GeriSeyahat Hazar kıyısında uyumak: İran
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Hazar kıyısında uyumak: İran

Hazar kıyısında uyumak: İran

Hazar Denizi’nin hırçın dalgaları plajın ipek gibi kumlarını döverken, rengarenk çadırlar süslüyor sahili. Kıyılarında, temiz hava ve yeşilin hakim olduğu manzaralarıyla turistleri ağırlıyor Hazar Denizi... Turistlerin yanı sıra Tahran ve Meşhet ’ten gelen İranlı misafirlerin de uğrak yeri konumunda bulunuyor. İşte size İran gezi rehberi…

Gözlerini ovuşturarak uyanmış küçük iki kız çocuğu portakal renkli çadırın kapısından henüz sahile adımlarını yeni attılar. Yönleri denize doğru. Sığ kumlu kıyıya yaklaşınca kırılarak plaja yayılan köpük köpük deniz suyuyla oynamaya başladılar daha uykuları dağılmadan. Bizi Hazar kıyısında uyumaya, bu iki küçük kız çocuğunun denizin köpüklü sularına karışan kahkahalarına şahit eden şey Bandırma’dan başlayan bir karavan yolculuğu oldu.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Bir karavancıyla iki gezgin bir araya gelince ne olur sizce? Karavancı Haluk Nart ve gezgin Ömer Faruk Sarı’yla birlikte kendimizi bir anda Ağrı Doğubayazıt Gürbulak Sınır Kapısı’nda bulduk. İran gümrüğünde cama yüzlerini yapıştırmış onlarca insanın bağırış çağırışları arasında zahmetli de olsa geçtik Bazargan’a. İlk hedefimiz Şehriyar’ın, Şems-i Tebrizî’nin kenti Tebriz. Karavanımızın deposunu sadece 40 TL’ye doldurarak ilk şaşkınlığımızı yaşadık. Akşam yaklaşırken yol boyunda bir kebapçıya girdik. Duvarda asılı minik curaya bakıp, kebapçıya takıldık “kocaman adama bu küçücük saz yakışır mı” diye. Yemeklerimizi yerken geldi masamıza ve sazı aldı eline. Aşık Veysel’den, Neşet Ertaş’tan başladı çalmaya ve söylemeye. Şaşkınlığımızın hesabı yok! Burası İran mı yoksa Şarkışla mı bilemedik.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Tebriz’de kent merkezinde Gülistan Parkı kenarında geceyi geçirdikten sonra gönüllü rehberimiz İbrahim bizi kahvaltı için eski pazarın içinde Süphane’ye götürdü. Süphane burada kahvaltı salonuna verilen isimmiş. Küçük bir dükkan, sırada bekleyen yığınla insan ve aldıkları bal kaymağı açık ekmeğiyle ayakta, oturarak yemeye çalışan bizim gibi midesi zil çalanlar. Biz de bal kaymak ve çöreğimizi alıp yemek için bir yer aradık. Dükkan içinde oturacak yer yok ve çok ağır bir peynir kokusu var. Bu yüzden kapının önüne çıkıp, hemen oracıkta kocaman semaverini kurmuş çaycıdan birer çay alarak başladık kahvaltımıza.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Sonra çıktık pazarı gezmeye. Kemerli ve kubbeli tavanlarıyla aklınıza gelebilecek her şey var bu pazarda. Bizim en çok ilgimizi halı pazarı çekti. Kent müzesinden sonraki durağımız firuze taşları yağmalamış mavi bezemeli Mescid-i Kabud oldu. Asıl adı Şah Gölü olsa da devrimden sonra El Gölü olarak adlandırılan mesire alanına yöneldik öğleden sonra. El Gölü ortasına yapılmış restoranda Tebriz Köftesi yemeden olur mu? Bu bölge halkı neredeyse Tahran’a kadar Türk. Kahve içerken Ömer Faruk, İsfahan Yezd Şiraz hevesimizin de Meşhed gibi gerçekçi olmadığı gerçeğiyle yüzleştirdi bizi.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Üçüncü kez değişen plan sonunda hava karardıktan biraz sonra ulaştık Erdebil’e. Erdebil, İran tarihinde yeri çok önemli bir şehir. Kentin girişinde kültür merkezinin bahçesinde çadırları görünce biz de geceyi burada geçirmeye karar verdik. Bir kafede sıradan bir kahvaltı yapmaya karar verdik. Sonra Şeyh Safiyüddin Külliyesi’nin yolunu tuttuk.

Hazar kıyısında uyumak: İran

UNESCO kültür mirası olarak tescillenen bu yapı muhteşem. Şeyh Safiyüddin’in türbesinin de bulunduğu külliye de Şah İsmail’in de kabri bulunuyor. Bu külliyenin en ilginç özelliklerinden birisi sufliliğin merkezlerinden birisi olması.Diğer taraftan Şah Abbas’a Çin İmparatoru tarafından hediye edilen bin parçadan fazla çini eşyanın bu külliyede “Çinihane” denilen mekanda sergilenmesi.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Kubbeyi destekleyen yarım kubbelerde bu eşyaların şekline göre dolaplar inşa edilmiş. Siyahlar giyinmiş, sarı saçlarını yarım bağladığı utangaçlığından öne sarkıtmış orta yaşlı bir kadın görevli bize mekanı tüm ayrıntılarıyla anlatarak gezdirdi. Külliyenin giriş kapısı önünde görme engelli bir halk ozanının yerel sazıyla okuduğu parçaları dinledik hüzünle. Aşdough dedikleri ve bizim ayran aşının birebir aynısı çorbayı, çorbacıda yedikten sonra yönümüzü kuzeye çevirdik.  

Hazar kıyısında uyumak: İran

Hazar kıyısındaki Astara’ya inebilmek için Taleş Dağları’nı aşmamız gerek. Erdebil’in kuru, kahverengi topraklarını geçerken, üzerinde tek tük ağaç bulunan dağa doğru tırmandık. Tam geçide geldiğimizde rakım 2300 metreyi gösteriyordu. Bu geçit keskin bir çizgi gibi kuzeyde Hazar’a bakan yemyeşil yamaçları, Erdebil’e bakan çıplak tepelerden ayırıyor. Taleş Dağları’nın dik yamaçlarından kıvrıla büküle inen yolları takip ederek indik Astara’ya.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Nihayet Hazar’a kavuşmuştuk. Sıcak ve kuru İran havası yerine nemli ve ılık Hazar iklimi hakim bu bölgede. Geceyi geçirmek için yol boyunda deniz kıyısında bir yer ararken Gatgesar civarında bir tesise girdik. Her tarafta ellerinde “Villa” yazan dövizlerle bekleyen çocuklar arasından geçerek küçük bir giriş ücreti karşılığı arabamızı Hazar kıyısına park ettik.

Yaklaşık 1 km uzunluğundaki sahil bandında hem odalar, hem villalar hem de çadır kurulacak mekanlar bulunuyor. Alanın batı ucu yüksek duvarlarla çevrilerek kadınlar plajı haline getirilmiş. Doğu ucu ise aynı şekilde erkekler plajı. Denize girmeyi yasaklamak için duvarın hizasında denize doğru uzanan yüksek direkler üzerine tutturulmuş perdeler toplanıyor. Böylece kimse denize giremiyor. Hazar kıyısında nefis bir uyku çektik.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Sabah uyandığımızda neredeyse tüm çadırlardan Türkçe ezgilerin sesleri geliyordu. Sabah kahvaltısını denize nazır kurduğumuz masamızda yaparken, kahvaltı için “cücü kebap” (tavuk şiş) yapan komşumuz bize bir şiş tavuk kebabı getirdi. Sonra Bandar-e Anzali’ye doğru yöneldik ve akşama doğru ulaştık. Yol boyunda küçük bir yerleşim yerinde kurulmuş pazara girdik. Kurutulmuş, tuzlanmış balıklar ve siyah havyar dahil her şey var pazarda. Bandar-e Anzali bir liman kenti. Karavanımızı çekecek bir yer ararken güzel bir tesis bulduk burada. Nefis bir plajı var. Yine iki tarafta duvarlar ve perdelerle ayrılmış kadın ve erkek plajları bulunuyor. Sabah kahvaltıyı yolda yapmak üzere erken ayrıldık ve Reşt’e yöneldik.

