"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Avrupa'nın tek camisiz başkenti

20 Ekim 2013

Atina’da bir cami inşa edilmesi ile ilgili söylemlerin başlaması bir asır öncesine dayanır. Sözgelimi konu 1913-1914 Balkan Savaşları’ndan sonra ya da 1922’deki Kurtuluş Savaşı’nın ardından Atatürk-Venizelos yakınlaşması döneminde gündeme geldi. Ancak hep söylemde kaldı.
Yunanistan’da Albaylar Cuntası iktidarından sonra (1967-1974) demokrasiye geçiş döneminde Arap ülkeleriyle ilişkiler yeniden tesis edilirken Suudi Arabistan ve Mısır cami inşası konusunu gündeme getirdiler. Yine “He” dendi ama hiçbir şey yapılmadı.
Atina 2004 Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yaptı. İslam ülkelerinden sporcuların ve turistlerin bir ibadethanesi olmasına karar kılındı. 2000 yılında yasa çıkarıldı. Caminin yeri bile tespit edildi. Atina Havaalanı’nın yakınında Peania kasabasında olacaktı. Bazı din adamları “Uçaklar havaalanına inerken yolcular minare mi görecek?”, Peania sakinleri de “Güvenliğimiz kalmayacak. İstemeyiz” diyerek karşı çıktılar. Sonuçta tek çivi bile çakılmadı ve olimpiyat oyunları camisiz yapıldı.

ESKİ HANGARDAN MİNARESİZ CAMİ

2011’de yeni bir yasa çıkarıldı. Bu kez cami için semt değiştirildi. Ekonomik kriz gerekçesiyle yeni cami inşâsı başka bahara bırakılıp, geçici bir ibadethane oluşturulması kararlaştırıldı. Proje ve maketler hazırlandı. Varoş semtlerden Votanikos’ta Yunan Deniz Kuvvetleri’ne ait eski bir hangar, minaresiz ibadethaneye dönüştürülecekti.
Toplam 946 bin euro’ya mal olacak ‘hangar cami’ için ihale açıldı. Birinci ve ikinci tura hiçbir inşaat firması katılmadı. Üçüncü tura katılmak isteyenler oldu ama aşırı milliyetçiler ve aşırı dindarlardan oluşan bir kalabalık, firma temsilcilerinin ilgili daireye girip başvurularını sunmalarına izin vermedi.

Yazının devamı...

Fokas kararı gibi 130 dava daha yolda

14 Ekim 2013

Yunanistan’ın kuzeyindeki Katerini ve Kavala şehirlerinde yaşayan Yiannis ve Vangelis Fokas kardeşler, Türkiye’den alacakları 5 milyon euro ile neler yapacaklarının planlarını şimdiden kuruyorlar.
Fokas kardeşlerin, 2000 yılında başlayan hukuk mücadeleleri geçen hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tazminat miktarını belirleyen kararı ile noktalandı.
Türkiye, biri 65 diğeri 68 yaşındaki iki kardeşe 5 milyon euro tazminat ödeyecek. AİHM kararı, Yunan vatandaşlarının, kendileri ya da yakın akrabalarının Türkiye’deki gayrimenkulleri için “içtihat” teşkil edebilir.

MİRAS ABLALARINDAN

Yiannis ve Vangelis Fokas’ın bir de ablaları vardı. İstanbullu Rum Apostolos ve Elisavet Pistika tarafından 11 yaşındayken evlatlık edinilen ve Türkiye’ye göç eden Polikseni.
Üvey babası 1981, üvey annesi de 1987 yılında ölünce kendisine Beyoğlu’nda 3 bina miras kalan Polikseni, 1991’de akli dengesini kaybettiği teşhisiyle Zeytinburnu’daki Balıklı Rum Hastanesi’nin Psikiyatri Bölümü’ne yatırıldı. Yunanistan’daki kardeşlerinin vasi tayin edilmeleri başvurusu o zamanlar Türk adli makamlarınca kabul edilmedi.

Yazının devamı...

Altın Şafak kapatılamaz ama içi boşaltılır

6 Ekim 2013

Geçen cumartesi sabahı Yunanistan bomba bir haberle uyandı. Irkçı-faşist Altın Şafak partisinin lideri ‘Führer’ lakaplı Nikos Mihaliolakos, beş milletvekili, 20’den fazla parti üyesi ve dört polis Amerikan filmlerini hatırlatan bir operasyonla yakalanarak gözaltına alındılar. Yüksek Mahkeme (Yargıtay) savcılarının hazırladığı suç dosyaları kabarık. Organize suç örgütü kurmak, iki cinayet, üç cinayete teşebbüs, çok sayıda yabancı göçmeni dövmek, bombalı saldırı vs. Bir buçuk yıl önce yapılan seçimlerde 441 bin oy toplayarak (yüzde 6.9) 18 milletvekili seçen ve bir ay öncesine kadar tüm anketlerin “gücü yüzde 10’un üzerinde” diye birleştiği bir siyasi parti, mafya kanunlarıyla çalışan suç makinesi bir şebekeymiş gibi gösteriliyor dosyalarda. Medyadaki iddialar da tüyler ürpertici. Altın Şafak’ın genç üyelerinin gizli eğitim kamplarında polis ve askerler tarafından silah eğitimi aldıkları, kendilerine verilecek herhangi bir emri yerine getirmeye hazır 3 bin ‘fedai’nin olduğu ve bilinmeyen hücre evlerinde çok sayıda silahın bulundurulduğu ileri sürüldü.



HİTLER HAYRANI LİDER

Gözaltına alınanlardan bazılarını ‘tanıtmaya’ çalışayım. ‘Führer’ Mihaliolakos’un geçmişinde, gazeteci dövmekten gözaltına alınmak (1976), bombalı saldırı yüzünden 13 ay hapis yatmak (1978) var. Cuntacı ve Hitler hayranı. Evinde ruhsatsız üç silah bulundu.

Yazının devamı...

Siyasetçi tamam da ya gazeteci kızarsa?

23 Eylül 2013

Siyasetçinin, dahası bir parti liderinin canlı yayında gazetecinin sorularını beğenmemesi, tepki göstermesi, hatta kalkıp gitmesi televizyonlar için çok da alışılmamış bir durum değil.
Ancak, Yunanistan’da ilk kez bir gazetecinin bir siyasi parti liderini canlı yayında stüdyodan kovmasına şahit olduk.

Geçen salı günü bu diyarda 300 üyeli Yunan Parlamentosu’nda halen 14 milletvekili ile temsil edilen ve ekonomik krizin doğurduğu ‘tepki partileri’nden olan milliyetçi söylemli ‘Bağımsız Yunanlılar’ın (ANEL) lideri Panayotis Kamenos ‘günün adamı’ idi.
Anketlerin sürekli düşüşte olduğunda birleştiği Kamenos “oy toplarım” hevesiyle, ülkenin kuzeyindeki cennet parçalarından Halkidiki Yarımadası’nın Skuries mevkiinde bulunan ve Kanadalı bir şirketin işlettiği altın madenine karşı aylardır devam eden protesto gösterilerine destek vermek istedi.

“Gidin Halkidiki Belediye Başkanı’nı (Hristos Pahtas) linç edin. Suç onda. Ruhsatı veren o” diye konuştu. Bu sözler kameralara yansıdı. Savcılık müdahale etti. ANEL lideri kopan gürültü karşısında havayı yumuşatabilmek için deneyimli gazeteci Popi Çapaniu’nun Yunan Star televizyonunda sunduğu haber programına katıldı. Kendini “Resmi açıklamam bu değil. Ben birkaç kişiyle sohbet ederken gayrı ihtiyarı söyledim” diye savundu ama Çapaniu kaçın kurası, soru üstüne soru ile Kamenos’u çok sıkıştırdı. Gazeteci, parti liderinin “Bu nasıl soru?” , “Niye aynı şeyi tekrarlıyorsunuz?” tarzı çıkışlarına aldırmadı. “Ben görevimi yapıyorum. Kamuoyunun görüşleri doğrultusunda soruyorum” dedi.

Kızarmaya başladı Kamenos: “Bana patronlarınızın dikte ettirdiği soruları soruyorsunuz. Üstelik de yalancısınız”.

O ana kadar sakin Popi Çapaniu’da da ipler koptu: “Aaaa yeter. Yalancısın diyorsunuz. Soruları başkaları dikte ettirdi diye hakaret ediyorsunuz. Soğukkanlılığımı koruyorum. Yoksa sizi kapı dışarı ederdim”.

Kamenos şokta. Canlı yayında bir gazeteci tarafından kovulan ilk siyasi parti lideri olarak tarihe geçiyor. “Beni mi kapı dışarı edeceksiniz?” diyebildi ancak. Birbirine karışan adımlarla stüdyoyu terk etti. Medyanın tümü Çapaniu’nun yanında yer aldı. Gazeteci sorar, beğensin beğenmesin siyasetçi yanıtlar geleneği var buralarda. Altın Şafak örgütünün bir üyesi Pire’deki Keratsini semtinde ırkçılık aleyhtarı bir hip-hop sanatçısını bıçaklayarak öldürdü. Kamenos bozulan imajı düzeltirim düşüncesiyle cinayeti protesto gösterilerine katılmayı denedi. Can havliyle koşarak kaçmasa az kalsın linç edilecekti. Üstü başı dağınık halde kameralara konuştu “Şahsıma yönelik saldırıların manevi sorumlusu medyadır” diyerekten. Ha unutmadan..

Yazının devamı...

Komşu komşunun külüne muhtaçtır

1 Eylül 2013

Bunu ben değil Yunan ekonomisi söylüyor.
İşte o rakamlar...

Yunanistan İhracatçılar Birliği’ne göre, Türkiye, geçen Ocak-Mayıs döneminde Yunanistan’ın en iyi müşterisiydi. Türkiye’ye yapılan ihracat 1.3 milyar euro’ya ulaştı. Geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 30’luk artış söz konusu. Türkiye, bu yılın ilk beş ayında toplam 11.3 milyar euro’luk Yunan ihracatının yüzde 11.7’sini ithal etti. Geçmişe baktığımızda, Yunanistan’ın en iyi müşterileri 1988-2010 yılları arasında Almanya, sonrasında da İtalya’yı görüyoruz.
Türkiye komşusundan genellikle sanayisinde kullandığı motorin, pamuk, kerosen, polipropilen, hafif yağlar ve bakır boru gibi ürünleri satın alıyor.
Yunanistan Dış Ticaret Örgütü’nün (OPE) Başkanı Alkiviadis Kalambokis “Gelirleri yükselen Türklerin sayısı sürekli artıyor. Bunun sonucu da Türkler daha kaliteli ürünlere yöneliyorlar” diyor. Medyaysa “İhracatımızı Türkler kurtarıyor” itirafında bulundu. Geçen yıl, Yunanistan’ın Türkiye’ye toplam ihracatı yaklaşık 3 milyar euro’ydu. İthalatıysa sadece 1.1 milyar euro. Aslında ticari ilişkiler çok daha büyük rakamlarla telafuz edilebilirdi. Buna, Yunanistan’da bir türlü üstesinden gelinemeyen bürokrasi, medyanın ve halkın bir bölümünün tarihten kaynaklanan tabuları, önyargıları ile tabii ki ekonomik kriz engel oldu.

ÇİN ALSIN TÜRK ALMASIN

Sözgelimi, Yunanistan’da yatırım yapmak isteyen bir Türk işadamının oturma izni alabilmesi çile. Ya da Yunanistan’daki bir özelleştirme ihalesine bir Türk firmasının ilgi göstermesi bile medyanın ‘felaket senaryoları’ uydurması için yeterli. Çinli alsın, Arap alsın ama Türk almasın işte.

Yazının devamı...

Türk turist, komşuya can simidi

25 Ağustos 2013

Karayoluyla Kavala-Selanik turuna çıkanlar da cabası. Esnaf şimdiden Kurban Bayramı için hazırlık yapıyor.
En kötü tahminlerle bu yıl 800 bin Türk turist bekleniyor Yunanistan’da Yunan Turizm Teşkilatı (EOT) Genel Sekreteri Panos Livadas, “Türk turistler, artık Alman ve Fransız turistlerin egemenliğini tehdit ediyor. Bundan yararlanmak istiyoruz. EOT yakında İstanbul’da ofis açacak” diyor. Bayramda, 8-10 bin Türk turistin ‘istila’sına uğrayan ve bence Türk sahilleri karşısındaki en güzel ada olan Midilli sakinlerinin o günlerdeki tek şikâyeti “Türkler tavernaları doldurdu. Oturacak masa bulamadık” idi. Otel sahibi Yianni’ye soruyorum: “Türk turist nasıl biri?” Cevap: “Alman gibi, İngiliz gibi kahvaltının kalitesiyle pek uğraşmıyor. Huzur istiyor. Bir de iyi akşam yemeği. Buzukiyi, sirtayi seviyor, çiftetelli oynuyor.”

AVRUPALIYA TERCİH EDERİM

Midilli Ticaret Odası Başkanı Thrasivulos Kalogridis’e sordum: “Adamız için can simidi oldular. Türk turist bir-iki gece kaldığı Midilli’de, yedi gece kalan Alman turistten yemek için daha fazla para harcıyor. Türk tatil yaparken kaç para harcadığını umursamıyor. Alışverişiyse yerel ürünlerle.”
Az ilerdeki Sakız Adası’nın Ticaret Odası Başkanı Andonis Zanikos da aynı görüşte: “10 Türk turisti, bir charter uçağı dolusu Kuzey Avrupalı turiste tercih ederim.”
Kuzey Ege Bölge Valisi Yardımcısı Elefteria Ftatlaki’nin Türk turist tanımıysa şöyle: “Alışverişe olmasa da yemeye ve içmeye çok para harcıyorlar.”
Vali Yardımcısı Ftaklaki iyi bir haber de veriyor: “Yunan hükümetinden, Rodos, Kos, Samos, Midilli ve Meis adalarındaki ‘limanda vize’ uygulamasını, Santorini, Mykonos, Siros, Leros, Kalimnos ve Patmos adaları için de istedik.” Birkaç yıl öncesine kadar Yunan turistler İstanbul’a akın ederdi. Çark döndü. Bir de şu ‘Schengen vizesi’ eziyeti kalksa..

Yazının devamı...

Yunanlılardan Almanya’ya küfür yağmuru

18 Ağustos 2013

Bu diyarın ünlü sanatçısı Andonis Remos’un, ‘günah adası’ olarak bilinen Mikonos’un dillere destan Psaru Plajı’nda Nammos adlı bir restoranı yer alıyor. Remos’un, dünyanın en iyi restoranlarından sayılan Nammos’ta gelenek haline gelen konserleriyse Yunanistan’da tarih yazacak gibi görünüyor.
Remos’un geçen yılki Mikonos konseri, izleyicilerin gül, karanfil, kâğıt peçete değil de ıstakozlar fırlatarak hayranlıklarını dile getirmeleriyle akıllarda kaldı. Bu yılki konserse fiyatı 120 bin euro olan şampanyası (Allah’tan sipariş eden çıkmadı), Nammos’un bir gecede yaklaşık 1.5 milyon euro ciro yapması ve izleyicilerin attığı sloganlarla hatırlanacak.
Konsere giriş 180 euro’ydu. Mönü salata, pavurya pane, kabak tava, pirzola, çikolatalı mus ve bir kadeh şampanyadan ibaret.
İçki alakart tabii. 15 litrelik “Armand De Brignac Midas” şampanyasının yanında 120 bin, “Armand De Brignac”ın yanında 72 bin, Möet Chandon Imperial Brüt’ün yanında 25 bin euro yazıyordu.
Normal şampanya şişelerinin fiyatı da 380 euro’dan başlayıp 4200 euro’ya (Cristal Rose) kadar gidiyordu.
İğne atsanız düşecek yer yoktu Nammos’ta. En az 1000 kişi “Ben de oradaydım” demek için gelmişti.
Ve Remos sahnede. “Tha thela na isoun edo” yani “Burada olmanı isterdim” adlı şarkısını söylerken garsonlar kasa kasa şampanyalarla etrafında neredeyse duvar örüyor.

Yazının devamı...

Akın var akın Simi’nin zaptı yakın

21 Temmuz 2013

Her karışı arkeolojik saha ilan edilmiş bir adaya... Tekne sahibi Türklerin vazgeçilmezi, Ege’nin butik adası Simi yani Sömbeki’ye…

Daha adanın hemen her şeyi olan limanına yaklaşırken kapılıveriyorsunuz cazibesine. Bir kartpostal sanki ve karaya adımınızı attığınız andan itibaren o kartpostalın bir parçası oluyorsunuz.
Öncelikle eşsiz bir mimari. Tüm diğer adalardan farklı neoklasik, damları kiremitli 2 bin civarında ev. O geleneksel mayi-beyaz yok burada. Renk cümbüşü var. Sarı, somon, gök mavisi... Nedenini sordum. “1912-43 arasında adayı egemenlikleri altında tutan İtalyanlar, evlerin mavi-beyaz boyanmasını yasaklamışlardı” cevabını aldım.

Adanın merkezini, sahilini defalarca da gezseniz doyamayacaksınız. Her adım bir güzellik. Biraz içerilerde ne oluyor diye merak edenleri, Allah kuvvet versin adanın tepesine kadar 500 basamaklı bir yokuş bekliyor. Değer mi çıkmaya, değer.
Kayalıktır Simi. Sahilden denize girmek için merkezden biraz uzaklaşmanız gerekecek. Nos, Toli, Pedi ve Marathunda şahane.

Yazının devamı...