Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeşilçay’ın hakkı değildi..

<B>Cengiz Semercioğlu</B> salı günü <B>‘Eğreti Gelin’deki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü fazlasıyla hakediyordu’ </B>yazdı.

Sevgili Semercioğlu’na katılmam mümkün değil. Gelin önce Eğreti Gelin’i izledikten sonra mart ayında Hürriyet Cuma’da ne yazmışım ona bir bakalım:

* * *

Eğreti Gelin’in teknik kalitesini çok beğendim. Atıf Yılmaz ve ekibi çok çalışıp ortaya görüntü kalitesi oldukça yüksek bir film çıkarmış.

Her kareyi oya gibi işlemiş. Film biraz ağır ilerliyor ama ‘ağırlık’ asla rahatsız edici boyutlarda değil.

Film, bildiğiniz üzere 1930’larda geçiyor. Bir beşik kertmesi söz konusu. Ancak oğlan (Ali) daha 18'inde ve evliliği pek ciddiye alır tarafı yok. Onun aklı fikri tiyatrocu olmakta.

Nişanlısı ise ‘Oğlan ne zaman büyüyecek de ilk tensel teması gerçekleştirecek’ diye beklemede...

Bunun üzerine oğlanın ailesi oğlana ‘erkekliği’ öğretsin diye 35 yaşındaki Emine’yi tutuyor. Emine bu durumda Eğreti Gelin olmuş oluyor. Yani gelin asıl gelin değil. Erkekliği öğretecek gidecek, yerine bizim beşik kertmesi kız bakacak.

Ali’yi Onur Ünsal, Emine’yi Nurgül Yeşilçay oynuyor. Onur Ünsal oldukça başarılı. Nurgül Yeşilçay’ın Asmalı Konak’taki halinden farklı bir hali yok. Kendini tekrar etmiş.

Sadece Atıf Yılmaz’ın dokunuşuyla çok güzel bir kadın olduğu daha da bir ortaya çıkıyor. Atıf Yılmaz her nedense filmin gerektirdiği erotik sahnelere yer vermemekte direnmiş.

Ali ile Emine arasında estetik seviyesi yüksek bir sevişme sahnesi mutlaka gerekliymiş. Ama Atıf Yılmaz gerek görmemiş, sadece aradaki aşkı yeşertmekle yetinmiş. Bence büyük hata etmiş. Eğreti Gelin’in neresi eğreti pek ortaya çıkamamış..

Filmin en beğenmediğim yönü final sahnesi. Atıf Yılmaz son sahneyi biraz aceleye getirip ilkokul müsameresine çevirmiş. Bu sahnede Şevket Çoruh ve Nurgül Yeşilçay’ın bakışmaları hiçbir şey ifade etmiyor. Bu sahne bize Çoruh’un geçirdiği değişimi anlatamıyor. Ne dediğimi anlamak isteyen Gönül Yarası’nın son sahnesine baksın...

* * *

Beste Bereket
kim ben de bilmem.. Ödülü hakediyor muydu haketmiyor muydu değerlendirecek durumda değilim. Çünkü En İyi Kadın Oyuncu ödülü aldığı filmi izlemedim.

Ama Eğreti Gelin’den çıktığımda Nurgül Yeşilçay’ın ödül hak eden bir oyunculuk sergilemediğini söyleyebilirim. Hatta Yeşilçay’ın oyunculuğunun Asmalı Konak’taki oyunculuğundan öteye gidemediğini görünce de şaşırmıştım.

Şu sıralarda ise Belalı Baldız’da Yeşilçay’ı izliyorum. Artık emin oldum ki her tür oyunculuk Nurgül Yeşilçay’a göre değil! Hatta ‘Nurgül Yeşilçay iyi bir oyuncu mu değil mi onu bile sorgulamaya’ başladım..

Yeşilçay’ı garipsedim..

Nurgül Yeşilçay, Şirin Sever’le yaptığı röportajda ‘Ödül almak sizin için önemli miydi?’ sorusuna şöyle yanıt vermiş:

‘Asla değildi. Ben Allah’tan belamı istemiyorum. Benim çok güzel bir çocuğum var, çok mutlu giden bir evliliğim var, işimde başarılıyım ve bunun da farkındayım. Ödül almak umurumda değildi..’

Bu yanıtı garipsedim. Ödül almakla güzel bir çocuğun ve iyi giden bir evliliğin ne alakası var? Çocukları çirkin, evlilikleri kötü gidenlerin mi ödüle gereksinimi var?

Nurgül Yeşilçay, jüriye tepki gösterebilir ama tepkisinin biçimi başkalarını karalamak üzerine kurulmamalı..

Baydı..

Tatlıses, Asena ve diğer dansözler arasındaki polemikler gerçekten baydı.. Tatlıses, tırnaklarıyla geldiği yerde kiminle anılmak istediğini iyi belirlemeli.. Tatlıses-dansöz anılması hiç de Tatlıses’e yakışan bir anılma değil..
X