"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Kıbrıs’ın aykırı hocası

7 Nisan 2013

Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek hayatı ‘film gibi’ dediğimiz insanlardan. Kendini Kıbrıs’ta barışa ve çözüme adamış bir aktivist olarak davası uğruna gün geldi KKTC’de ‘hain’ damgası yedi, gün geldi Rum Kesimi’nde ciddi ölüm tehditleri aldı, gün geldi çalıştığı ‘Kıbrıs Üniversitesi’nden kovulması için kampanya yapıldı.

Niyazi ile 1990’larda Güney Kıbrıs’taki evinden 20 dakika mesafede, KKTC’de yaşayan ailesini görmek için Larnaka’dan Atina’ya, Atina’dan İstanbul’a, İstanbul’dan da KKTC’ye seyahat ettiği dönemde tanıştım. Niyazi, bugün ‘Kıbrıs Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi dekanı. Yani bir Kıbrıslı Türk hem de Rum üniversitesinde dekan. Pek çok kitap yazdı. Her tür milliyetçiliğe karşı çıktı hep. 1960’larda Türklerin, 1974’te Rumların çektiği acıları anlatan ‘Duvarımız’ adlı bir film çekti. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta ancak yıllar sonra gösterildi. Yakında Türkiye’de çıkacak kitabında hayatını anlatıyor: Adı ya ‘Ötekinin Defteri’ ya da ‘Bitmeyen Savaşın Hikâyesi-Bireysel Tanıklık’ olacak. Lefkoşa’nın güneyinde buluştuk. 54 yıla sığan ilginç hayatını anlattı.

Gettoda beş yıl

Cumhuriyet çocuğuyum. 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğuşu döneminde doğdum. Türklerin Rumcayı, Rumların da Türkçeyi mükemmel konuştuğu Bodamya köyünde. Babam çiftçi, annem ev hanımıydı. 1964’teki çatışmalarda yakındaki Arpalık köyünde altı Kıbrıs Türkü öldürülünce Akıncılar köyüne göç ettik. Beş yıl bir gettoda yaşadık. Köyün kapıları 1969’da açıldı ve ilk kez denizi gördüm. Kocaman bir mavi balon diye mırıldandım.

Zoi’ye Âşık oldum

1974’te Güzelyurt’un Akçay köyüne gittik. Liseyi orada bitirdim. Üniversite için Almanya’ya gittim. Siyasal ve sosyal bilimler okudum. Hocalarımın teşvikiyle Yunanca öğrendim. Yunanlı öğrencilerle aynı evde yaşadım. İstanbullu Zoi adlı Rum kıza âşık oldum. Ben 1964’ün kurbanıydım, Zoi 6-7 Eylül 1955 olaylarının. İstanbul’da Türk milliyetçiliğinin kurbanları Rumlar, Kıbrıs’ta da Rum milliyetçiliğinin kurbanları Türklerdi.

İstenmeyen adamdım

İlk kitabımı 1983’te yayımladım. Resmi Türk ve Yunan tarihlerine itiraz eden bir kitaptı. 1988’de Güney Kıbrıs’taki bir derneğin davetiyle orada ilk konuşmamı yaptım. İngiltere ve Almanya’da yaşıyordum, Güney Kıbrıs’a da gelip gidiyordum. Kuzey’de Rauf Denktaş döneminde ‘istenmeyen adam’dım. Gazeteler beni ‘hain’ ilan etmişti. Bu hainlik 2004’e kadar sürdü. Denktaş’ın siyaseti benimkinin tamamen zıttıydı. O, Türkler ile Rumların birlikte yaşayamayacağını savunuyordu. Keşke farklılıklarımızı anlayabileseydik.

Yazının devamı...

Kıbrıs’ın aykırı hocası

7 Nisan 2013

Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek hayatı ‘film gibi’ dediğimiz insanlardan. Kendini Kıbrıs’ta barışa ve çözüme adamış bir aktivist olarak davası uğruna gün geldi KKTC’de ‘hain’ damgası yedi, gün geldi Rum Kesimi’nde ciddi ölüm tehditleri aldı, gün geldi çalıştığı ‘Kıbrıs Üniversitesi’nden kovulması için kampanya yapıldı.

