Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yenilip de üzülmemek

İLK defa bir milli maçı kaybettiğimizde üzülmedim desem... Umarım beni vatan haini ilan etmezsiniz.

Bir an için tersini düşünelim, Türkiye Yunanistan’ı yenmiş, ülkede yer yerinden oynuyor, zafer sarhoşluğu içindeyiz. Medyamız bu konuya odaklanmış, geri kalan her şey unutulmuş. Ne Kuzey Irak tezkeresi, ne ABD’de Temsilciler Meclisi’nin oylayacağı Ermeni tasarısı, ne de Anayasa referandumu...

Gelin itiraf edelim. Evet çok mutlu olacaktık, ama kazansaydık olacak olan buydu. Havai fişeklerin ışıltısı altında gözlerimiz kamaşacak, ülke olarak cendereye sıkışmış olduğumuzu bir yana bırakıp kutlamalarla vakit geçirecektik.

Hatta belki de hızımızı alamayıp, kendimizi Kuzey Irak’ta bulacaktık...

Kuzey Irak tezkeresinin meselenin diplomatik yollardan çözümünü kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu düşünenlerdenim. Bir kere tezkereyi eline alan Türkiye, meselenin barışçıl çözümü için gereken kartlara da sahip olmuştur. Nitekim Bağdat yönetiminden ilk gelen işaretler de olumlu. Başkan Bush’un "Tezkere gereksizdi" mealindeki sözlerinin ise pek bir anlamı olmadığını ABD’nin Bağdat üzerinde ağırlığını koymaya başlamasından anlıyoruz. Bundan ötesi ise Ankara’nın kriz yönetimi becerisine bağlı.

Savaş, ancak çaresiz kalanların çaresidir.

* * *

Amerikan Kongresi’nde Ermeni tasarısı lehindeki havanın dönmesi ise bize lobicilik konusunda büyük bir ders veriyor. New York Times Gazetesi Ermeni tasarısının geçmemesi için Türkiye’nin yaptırdığı başarılı lobi çalışmasını inceleyen bir haber yayınladı. Türkiye bu iş için 2006 yılının ağustos ayından bu yana 3.5 milyon dolar harcamış. Hele şükür. Demek ki işi ehline verip üst düzey ilişki mekanizmalarını çalıştırmaya başladığınızda, Amerikan Ermenilerinin duygusal kampanyasına karşı bile sonuç alınabiliyor.

Lobi, yurtdışındaki Ermeni lobisinin yüzünden biz Türklerin çok sevdiği bir kelime ve yöntem değil. Sanırım bu bakış açısını değiştirme zamanımız çoktan geldi. Zira bugünün dünyasında gerçekleri söylemek yetmiyor, sesinizi duyurmak için tıkalı iletişim kanallarını açmak gerekiyor. Bu da lobisiz olmuyor.

* * *

Ve son olarak yarınki Anayasa referandumu. Sandığa gidiyorum ve hayır diyorum. Farklı koşullarda yapılsaydı, Türkiye’yi her cumhurbaşkanı seçiminde yaşadığımız çekişme ve gerginlikten kurtaracak olan cumhurbaşkanının halkın seçmesi yöntemini kabul edebilirdim. Ama ya şimdi?

Bu referandumun yapılış biçimi kamuoyu önderi konumundaki değerli insanları rencide ediyor. Ülkeye aidiyet duygusunu zedeliyor. "Seçkin", "ünlü" ya da "önemli" kelimelerini özellikle kullanmıyorum, çünkü seçkinler ya da ünlüler başka şey. Bu ülkenin "değerli" insanları infial halindeler. Evet çıkmasının yol açacağı sistem değişikliğinin altyapısı hazırlanmamış, sınırlarda oylama başladıktan sonra içerik değişmiş, kaş yapayım derken göz çıkarılmış. Bunları ülkemize yakıştırabiliyor muyuz?

Yunanistan yenilgisine üzülemediğim gibi, referandumda da evet diyemiyorum.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI