Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeniden merhaba

Emin ÇÖLAŞAN

Sevgili okuyucularım, hepinize yeniden ‘‘Merhaba’’ diyorum. Sizleri gerçekten özlemiştim. Tek tesellim, Ankara'da olmadığım birkaç hafta boyunca Türk insanının yüz yüze gösterdiği inanılmaz ilgi oldu. Neler yaşadığımı yazsam, haklı olarak inanmazsınız... Çünkü, bunlar inanılacak şeyler değil.

Bu yazıyı bir ısınma turu, bir başlangıç olarak yazıyorum. Size biraz tatil izlenimleri anlatmalıyım.

Belek, Antalya, İzmir ve Çeşme'de kaldım.

İnsanların uygarca yaşadığı yörelerimizden bazıları. İrtica yok, taassup yok. Halk işinde gücünde ve mutlu. Kaldığım yörelerde on binlerce turist vardı. Onlar da mutlu, huzurlu. Türkiye'nin denizini, güneşini, insanlarının sevecenliğini yaşıyorlar.

Turizmi büyük ölçüde öğrenmişiz. Eksiklerimiz kuşkusuz var, ama artık dünya çapında iddialıyız. Pırıl pırıl tesislerimiz, oralarda görev yapan düzgün insanlarımız var. Bu yıl turizmden 10 milyar dolar döviz bekliyoruz. Bacasız fabrikalar hızla çalışıyor. Bu alanda dünya çapında yer edinmişiz, Yunanistan'ı falan sollayıp geçmişiz.

Şimdi düşünün ki, Türkiye'de bir Refah iktidarı olsun!.. Ve bunlar turiste gıcık kaptıkları için tavır koymaya başlasınlar!..

Öyle ya, bunların kafasına göre, turist ahlak götürüyor!

Mayo ile, hatta bazen üstsüz olarak denize giriyorlar! Şortla geziyorlar! Çok ayıp, çok günah!..

***

Çeşme, Türkiye'nin en şirin ilçelerinden biri. Bir gece meydanda yemek yiyoruz. O gün Çeşme'nin kurtuluş yıldönümü. Belediye şenlikler düzenlemiş. Aynı meydanda Konya'dan gelen Mevlevi ekibinin gösterileri var. Sazlar çalıyor, ilahiler okunuyor, dervişler dönüyor.

Bu görkemli gösteriyi büyük bir kalabalık coşkuyla izliyor. Hemen 50 metre ötede lokantalar var ve biz orada rakı içiyoruz.

Muhteşem bir gece. Kulağımız o güzel müzikte. Her şey o kadar güzel ki, ben bile hayatımda ilk kez o gece iki duble içmeyi başarıyorum.

Kimse kimseyi rahatsız etmiyor, yan bakmıyor.

Yobazlık, bağnazlık, tutuculuk yok.

Belediye Başkanı'nın kardeşi bir ara masadan izin istiyor... ‘‘Namazımı kılıp geleyim’’ diyor. İnsanlar yumuşak, sevecen, hoşgörülü.

Mardinli garsonlar bir şey istediğiniz zaman ‘‘Yes sör’’ diye yanıt veriyor. Herkes birbiriyle kaynaşmış, özdeşleşmiş.

***

Turistik tesislerimizde bir tek sorunu çözememişiz.

Gürültü.

Belek ve Çeşme'de kaldığım iki güzel otelde bunu yaşadım. Otel odalarına çok yakın yerlerde gece geç saate kadar canlı müzik çalınıyor. Yüzlerce otel müşterisi, uyuyabilmek için bu müziğin bitmesini gecenin geç saatlerine kadar bekliyor. Böyle şey olmaz.

Bir diğer gürültü, adına jetski denilen bela. Siz tatile gürültü patırtıdan kaçmak için gitmişsiniz. Oysa denizlerimizin her yerinde jetski var. Bir tanesi bile denizde tur atarken inanılmaz bir gürültü çıkarıyor.

