Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeşeren reformcular

Zeynep ATİKKAN

Baba'dan, başbakana ve hergün konuşan üst düzey bürokratlara kadar herkes ‘reformcu’ kesildi.

Bugünün ‘reformcusu’ Baba'yı otuz yıldan beri tanıyoruz, diğerleri de yabancımız değil.

Kimbilir ne çok yıldızı varmış bu ülkenin. Bu yıldızlar ne kadar bastırılmışlar ki, birden ışıldamaya başladılar.

Aslında ortada dolaşan büyük ‘reformcuları’ çok yakından tanıdığımız için ‘kapasitelerini’ de biliyoruz. Ama dönem, piyasadaki ‘reforcuları’ yüceltme dönemi. O nedenle, bir süre daha bu ‘sanal reformcuların’ mucizelerine inanmak durumundayız!

‘Reformcuların’ çok dikkat çeken bir söylemi gelişiyor son günlerde.

Her fırsatta, siyasilere veryansın ediyorlar, ‘ekonomi, mali sistem siyasetin gölgesinden çıkıyormuş, ya da çıkacakmış...Başabakan’ın da onayı varmış, vs.' Yargı'nın siyasetle yolları ayrılıyormuş. Yargı bağımsız olacakmış.

Tabii, ileri demokratik ülkelerde bu tür söylemler bürokratların imzasını taşımaz. ‘Reformu’ parti liderleri ve kadroları gündeme getirir, hayata geçirir.

Baba'nın çok hayran olduğu Blair'in ülkesinde ‘reformu’ siyasetçiler yapar, halktan aldığı destekle yapar.

Nedense Türkiye'nin bir özelliği var.

‘Müthiş reformcular’, ister siyasetçi olsun ister bürokrat, Silahlı Kuvvetler'in siyasi hayatı yakından izlediği dönemleri tercih ediyorlar piyasa çıkmak için.

Çok gerekli olan sekiz yıllık eğitim ne siyasi partilerin gündemindeydi ne de medyanın.

Ne oldu?

Ortam müsait olunca, gözle kaş arasında sekiz yıl uygulamaya giriverdi.

Şimdi anlaşılıyor ki bir istikrar paketi açıklamak için de ortam müsait. ‘Parlak reformcular’ paçaları sıvadılar. Tam gaz gidiyorlar. Sağa sola çatarak.

Siyasetçinin tek başına cesaret edemeyeceği enflasyonla mücadele için de start verilmiş gibi. Yıllardır askıda duran bu temel hedef de nedense askerin siyaseti yakın takibe aldığı şu günlerde ortaya çıktı.

Arkadan bakıyoruz, kamu reformu ve şeffaflaşma için bir kıpırdanma başlıyor. Başbakan önceki gün bütün samimiyetiyle açıkladı, ‘Ordu, Susurluk’un çözülmesini istiyor' diye.

İleri demokratik ülkelerin yıllardır büyük bir ciddiyetle üzerinde durduğu hayati öneme sahip bu konuda kimilerinin aklı daha yeni başına geliyor.

Aslında geç de olsa çok önemli bir gelişme bu.

Eğer o çok sevdiğimiz yaşam biçimini korumak ve sürdürmek istiyorsak, kamu reformunu ve şeffaflaşmayı derhal hayata geçirmemiz gerekiyor.

İleri ülkeler bu noktada son derece ayrıntılı çalışmalar yapıyorlar ve uygulamaya koyuyorlar.

IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar bastırıyor. IMF, Kenya'ya açtığı krediyi kesti, rüşvete gidiyor diye.

Yolsuzlukla mücadele veren örgütler, eylülde, Peru'nun başkenti Lima'da toplandılar. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 93 ülkenin temsilcileri, yayınladıkları bildiriyle yolsuzluğun, toplumda ahlak sistemini yozlaştırdığını, demokrasiyi temelden sarstığını ve kalkınmayı geciktirdiğini açıkladılar.

OECD bünyesindeki bir komite, örgüte üye ülkelerde kara para trafiğini yakından izliyor. Ve kara para operasyonlarına göz yuman ülkeleri hemen kara listeye alıyor.

Hong Kong'da yapılan IMF ve Dünya Bankası toplantılarından Türkiye'ye sadece bizim ‘Müthiş reforcuların’ yüksek başarıları yansıdı. Aslında orada da öncelikle, ‘şeffaflaşma’ ve ‘yolsuzlukla’ mücadele konuları gündemdeydi.

Nedir bütün bu örneklerin anlamı?

Yolsuzluğun, keyfiliğin, hukuksuzluğun sürüp gittiği ülkelerde, ekonomi tıkanıyor. Rekabet işlemiyor.

Bu nedenle de artık mafya tipi oluşumları yakından izlemek gerekiyor. Kara para aklama süreçleri takibe alınıyor. Ve günlük normal işlere belli normlar getirilmesi isteniyor. Kısaca, ‘adamını bul işini bitir’ döneminin sonu geliyor.

Dünya'daki trend bu...Bu doğrulara ulaşmak için siyaset üretiliyor.

Keşke, ‘Müthiş reformcular’, bunların onda birini gerçekleştirebilseler.

Ortam müsait olduğuna göre...

X