Hazar kıyısında uyumak: İran


Tam öğle vakti ulaştık. Reşt, denizden uzakta Taleş Dağları’nın bittiği noktada düz bir arazinin içine kurulmuş bir kent. Kentin sokaklarında biraz yürüdük, Muhteşem Garden Parkı’nı gezdik. Reşt, son planlamaya göre doğuya doğru ulaşacağımız en uç noktaydı. Oradan geri dönecektik. Biz de plana sadık kalarak Reşt’ten geri döndük. Ancak dönüşümüzü Taleş Dağları’nı aşarak Khalkhal üzerinden Tebriz’e ve oradan Bazargan’a olacak şekilde değiştirdik. İyi ki öyle yapmışız. Muhteşem dağ, vadi manzaraları eşliğinde 2300 m yüksekliğindeki geçitte kadar çıktık.

Geçitten sonra birden orman kayboldu ve çıplak tepelerin arasından kıvrılarak Khalkhal şehrine indik. Burası küçük ve ilginç bir kasaba görünümünde. Yemek molasından sonra Khalkhal’a ulaşmak için nasıl bir yüksek dağdan geçtiysek oradan Tebriz yoluna gitmek için de hemen hemen aynı yükseklikte bir dağdan geçtik. Yol yapım çalışmalarının devam ettiği bu güzergahta karavanımızın sahibi Haluk neredeyse tüm saçlarını yolacaktı.

Hazar kıyısında uyumak: İran

Akşam Khalkhal’da başlayan yolculuğumuz sabah Bazargan’da son buldu. Bazargan’da bir çorba içtikten sonra hemen kapıya yöneldik. Cuma günü tatil olduğu için giriş çıkış oldukça sakindi. İran’a girerken sinirlerimizin gerilmesine neden olan kalabalık, düzensizlik, bağırış çağırıştan eser yoktu. Tüm işlemlerimizi yaptırıp Türkiye tarafına geçmemiz 15 dakika kadar sürdü. Türkiye tarafında zaten giderken de beklememiştik. Doğubayazıt Kaymakamlığı Sınır Kapısı sorumlusu Erol Bey bizi kapıda karşıladı ve hemen İran muhabbetine başladık söylenen çaylar eşliğinde.

Gürbulak Sınır Kapısı’ndan İshak Paşa Sarayı’na doğru giderken bir kez daha hayran olduk büyük ve küçük Ağrı Dağlarına. İran’a yaptığımız bu altı günlük seyahatten çıkardığımız dersleri düşünürken. Ben ve Ömer Faruk hayatımızda ilk kez karavanla yolculuk yapmıştık. Hem karavan yolculuğu hem İran için hemfikir olduğumuz konular şunlar oldu: Karavan bir seyahat aracı değil yaşam tarzı. İran büyük bir ülke, her yer çadır kurmaya, karavan park etmeye uygun ancak karavanla gezmek için uzun bir zaman ayırmak gerek. İran’da kadınların örtünmesi seyahat edenler için ciddi bir sorun değil. Saçlar üzerine atılacak küçük bir örtü iş görüyor. 2010 yılına göre İran’ı biraz gerilemiş bulduk. Ambargo ister istemiz etkilemiş ülkedeki yaşamı. Kırsal yaşam çok az İran’da. Köyler boşalmış susuzluktan ve kentler iri birer köye dönüşmüş. İklim değişikliğinin etkisi her yerde gözle görülebilir durumda.

Fotoğraflar: Mustafa Sarı


Brezilya semalarında Türk Bayrağı açan çılgın Türk!

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle