GeriSeyahat Ömür Gedik’in kaleminden 3 film analizi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Ömür Gedik’in kaleminden 3 film analizi

Ömür Gedik’in kaleminden 3 film analizi

THE A TEAM  / A TAKIMI

 

Yön: Joe Carnahan

 

Oyn: Liam Neeson, Bradley Cooper, Jessica Biel, Patrick Wilson, Sharlto Copley, Quinton ‘Rampage’ Jackson’

 

Tür: Aksiyon-Macera

 

 

/images/100/0x0/55eb5658f018fbb8f8bac7eb
Haksız yere ordudan atılan 4 komandonun iyilerin yanındaki savaşını anlatan 1980’lerin sevilen dizisi A Takımı, sinemaya uyarlandı. Hikaye günümüze uygun olarak Vietnam’dan Irak’a taşınmış. 4 kafadar kayıp Amerikan tabletlerinin peşinde adalet arayışına giriyor. Liam Neeson’ı beyaz saçlı olarak izleyeceğimiz filme diziden farklı olarak bir de kadın figürü yerleştirilmiş. Face ile flört eden kadını Jessica Biel canlandırıyor.

 

A Takımı ile ilgili bu yazıyı yazmadan önce Twitter’a “aksiyon, az diyalog, yine aksiyon, ne yazılır ki bu filmle ilgili? Zaten dizisini de sevmezdim” diye yazdım.

 

Gamze Aral şöyle cevap verdi; “dizisini de sevmezdim, diye başlanırsa neler neler yazılmaz ki!”

 

Ben de aynen böyle başlıyorum o zaman.

 

Bizim çocukluk yıllarımızın, 1980’lerin meşhur dizisi A Takımı’nı sevmezdim gerçekten.

 

Sevmemek değil de, ilgimi çekmezdi diyelim. Derinliği olmayan karakterlerin aksiyonu tatmin etmezdi beni.

 

Yıllar sonra beyazperdeye gelen filminden de öyle çok hoşlanmadım. Çünkü diziye bir şey ekleyememişler. Aksiyondan başka bir şey bulamadım.

 

Zaten gündeme uygun bir şekilde aksiyona yüklenmişler, e benim bünyede belli ki ciddi bir aksiyon doygunluğu olmuş. Bu durum, eğlenceli de olsa geçen iki saate zor dayanmayla sonuçlandı işte.

 

Hele geçen hafta vizyona giren Cehennem Melekleri faciasından sonra (bu arada bu film Amerika’da bir numaraya oturmuş, Allah izleyicilere akıl fikir versin diyorum, sıcak başlarına vurdu herhalde) bu seyir iyice zor geldi.

 

 

A TAKIMI’NI KİRALAYABİLİRSİNİZ

 

Önce biraz dizi diyelim.

 

A Takımı’nın malum hikayesi dizinin başında şöyle özetleniyordu; “özel bir komando timi, işlemedikleri bir suçtan dolayı askeri mahkeme tarafından hapse gönderildi. Bu adamlar sıkı korunan cezaevinden kaçıp Los Angeles’da yer altına çekildiler. Bugün hâlâ devlet tarafından aranıyorlar. Bir sorununuz varsa, eğer yardım edecek kimse yoksa ve eğer onları bulabilirseniz belki A Takımı’nı kiralayabilirsiniz.”

 

NBC çıkışlı olup, 1983-1987 yılları arasında 5 sezon yayınlanan A Takımı, 1980’lerin sonunda ülkemizde de gösterilmeye başlamıştı. 3 Emmy adaylığı da olan A Takımı’nın süksesi ve hayranı çoktu. Özellikle kötülere karşı mücadele eden zıpır, zeki ve yetenekli eski komandoların birlikte mücadelesi ilgi çekiyordu. İşin içinde sıra dışı silahlar ve yöntemler olunca da bu türün hayranları için tadından yenmiyordu tabii.

 

Dizinin sevenleri bilir, A Takımı’nın bir başka önemli özelliği içerdiği aksiyona kadar birbirleriyle zıt karakterlerdeki 4 kahramanın arasındaki dostluk, çekişme ve atışmalardı.

 

Ben bile dizinin hayranı olmasam da oldukça renkli bir kişilik olarak hatırladığım Mr. T’yi ayrı geçiyorum mesela.

 

YÖNETMEN CARNAHAN ÖNCE KABUL ETMEMİŞ

 

A Takımı’nın beyazperdeye uyarlanmasının hayli geciktiğini söylemek mümkün. Yapım aşaması 11 yıl, senaryo ise 10 küsur senarist eskitmiş.

 

Yapımcılar sanki aksiyon furyasının ortaya çıkmasıyla düğmeye basmışlar.

 

Sinemada izleyeceğiniz filmin yönetmenliğini Tehlikeli Aslar (Smokin Aces) filminden hatırladığımız Joe Carnahan yapıyor.

 

Carnahan önceleri “25 yıl önce işe yarayan şeylerin bugün işe yaramayacağını düşündüm” diyerek projeye sıcak bakmamış. Ama yeniden çevrimlerde yapılabilen değişiklikler cazip gelmeye başlayınca bu işi bir mücadele ve yenilenme süreci olarak görerek kabul etmiş.

 

FLÖRTÖZ İLİŞKİDE SEVİŞME SAHNESİ BEKLEMEYİN

 

Neyse, 110 milyar bütçeli A Takımı, günümüze uygun olarak Irak’ta geçiyor.

 

A Takımı, Bradley Cooper’ın oynadığı kadınların sevgilisi yakışıklı Face, District 9’dan hatırlayacağınız Sharlto Copley’in oynadığı Murdoch, Quentin Johnson’ın canlandırdığı B.A. Baracus (Mr. T’ye selam olsun) ve beyaz saçlı Liam Neeson’ın oynadığı Hannibal Smith’den oluşuyor.

 

İşlemedikleri bir suç nedeniyle ordudan ceza alan bu 4 komando, A Takımı olarak güçlerini bir araya getiriyor.

 

Bütün hikaye eskiden İran şahında ait olan kayıp Amerikan doları tabletlerinin etrafında dönüyor. Bu uğurda neler patlamıyor ki filmde? Limit gökyüzü, yönetmen Carnahan, aksiyon sahnelerinin enerjisini yüksek tutmak için deyim yerindeyse, Allah ne verdiyse kullanmış.

 

Dört asıl adamımız kötülerle savaşırken tabii ki içlerindeki düşmanla da karşı karşıya gelmek zorunda kalıyorlar. Oyun içinde oyun oynanırken, film tabii ki daha çok aksiyon konusunda gaza basıyor.

 

Dizinin aksine bu filmde öne çıkan bir karakter de var; Jessica Biel’in canlandırdığı Charisa Sosa. Flörtöz bir ilişki ve kadın figürünü ekleme gereği onun filmdeki varlığını sağlamlaştırmış. Savunma bakanlığına bağlı özel bir ajan olan Sosa’nın Face’le ilişkisi suya sabuna dokunmadan film boyunca ilerliyor. Jessica Biel’i görüp öyle ateşli sahneler beklemeyin diye söylüyorum. Bir öpüşmeden fazlası yok.

 

AKSİYONDAN SIKILMADIYSANIZ BUYURUN, YOKSA BOŞVERİN

 

A Takımı filminin, sınırsız eğlence ve sınır tanımayan aksiyon vaad ettiği bir gerçek.

 

Filmin neredeyse her dakikası aksiyon anlamında bir sürpriz vaad ediyor.

 

Ben en çok 3 boyutlu filmin gerçeğe döndüğü sahneyi sevdim, bir de havadaki uçaklı, helikopterli aksiyonları.

 

Tankın uçmasının saymıyorum bile, o başlı başına bir olay çünkü. İnandırıcılığı geçip, sahnenin müthiş görselliğine ve hayal gücüne teslim olmakta fayda var.

 

Biz A Takımı’nın hayranıydık diyenler bile artık büyüdü ve yetişkin insanlar oldular. Dizinin bu anlamsız beyazperde versiyonuyla pek ilgileneceklerini sanmıyorum.

 

Geriye şimdinin aksiyon bağımlısı gençleri kalıyor galiba. Sevişme, şiddet sahnelerinden arınarak sadece 13 yaş sınırı alan A Takımı, bence yaşı küçük aksiyon severlere hitap ediyor.

 

Karakterleri birer birer tanıtan açılış ve devam filmi olacak havası veren kapanış arasında bol eğlence ve aksiyon ama bomboş bir film var.

 

Patlamalardan, tehlikeli sahnelerden hâlâ heyecan duyan varsa buyursun tabii ama bu yaz üzerimize üzerimize gelen aksiyon bombardımanı bana “yeter artık” dedirtmiş bulunuyor.

 

Yazıyı A Takımı hayranları kırılmasın diye Nur Sağman’ın tweet’iyle bitirelim. “Bir klasik… Bu türü sevenlere… Sürprizsiz… Patlamış mısır ve gazlı içecekle klimalı salonda bir Pazar günü eğlencesi.”

 

Saçlarını beyaza boyamış Liam Neeson grubun beyni Hannibal Smith rolünde ne yapıyor anlamış değilim. Ağzından düşmeyen purosuyla filmin hedef kitlesi gibi görünen gençlere kötü örnek olduğu da bir gerçek. Face rolündeki Bradley Cooper, kot pantolon çıplak üstlü sahnelerle filmdeki misyonunun güzel vücutlu, yakışıklı, neşeli, esprili erkek olduğunu haykırır gibi. Eski aşkı (Jessica Biel) ile fazla yakınlaşamıyor olması filmin 17 yaş sınırı almaması için.

 

Diziden filme iki oyuncu geçti

 

A Takımı dizisinin oyuncuları, beyazperde versiyonunda da unutulmadı. John Hannibal Smith’i canlandıranGeorge Peppard 1994 yılında hayata gözlerini yummuştu. Mr.T ise aynı karakteri oynamayacaksa filmde rol almasının bir anlamı olmayacağını söyleyerek film teklifini geri çevirdi. Diğer iki oyuncudan Murdoch’ı canlandıranDwight Shultz filmde Alman hastanesindeki doktoru canlandırıyor. Peck’i oynayan Dirk Benedict’i ise mahkum Milt rolünde izliyoruz.

 

 

 

/images/100/0x0/55eb5658f018fbb8f8bac7ed
22 BULLETS / ÖLÜMSÜZ

 

Yön: Richard Berry

 

Oyn: Jean Reno, Kad Merad, Jean-Pierre Darroussin, Marina Fois

 

Tür: Aksiyon

 

 

22 kurşunun intikamı

 

1980’lerde başlayan ortaklıklarını 2001 yılında sona erdiren Luc Besson ve Jean Reno, gerçek bir hikayenin beyazperde uyarlamasında tekrar bir araya geldi. Ölümsüz, vücuduna isabet eden 22 kurşuna rağmen hayatta kalmayı başaran bir mafya üyesinin intikam hikayesini anlatıyor. Jean Reno, Leon’dakine benzer bir rolde, attığını vuran, elinden uçanla kaçan kurtulan bir adamı canlandırıyor.

 

Luc Besson ve Jean Reno, yıllar yıllar sonra tekrar Ölümsüz’le bir araya geldiler.

 

İkilinin işbirliği, kısa sürede Fransız ticari ve aksiyon sinemasınıngözbebeği haline gelecek Besson’ın yönetmenlik kariyeriyle birlikte başladı diyebiliriz.

 

Besson’ın Fransa’da olduğu kadar dünyada da ilgi gören filmlerinin neredeyse hepsinde Jean Reno vardı.

 

Besson-Reno ortaklığının zirvesi diyebileceğimiz Leon’u bilmeyen kaç sinemasever vardır acaba?

 

1980’li yıllarda başlayıp, Fransız aksiyon sinemasında yer edindikten sonra 2000’li yıllarda son bulan bu ortaklık (Reno en son Besson’ın yapımcısı olduğu 2001 yılına ait Wasabi’de rol almıştı) şimdi yeniden alevlendi.

 

Luc Besson’ın yapımcı koltuğunda olduğu Ölümsüz’ün başrolünde Jean Reno var.

 

Ve neyse ki Luc Besson bu kez komedi soslu bir aksiyonla gelmiyor karşımıza. Ciddi, gerilimli, aksiyon ve şiddet dozu iyi ayarlanmış, yer yer Leon’u hatırlatan, kaliteli bir filme imza atıyor.

 

OTOPARKTA ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİ

 

Ölümsüz, gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yazılmış Olivier Giesbert imzalı kitabın beyazperde uyarlaması.

 

Konu Marsilya mafyası. “Çılgın” lakaplı Marsilya mafyası patronu Jack Imbert (Jacky Le Mat), 1977 yılında güç birliği yaptığı gangster Tany Zampa’nın emriyle suikaste uğramış ama bir otoparkta ölüme terk edildiği o korkunç saldırıdan sadece sağ kolundaki felçle kurtulmayı başarmıştı.

 

O saldırıda Imbert’in vücudundan çıkan kurşun sayısı 22’ydi. İşte o 22 kurşun, filmin İngilizce adına ilham kaynağı oldu.

 

Imbert, bu 22 kurşuna rağmen hayatta kalmayı başardı.

 

Filmimiz işte buradan başlıyor ve ana kahramanımızın intikam mücadelesini perdeye getiriyor.

 

MAFYA DÜNYASINDA “BIRAKTIM” DİYEMEZSİNİZ

 

Karanlık mafya geçmişini geride bırakarak karısı ve iki çocuğuyla sakin bir hayat sürmeye başlayan Charly’nin hikayesi, filmin açılışını kana bulayan silahlı saldırının ardından farklı bir yön alıyor.

 

Mafyanın öyle “bıraktım” dediğinizde geçmişinizde kalan bir şey olmadığını böylece anlamış oluyoruz.

 

Charly, bir kış sabahı vücuduna geçmişten gelen 22 kurşun sıkılarak ölüme terk ediliyor.

 

Ama şansı yaver giden Charly hayatta kalmayı başarıyor ve onu öldürmeye cesaret edenlerin peşine düşüyor.

 

Dost, düşman herkes safhını belli ediyor.

 

KADIN VE ÇOCUKLARA DOKUNMA!

 

Ölümsüz, Hollywood aksiyonunun sağdan soldan, her yerden karşımıza çıktığı şu günlerde aksiyonu nispeten gerçekçi bir zeminde vermeyi başaran bir yapım.

 

Aksiyonu kesmeden mafyanın işleyişini ve ruhunu tüm detayları ve incelikleriyle perdeye yansıtmasını biliyor. “Asla kadın ve çocuklara dokunma” gibi klişeler bile olsa bu detayların perdeye yansıması izleyiciyi hikayenin gerçekliği konusunda ikna etmede etkili.

 

Filmde yer alan geri dönüş sahneleri de gayet başarılı ve amaca hizmet ediyor.

 

Ölümsüz’ün, mafya dünyasını anlatırken, olması gerektiği kadar, yani hayli fazla, şiddet kullandığı bir gerçek.

 

Aksiyona bulanmış şiddet sahneleri gayet iyi çekilmiş.

 

Filmin renksiz ve sürprizsiz olmasının nedeni Charly’nin ne yapacağını biliyor olmamız.

 

Charly kimi değil, nasıl öldürecek sorusunun cevaplarını izliyoruz. Sonunu tahmin ettiğimiz filmde bize sadece olayların nasıl gelişeceğini izlemek kalıyor.

 

Bu farkındalığın filmin heyecanını azalttığı bir gerçek.

 

JEAN RENO RUH VE DERİNLİK KATIYOR

 

Ve Jean Reno. Yıllar sonra bir araya geldiği dostu Luc Besson’ın yapımcısı olduğu bu filmde oynadığı karaktere hem güç hem de ruh katıyor.

 

Kendinizi onun oynadığı karakterin, her ne kadar sonuçta bir mafya üyesi olmuş olsa da, intikam dürtüsüne kaptırmış halde bulmanız işten bile değil.

 

Ölümsüz, kimi zaman abartılı aksiyon sahnelerine ve tahmin edilen gidişatına rağmen ayakları yere basan, başarılı bir film.

 

Vizyondaki diğer aksiyonların bombalarının yanında çok daha gerçekçi durduğu kesin.

 

 

 

/images/100/0x0/55eb5658f018fbb8f8bac7ef
DIE TÜR / KAPI

 

Yön: Anna Saul

 

Oyn: Mads Mikkelsen, Jessica Schwarz, Thomas Thieme, Heike Makatsch, Tim Seyfi

 

Tür: Gerilim

 

Süre: 100 dk.

 

 

Kapıdan geçmişe

 

Kebab Connection’ın yönetmeni Anna Saul doğaüstü gerilimle çıktı karşımıza. Kapı, Almanya’da yaşayan ve Almanya’nın Stephen King’i olarak anılan Akif Pirinçci’nin Die Damalstür adlı romanının beyazperde uyarlaması. Başrolde, Casino Royale filminde yıldızı parlayan Danimarkalı aktör Mads Mikkelsen var. Ona hem Avrupa hem de Türk filmlerinde gördüğümüz uluslar arası üne sahip oyuncumuz Tim Seyfi de eşlik ediyor. Bu yıl En İyi Kurgu başta olmak üzere Alman Film Ödülü’ne aday olan Kapı’nın konusu şöyle;

David’in başına gelen trajik olay hayatını altüst eder. Güzel komşusuyla aşk ilişkisi yaşayan genç adam, sevgilisiyle buluştuğu bir gün dikkatsizliği yüzünden havuza düşen küçük kızını kurtaramaz. Suçluluk duygusu altında ezilen David hayatının en karanlık günlerini yaşamakta ve karısı Maja ise onu affetmemektedir. İntihar etmek isteyen David son anda onu geçmiş zamana götüren gizli bir kapı bularak geçmişe, kızının hayatta olduğu zamana döner.

 

 

 

 

False