GeriSeyahat Tanrıların Dağı Nemrut’ta günü hem batırdık hem doğurduk...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Tanrıların Dağı Nemrut’ta günü hem batırdık hem doğurduk...

Tanrıların Dağı Nemrut’ta günü hem batırdık hem doğurduk...

Adıyaman’ın Kâhta ilçesindeki Nemrut Milli Parkı; zirvesindeki heykelleri, insan eliyle yapılmış tümülüsü, hâlâ kayıp olan I. Antiochos’un mezarıyla sırlarla dolu bir yer...

2.150 metrede yüzyıllar önce neler olup bittiğini tam olarak bilmiyoruz ama geriye kalan eserleri gündoğumu ve günbatımlarında ziyaret etmek için yanıp tutuşuyoruz. Pandemi öncesi yerli turistten daha çok yabancıların gözdesiydi. Şimdilerde bize kaldı. Memleketin bu büyüleyici noktasını gezdik.

Malatya’dayım, Nemrut Milli Parkı’na buradan geçeceğim. Apar topar yola çıktığım için ‘nasıl gidilir’ bilgilerim eksik. Giden arkadaşlarımdan ve okuduklarımdan aklımda kalan, belli bir yere kadar araçla gitmem gerektiği. Sonra Ziyaretçi Karşılama Merkezi’nde gündoğumuna kadar bekleme, ardından karanlıkta 800 metre dağa tırmanma... Bir de hangi mevsim gidilirse gidilsin çok rüzgârlı ve soğuk olduğu. Küçücük arabamın yarısı Nemrut’a çıkarken giyilecek polar, yelek, battaniyeyle dolu. Bu bilgilerle navigasyona Nemrut Milli Parkı yazıp yola koyuluyorum... Geceyi geçirecek bir yer bulmamız gerektiği için vaktimiz bol. Dağların arasından ilerliyoruz. Sevinilecek şey, yolun asfalt olması, üzüleceğim şeyse arabamın yokuşları çıkamaması. Yavaş gidiyoruz; beynimiz pişiyor. En güzel şey, manzara. Pütürge taraflarında Karapınar Köyü’nde mola veriyoruz. Buz gibi bir şelalenin ve derenin üstüne otel yapmışlar. Çay içip sohbet ederken Nemrut’a 12 kilometre kaldığını öğreniyorum. Bir saate, bir kilometreye bakınca jet hızıyla yola düşüyoruz. Günbatımını da yakalayabiliriz! Neden olmasın? Hem gündoğumu hem günbatımı efsane olmaz mı?

Tanrıların Dağı Nemrut’ta günü hem batırdık hem doğurduk...

Köyde konuştuğum kişi, Ziyaretçi Karşılama Merkezi’ndeki Mustafa Bey’in telefonunu veriyor ama ne internet ne de telefon çekiyor. “Yolu hiç bırakmayın” diyor; yine de “Nereye gidiyoruz acaba?” korkusuna kapılıyoruz... “Bu yol direkt karşılama merkezine çıkar” bilgisiyle tırmana tırmana gidiyoruz. Yola çıkarken acelemiz yoktu ama birdenbire değişen planlar yüzünden yine koşturmaya başlıyoruz. Bu endişelerle dağların arasında giderken bina beliriyor karşımızda. Bu nasıl bir saadet! Biz park edince içeriden birileri koşup geliyor. Köydeki kişi, görevli Mustafa Bey’e haber vermiş. Bizi karşılayıp önce Müze Kart’ımızın olup olmadığını soruyor. Neyse ki var. Sonra son sürat Nemrut Dağı’na çıkan stabil yolun zincirini kaldırıyor. “İlk virajı geniş al” diyor. Peki ne oluyor?

Gün ‘pıt’ diye batıveriyor

Saatlerdir yolda olan arabamın motoru yorgun, sıcaktan mahvolmuş durumda. Üstüne virajı geniş alamıyorum ve araba çıkmıyor. Son hız geri geliyorum. Bir şekilde yukarı çıkmalıyız. Şanslıyım ya ben, o an orayı denetlemeye gelen müfettişlerin aracı yukarı çıkacak. Biraz da teklifsiz sıkışıveriyoruz arabaya. Araç park eder etmez gözüm Nemrut’ta, koşarak tırmanıyorum. Bastığım yeri gördüğüm yok. Güvenlik Fikret Bey’in de geleceğimizden haberi var. Bizimle ilgileniyor. Gün, Nemrut’ta ‘pıt’ diye batıveriyormuş. Çoğu kişi o kadar yolu gelip kaçırıyormuş. Fikret Bey bizi uyarmasa biz de kaçıracağız.

Hayallerime bir tik daha atarken o kadar mutluyum ki... Boyumdan uzun heykellerin kafaları bedenlerinin önünde yerde duruyor. Çok görkemli. Heykellerin ardında Kral I. Antiochos’un vasiyeti yazıyormuş. Burayı, gelecek krallara güzelleştirmeleri için görev vermiş. İbadet için gelenlere övgü, kötülük için gelenlere beddua etmiş. Biz bunları o tarafa geçemediğimiz için göremiyoruz tabii. Görsek de okuyamayız ya neyse. İnsan bir an gözlerini kapatıp bulunamamış kralın mezarını ve tümülüsün altında olduğu söylenen ama kapısının bulunamadığı gizli tünellerde dolaştığını hayal ediyor. Günümüzde böyle gizemli yerlerin olması yüzyıllar önce yaşamış insanların zekâsına hayret ettiriyor.

Aşağı inme zamanı geliyor. Günü batırdık da nasıl geri döneceğiz? Böyle durumlarda telaş etmem, bilirim ki hayat bir güzellik yapar. Meğer Nemrut Dağı’na çıkan iki yol varmış. Benim öğrendiğim o ilk bilgiler Adıyaman girişi içinmiş. Biz Malatya tarafından geldiğimizden yürüme yolu da 100 metreymiş. Adıyaman’dan gelindiğinde yürüme yolu 800 metre. O nedenle araçtan indiğimde Nemrut’u görebilmişim. Malatya tarafındaki köylerde yaşayanlar araçlarla Nemrut’a çıkıp, Adıyaman tarafına yürüyüp, alışveriş yapıp aynı yolla dönüyormuş. Böyle bir aileyi almaya gelen muhtarın minibüsünde kendimize yer buluyoruz. Dağların arasında, bir köy minibüsünde oturmuş, bozuk yoldan sebep hoplaya zıplaya, yöresel türküler eşliğinde hafif kararmaya başlayan havanın oluşturduğu mistik manzarayı seyrediyorum. Sanki bir filmin içindeyim. Mesudum arkadaş, mesudum...

Tanrıların Dağı Nemrut’ta günü hem batırdık hem doğurduk...

Kâhtalı Mıçı sürprizi

Tekrar Ziyaretçi Karşılama Merkezi’ne ulaştığımızda “Çadır olmaz” diyorlar. Eskiden burada bir otel varmış ama kapanmış. Geceyi merkezde geçirip sabah yeniden gündoğumu için Nemrut’a çıkmayı deneyeceğiz. Akşam sohbet ederken Kâhta’da olduğumuzu hatırlayıp “Kâhtalı Mıçı’yı tanıyor musunuz” diye soruyorum. Akrabalarıymış. “Arayalım da türkü söylesin” diyorlar. İki dakika içinde kendimizi Kâhtalı Mıçı ile ‘Tavukları Pişirmişem’ söylerken buluyoruz. Hayat sürprizlerle dolu. Güle eğlene Ziyaretçi Karşılama Merkezi’nin koltuklarında kendimize yer seçiyoruz. Sabah yukarıya nasıl çıkacağız? Benim araba çıkar mı? Sabah ola hayrola... Saat 4’te yine ayaktayız. Malatya tarafı pek işlek değil, iki araç geçmiş, ikisi de dolu. Kendi arabamızı denemekten başka çaremiz yok. “Virajı geniş al Bahar” diye diye geçiyorum direksiyona ve birinci viteste, 2.5 kilometre boyunca bağırta bağırta çıkıyorum yukarı. Yol toprak, mıcır. Normal araçlara göre değil pek. Bu yolu çıkabilirseniz, çok az yürüyorsunuz. Birkaç saat önce bu yokuşta günbatımı için koştururken şimdi gündoğumu için durum aynı. Hem de aynı hevesle. Gerçekten müthiş bir an, müthiş bir duygu. Kuruyorum yine tripodumu, o çeksin dursun, ben anın tadını çıkarayım. Geçiyorum tepenin karşısına. Güneşin, heykellerin üstüne vuran ışıklarını seyrediyorum. Uykusuzluk, yüksek rakım, sabah serinliği, ufukta beliren güneş, ortamın yüksek enerjisiyle birleşince oluşan keyfi size tarif etmeme imkân yok. Gerçekten gidip yaşamanız gerek. Gündoğumunun ardından uykusuz ve yorgun ama zafer kazanmış edasıyla iniyoruz aşağı. Hazır buradayken Karakuş Tümülüsü’nü ve Kâhta Kalesi’ni görüp Cendere Köprüsü’nde yüzmeyi ihmal etmeyin. Arsemia ve Perre antik kentlerini de listenize ekleyin. Buraya en çok Japon turistler geliyor. Onlar dünyanın bir ucundan kalkıp gelirken bizim birkaç saat ötemizde. Bu kadar kıymetli bir yeri görmezden gelmeyin...

İKİ YOLDAN DA GİDİLEBİLİYOR

Nemrut zirvede, güvenliğin kulübesinden başka yapı yok. Dolayısıyla yiyeceğinizi ve içeceğinizi yanınızda götürmelisiniz. Tuvalet yok.

Malatya’dan geldik, Nemrut’tan Adıyaman’a geçerek yolumuza devam edeceğiz. Malatya tarafından Adıyaman’a köy yollarından ulaşabilirsiniz. Köy yolları biraz bozuk ve virajlı ama yine de asfalt var. Toprak yol sadece Ziyaretçi Karşılama Merkezi’nden sonraki 2.5 km için geçerli. Malatya tarafında internet ve telefon çekmiyor. Müze Kart’ınızı önceden çıkartıp gidin.

False