Dünyanın pek çok ülkesinde yasaklanan bu bela, nedense bizde serbest! Bunları çalıştıranlar çok tatlı paralar kazanırken, devlete de bir kuruş vergi vermiyorlar.

Bu konuyu her tatil dönüşünde burada yazarım, ama hiç kimse ilgilenmez.

Gürültü, bana sorarsanız Türk turizminin bir yüz karası durumunda. Turist şikâyetçi, herkes şikâyetçi, ama soruna çözüm arayan yok. O görkemli oteller bile, üç beş kuruş fazla kazanabilmek uğruna müşterilerini harcamayı göze alıyorlar... Çünkü, gürültüyü yaratan kendileri.

Son bir şey daha yazayım. Turizm işletmecileri, en çok Rus turistlerden memnun. Bunlar tomarla dolar harcıyor. En sevilmeyenler ise İsrail'den kumar oynamaya gelen, her konuda olay yaratan, giderken odaları bile yağma ettikleri iddia edilen turistler.

Ülkemize en çok Alman turist geliyor. Bunlar paralarını gıdım gıdım, son derece hesaplı harcıyorlar. Rusların tam tersi!.. Turizmcilere göre bunun nedeni, Ruslar haram para harcıyor. Rüşvet ve avanta parası!.. Almanlar ise alın teriyle kazanılan helal para...

***

Bu tatile, daha rahat dolaşabilmek için araba ile çıktım. Isparta Havaalanı yakınından geçiyoruz. Çuvalla para harcanmış, bomboş ve bence gereksiz bir meydan. Yine Isparta'dan Antalya'ya açılmış ikinci bir karayolu...

Ve 80 kilometrelik İzmir-Çeşme otoyolu. Dört şerit gidiş, dört şerit geliş. Çeşme girişinde çevre yolları!

Ne gerek var bunlara?

Çeşme, örneğin Kuşadası veya Antalya gibi bir turizm merkezi mi? Değil. Neden öyle bir otoyol yapılır? Burası yazın sadece üç ay genelde İzmir halkının kullandığı bir ilçe. Türkiye bu otoyol için en az bir milyar dolar para harcadı. Ne gerek var? Çift şeritli bir yol idare etmez miydi? Yılın dokuz ayında bu yoldan kuş uçmuyor, kervan geçmiyor!

Öte yandan bir bakıyorsunuz, örneğin ülkemizin yeni turizm merkezi olan Belek'i Antalya'ya bağlayan yol bile henüz tümüyle bitirilmemiş.

Her gün üzerinden on binlerce aracın geçtiği Ankara-Sivrihisar yolu ise tam bir komedi. Bu kez gözlerimle gördüm. Ankara'yı Eskişehir, Antalya, Isparta, Bursa, Afyon, Kütahya, İzmir gibi merkezlere bağlayan bu ölüm yolu şimdi çift şerit yapılıyor. Yolun bir bölümü bitmiş ve hatta çizgileri bile çekilmiş. Fakat gelin görün ki, çizgileri bile çekilen yol arazide birdenbire sona eriyor! Teknik adam değilim, ama böyle saçma şey olmaz.

Hiç değilse şu biten bölümleri trafiğe açsanıza kardeşim!

Bu yol dağlardan, bayırlardan geçmiyor. Köprüler, viyadükler yok. Dümdüz Anadolu bozkırı.

Türkiye Cumhuriyeti bu yola bir yüklense, üç ayda tamamen biter.

Bir devlet düşünün ki, böylesine önemli bir yolu bir türlü bitiremiyor ama öte yanda Isparta'ya gereksiz havaalanı, İzmir-Çeşme arasına sekiz şeritli otoyol yaptırıyor. Keşke Türkiye'nin parası olsa da Isparta'ya beş havaalanı, İzmir'den Çeşme'ye iki otoyol daha yaptırsa!

En gerekli yatırımlar bitirilmezken, en gereksiz ve lüks olanlar bitirilmiş. Bu, Türkiye'ye ve ülkemizin kıt kaynaklarına ihanettir. Vebali bazı siyasetçilerin omuzundadır.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI