elektrikli lokomotifin yerini gürültücü bir dizel lokomotif aldı.
Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator, dünyanın en soğuk başkenti unvanına sahip. Sokakta yürürken bunun ne demek olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Birisi sanki eline bir jilet almış, yüzünüze ince ince kesikler atıyor gibi.
Sonra bir 37 saat daha gittik, Baykal Gölü’ndeki Port Baykal’da trenden indik ve buz tutmuş gölün üzerinde bekleyen 8’er kişilik hovercraft’lara bindik.
Yaklaşık yarım saat süreyle dev bir kristali andıran gölün üzerinde yolculuk ettim.

Sibirya’nın Paris’i

Trenle bir hayalin peşinde

Trene 20 Şubat 2010 gecesi Vladivostok’ta bindim ve Moskova’da Kurskiy İstasyonu’nda akşamüstü trenden indiğimde tarih 2 Mart 2010 olmuştu. Moğolistan sınırları içindeki yolculukla birlikte toplam 12 bin kilometreyi bir trenin içinde geçirmiştim.

Baykal Gölü’nden Irkutsk’a yarım saatlik bir otobüs yolculuğu ile geçtik. Dekambristler, Çar’a karşı yaptıkları darbe girişimi başarısız olunca sürüldükleri Irkustk’ta kendilerine bir Paris yaratmışlar.
Zamanın asil ailelerine mensup bu insanların para sorunu yokmuş, orada şahane bir hayat kurmuşlar. Irkustk’ta Kont Vronsky’nin evi bir müzeye dönüştürülmüş. Artık bir örneği kalmayan ‘dik piyano’yu da burada gördüm. Kont Volonski ve eşi Anna burada alıştıkları yaşamı kurmuşlar. Müzik, opera, şampanya, havyar ve her gün parti!
Müzede, bir piyanist, bir tenor ve bir sopranodan oluşan üç kişilik bir grup harika bir konser verdi. Anna Vronsky’nin çok sevdiği parçalardan oluşan bir konser, onun geleneğine uygun olarak patlatılan şampanyalar ile tamamlandı.
Irkustk, bu özelliğinin yanında Sibirya’nın en renkli gece yaşamına da ev sahipliği yapıyor. Kızların güzelliğine bakarken insanın başının dönmemesi mümkün değil ve Mustafa Oğuz ile kendimizi “Yaşlanınca çirkinleşiyorlar” şeklindeki boş inancımızla teselli ettik!

Beethoven çalan dilenci

Trenle bir hayalin peşinde


Yaklaşık 30 saatlik bir yolculuktan sonra trenimiz Novosibirsk garına girdi. Bir buharlı lokomotif şeklinde inşa edilen istasyonun mimarisi gerçekten görülmeye değer ve içinde kemanı ile Beethoven çalan bir dilenci bile gördük.
Novosibirsk, adından da anlaşılacağı gibi yeni bir kent. (Yeni Sibirya anlamına geliyor.)
Burada dünyanın en büyük opera binası var. Devlet tarafından finanse edilen bu opera, aynı zamanda dünyanın en kalabalık sanatçı kadrosunu da içinde barındırıyor. Her gün değişik bir oyun sahneleniyor ve biletler de çok ucuz olduğu için ‘kapalı gişe’ oynanıyor.

Novosibirsk – Yekaterinburg arası yaklaşık 22 saat sürüyor.

Bu kent, devrimden sonra Çar II. Nikolay’ın bütün ailesi ile birlikte katledildiği bir kent. Kendilerini ‘Sibiryalı’ olarak değil, ‘Urallı’ olarak tanımlıyorlar.
Kent, 2. Dünya Savaşı’nda yıkım görmediği için Çarlık döneminin zenginlerinin yaptırdığı dev konaklar, saraylar ayakta duruyor. Bugünün Rus oligarklarını çağrıştıran bir zenginliğin izleri açıkça görülüyor.

Asya’dan Avrupa’ya

Trenimiz Yekaterinburg’dan hareket ettikten yaklaşık üç saat kadar sonra Ural Dağları üzerinden Asya’yı terk ettik. Tam geçit noktasına bir kitabe dikilmiş, Asya’nın bitip Avrupa’nın başladığını haber veriyor.
Yine 20 saate yakın bir tren yolculuğu ile Vladimir’e ulaşıyorsunuz. Burası 160 yıldır bir dram tiyatrosuna ev sahipliği yapıyor ve tiyatro bu kent halkının halen en önemli eğlencesi.
Vladimir’den otobüsle 40 dakika kadar bir yolculukla Suzdal’a varılıyor.

Trenle bir hayalin peşinde


Suzdal, 990 senesinde kurulmuş ve neredeyse kurulduğu haliyle kalmış bir küçük kent.

“Tanrı’ya en yakın şehir” diyorum çünkü 26 kilise ve beş tane büyük manastıra sahip. 11 bin nüfusa göre bana bu sayı biraz çok geldi, siz ne dersiniz?
Suzdal’da Aziz Efimus Manastırı’ndaki büyük kilisenin çanları saat başı çalıyor. Bir keşiş, iki eli ve ayaklarıyla bir dizi çanı harekete geçiriyor, dinlemeye ve seyretmeye değer bir tablo. Kilisede dört erkekten oluşan bir tür kastrati korosu da dinledim ki sesleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Suzdal, aynı zamanda bir ‘ahşap mimari müzesine’ de sahip. Rusya’nın dört bir yanından sökülüp getirilen ahşap kiliseler, değirmenler ve evler geniş bir alanda yeniden kurulmuş.

False