GeriSeyahat Asırların görkemli mimarisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Asırların görkemli mimarisi

Asırların görkemli mimarisi

Selçukluların ‘İslam’ın Kubbesi’, Osmanlıların ‘Ata Şehri’ olarak adlandırdığı Bitlis’in tarihi ilçesi Ahlat, kültürler kavşağı Anadolu’nun ihtişamlı geçmişini günümüze taşıyan noktalardan biri. Dev bir açık hava müzesine benzetilen Ahlat’ta görülmeye değer yer çok.

Muş’tan Ahlat’a karayoluyla yaklaşık 1.5 saatte ulaşılıyor. İlçe merkezinde boylu boyunca uzanan anacaddede gezinmeye başladığınız anda, sahil kasabasına benzeyen ilçenin güzelliği de etkisini göstermeye başlıyor. Van Gölü’nün kıyısındaki ilçe, meyve bahçeleriyle kaplı, yumuşak eğimli yamaçlar üzerine kurulmuş. Van Gölü’nün en güzel kıyılarına sahip Ahlat’ta göle bakarken usta yazar Yaşar Kemal’in sözlerine hak vermeden edemiyor insan: “Dünyada hiçbir göl, hiçbir deniz, hiçbir su, Van Gölü’nün maviliğinde olamaz. Deli eden bir mavilik... Ne gökyüzünde vardır öyle bir mavi ne de başka bir yerde.”

Verimli ovaların kıyısında

Türkiye’nin en yüksek üç dağından biri olan Süphan’ın eteklerinde, işlemeli bir yüzük taşını anımsatan Ahlat, Bitlis’in verimli ovalarının da hemen kıyısında. Doğal güzellikleri ve bereketli toprakları nedeniyle tarih boyunca gözde bir yerleşim alanı olan ilçe 5 bin yıllık görkemli bir geçmişe sahip. Urartulardan Osmanlılara kadar pek çok uygarlığa kucak açan ilçe, 1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin Anadolu’da kurduğu ilk büyük şehir. Selçukluların Bizans’ı bozguna uğratmasıyla neticelenen muharebeden sonra Türk boyları akın akın bölgeye gitmeye başlamış. Osmanlı devletini kuran Oğuzların Kayı Boyu da 170 yıl Ahlat’ta kalıp 13’üncü yüzyılın ilk yarısında Söğüt’e yerleşmiş. Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi, Ahlat’ta doğup 20’li yaşlarına kadar orada hayatını sürdürmüş. Evliya Çelebi’nin ‘Oğuz Taifesi Şehri’ olarak adlandırdığı Ahlat’ta Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye yerleşen Türk boylarına ait izler, ilçedeki taş eserler üzerinde hâlâ duruyor. Bu izleri görebilmek için doğru adres, Selçuklu Mezarlığı. Alanında dünyanın en büyüğü olarak bilinen bu dev açık hava müzesini gezmeye, hemen girişteki Ahlat Müzesi’nden başlayabilirsiniz.

Tarihçilerin dediklerine göre burada görülen taş süslemeleri, Selçuklu çağının en müstesna örnekleri arasında.

Ahlat Müzesi’nin hemen arkasındaki Selçuklu Meydan Mezarlığı, 210 dönümlük bir alanda. Ören yerini süsleyen taştan yapılmış kilimleri andıran dev anıt taşlar, Anadolu’nun Orhun Abideleri’ne benzetiliyor. Benzeri bulunmayan bu geniş alanın yüzeyinde tarihi nitelik taşıyan 8 binden fazla mezar taşı tespit edilmiş. 11-16’ncı yüzyıllar arasında kesintisiz olarak kullanılan mezarlık, boyu 3.5 metreye ulaşan anıt taşlarla dolu. Lahit, sanduka ve şahideli olmak üzere üç ana tipteki mezar yapısının ana malzemesi, yöreye özgü kırmızı tüf taşı. Selçuklu sanatı uzmanı tarihçilerin söylediklerine bakılırsa burada görülen taş süslemeleri, Selçuklu çağının en müstesna örnekleri arasında. Taşlar geometrik motifler, bitkisel bezemeler, stilize yazılarla birer dantel gibi işlenmiş. Mezarlıktaki taşlar, adeta toprağın misafir ettiği sonsuzluk yolcularının kimliğini fısıldar gibiler...

Tarihi mezarlığın biraz ilerisinde, Ahlat’ın ilk yerleşim alanı olarak bilinen Harabeşehir var. Kayalara oyulmuş yapı örnekleriyle dolu olan bu gizemli şehir, neolitik çağda kullanılmaya başlamış. Civardaki mağara kümelerinin bazıları tek ve iki katlı oyulmuş. Bazıları yan yana veya arka arkaya sıralanmış çoklu odalar.

Asırların görkemli mimarisi

Kümbet tipi mezarların (solda) Anadolu’da en fazla görüldüğü yer Ahlat. Harabeşehir (üstte) kayalara oyulmuş, neolitik çağdan bir yerleşim.

Bir ortaçağ köprüsü...

Dar bir vadinin içine kurulan bu eski çağ yerleşimi, aynı zamanda beylikler dönemi ve Selçuklulardan kalma kale, cami, köprü kalıntılarıyla dolu. Sahi siz hiç taş korkulukları olan bir ortaçağ köprüsü görmüş müydünüz? Akkoyunlu mimarisini aksettiren Ahlat Bayındır Köprüsü de bölgenin görülmesi gereken eserlerinden. 13’üncü ve 14’üncü yüzyıllarda nüfusu 300 binlere ulaşan Ahlat, Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar geniş bir coğrafyanın yönetim merkezi olmuş. Ekonomik refahla birlikte çeşitli alanlarda bilginler yetiştirmiş. Ahlat, aynı zamanda kümbet tipi mezar yapılarının Anadolu’da en fazla görüldüğü yer. Kaynaklar, 100’ü aşkın kümbetin varlığından söz etse de günümüzde 15’i ayakta ve bunların 2’si de yarım vaziyette. Kümbetlerin en gözdeleri, Şeyh Necmeddin, Erzen Hatun, Usta Şagirt ve Bayındır adını taşıyor.

ALIN, YİYİN...

El yapımı bastonlarıyla ünlü olan Ahlat’ta bu geleneğin kökeni çok eskilere uzanıyor. Ahlat bastonlarının en belirgin özelliği, ceviz ağacı üzerine Anadolu motifleriyle işlemeler yapılması. m Zengin bir sofra kültürüne sahip olan Ahlat’ta en bilinen yemek, keçi etinden yapılan büryan kebabı. Ayrıca kilorik denen köfteli çorba, çorti taplaması, harise adı verilen keşkek, kenger turşusu, tuzda inci kefali ve murtuğa helvası yöreye özgü lezzetlerden.

UNESCO LİSTESİ ’NDE

Ustaların elinin emeğinden, gözünün nurundan geçmiş Ahlat taşlarıyla yapılan süslemeli taş evler oldukça etkileyici. Yüzyıllardır taş ustaları tarafından taş ocaklarından volkanik taşların çıkarılması, işlenmesi, süslenmesi ve yapılar inşa edilmesine dayanan bu zanaat, yöntemleri ve estetik anlayışıyla köklü bir geleneği temsil ediyor. İlçedeki atölyelerde halen bu gelenek sürdürülüyor. Ahlatlı taş ustası Tahsin Kalender, 2012 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Listesi’ne dahil edildi.

False