Niyazi ile 1990’larda Güney Kıbrıs’taki evinden 20 dakika mesafede, KKTC’de yaşayan ailesini görmek için Larnaka’dan Atina’ya, Atina’dan İstanbul’a, İstanbul’dan da KKTC’ye seyahat ettiği dönemde tanıştım. Niyazi, bugün ‘Kıbrıs Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi dekanı. Yani bir Kıbrıslı Türk hem de Rum üniversitesinde dekan. Pek çok kitap yazdı. Her tür milliyetçiliğe karşı çıktı hep. 1960’larda Türklerin, 1974’te Rumların çektiği acıları anlatan ‘Duvarımız’ adlı bir film çekti. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta ancak yıllar sonra gösterildi. Yakında Türkiye’de çıkacak kitabında hayatını anlatıyor: Adı ya ‘Ötekinin Defteri’ ya da ‘Bitmeyen Savaşın Hikâyesi-Bireysel Tanıklık’ olacak. Lefkoşa’nın güneyinde buluştuk. 54 yıla sığan ilginç hayatını anlattı.

Gettoda beş yıl

Cumhuriyet çocuğuyum. 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğuşu döneminde doğdum. Türklerin Rumcayı, Rumların da Türkçeyi mükemmel konuştuğu Bodamya köyünde. Babam çiftçi, annem ev hanımıydı. 1964’teki çatışmalarda yakındaki Arpalık köyünde altı Kıbrıs Türkü öldürülünce Akıncılar köyüne göç ettik. Beş yıl bir gettoda yaşadık. Köyün kapıları 1969’da açıldı ve ilk kez denizi gördüm. Kocaman bir mavi balon diye mırıldandım.

Zoi’ye Âşık oldum

1974’te Güzelyurt’un Akçay köyüne gittik. Liseyi orada bitirdim. Üniversite için Almanya’ya gittim. Siyasal ve sosyal bilimler okudum. Hocalarımın teşvikiyle Yunanca öğrendim. Yunanlı öğrencilerle aynı evde yaşadım. İstanbullu Zoi adlı Rum kıza âşık oldum. Ben 1964’ün kurbanıydım, Zoi 6-7 Eylül 1955 olaylarının. İstanbul’da Türk milliyetçiliğinin kurbanları Rumlar, Kıbrıs’ta da Rum milliyetçiliğinin kurbanları Türklerdi.

İstenmeyen adamdım

İlk kitabımı 1983’te yayımladım. Resmi Türk ve Yunan tarihlerine itiraz eden bir kitaptı. 1988’de Güney Kıbrıs’taki bir derneğin davetiyle orada ilk konuşmamı yaptım. İngiltere ve Almanya’da yaşıyordum, Güney Kıbrıs’a da gelip gidiyordum. Kuzey’de Rauf Denktaş döneminde ‘istenmeyen adam’dım. Gazeteler beni ‘hain’ ilan etmişti. Bu hainlik 2004’e kadar sürdü. Denktaş’ın siyaseti benimkinin tamamen zıttıydı. O, Türkler ile Rumların birlikte yaşayamayacağını savunuyordu. Keşke farklılıklarımızı anlayabileseydik.

Yazının devamı...

Ayşe yine tatile çıktı

31 Mart 2013

Halbuki ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla başlayan Barış Harekâtı’nın ardından bankacılık sistemine dayalı ekonomik bir mucize yaşanmıştı adanın güneyinde.

Adadaki son durum

PERHİZ:  Küçük Moskova batıyor

Rum Kesimi’ndeki paranın yüzde 60’ının yatırıldığı iki büyük bankada (Bank of Cyprus ile Laiki Bank) 100 bin Euro’nun üzerinde hesabı olanların paralarının yüzde 40-80’ini kaybetmesi büyük darbe elbette. Malum para ürkektir ve korktu mu kaçar. Dolayısıyla asıl sorun Rus milyarderlerin, off shore şirketlerin başka diyarlara yelken açacak olması. ‘Küçük Moskova’ diye bilinen Limasol’da Rum bir emlakçının billboard’lara Rusça “Kardeşlerimiz bize ihanet etmeyin” diyen dev afişler astırması da bundan zaten.
 
LAHANA TURŞUSU:  Filipinli çıraklar

Kıbrıs’ın güneyindeki durumu anlamak için Lefkoşa’da kaldığım üç günde bizzat tespit ettiğim şu örnekleri vereyim: Öğrencilerin önemli bir bölümü üniversiteye otomobilleriyle gidiyor. Pazar yerinde tezgâh kurup portakal satan Rum pazarcının Filipinli çırağı var. Rumca konuşan garson sayısı, konuşmayanlardan çok az. Taksilerin hepsi Mercedes ve yeni. Bütün ünlü markaların şubeleri var. Restoranlar, kafeler estetik, şık ve pahalı. Sadece 200 bin nüfuslu Lefkoşa’da sanki 1 milyon zengin insana seslenen bir pazar var.

Çılgın partimiz bitti

Yazının devamı...

Ayşe yine tatile çıktı

31 Mart 2013

Kıbrıs’ın güneyinde bu günlerde herkes aynı şeyi söylüyor: “1974’ten sonra en büyük felaketi yaşıyoruz.” Halbuki ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla başlayan Barış Harekâtı’nın ardından bankacılık sistemine dayalı ekonomik bir mucize yaşanmıştı adanın güneyinde.

Adadaki son durum

PERHİZ:  Küçük Moskova batıyor

Rum Kesimi’ndeki paranın yüzde 60’ının yatırıldığı iki büyük bankada (Bank of Cyprus ile Laiki Bank) 100 bin Euro’nun üzerinde hesabı olanların paralarının yüzde 40-80’ini kaybetmesi büyük darbe elbette. Malum para ürkektir ve korktu mu kaçar. Dolayısıyla asıl sorun Rus milyarderlerin, off shore şirketlerin başka diyarlara yelken açacak olması. ‘Küçük Moskova’ diye bilinen Limasol’da Rum bir emlakçının billboard’lara Rusça “Kardeşlerimiz bize ihanet etmeyin” diyen dev afişler astırması da bundan zaten.
 
LAHANA TURŞUSU:  Filipinli çıraklar

Kıbrıs’ın güneyindeki durumu anlamak için Lefkoşa’da kaldığım üç günde bizzat tespit ettiğim şu örnekleri vereyim: Öğrencilerin önemli bir bölümü üniversiteye otomobilleriyle gidiyor. Pazar yerinde tezgâh kurup portakal satan Rum pazarcının Filipinli çırağı var. Rumca konuşan garson sayısı, konuşmayanlardan çok az. Taksilerin hepsi Mercedes ve yeni. Bütün ünlü markaların şubeleri var. Restoranlar, kafeler estetik, şık ve pahalı. Sadece 200 bin nüfuslu Lefkoşa’da sanki 1 milyon zengin insana seslenen bir pazar var.

Çılgın partimiz bitti

Yazının devamı...

Yunanca’nın yeni kelimesi ‘Kazan-kazan’

17 Mart 2013

Yunan Başbakanı Andonis Samaras’ın 4 Mart’taki İstanbul ziyareti çok konuşuldu buralarda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunan mevkidaşı Samaras ile görüşmesinde, iki ülke arasındaki anlaşmazlıklardan bahsederken söylediği ‘kazan-kazan’ tabiri Yunan siyasi hayatının literatürüne girdi. ‘Win-win’ değil Türkçe ‘kazan-kazan’ modası var buralarda.
Geçenlerde Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Dimitris Kurkulas Azerbaycan’a gitti. Devlet televizyonuna çıktı. Azeri spiker “Yunanistan-Azerbaycan enerji ilişkileri nasıl olmalı” diye sorunca şıp diye Türkçe cevap verdi:
”Kazan-kazan”.
Azeri spiker şaşkın.
Ama ben değilim. Sebebi var...

İSTANBUL AŞIĞI BİR YUNAN

“Tu maheriu i pligi pernai, tis glosas den pernai” (Bıçak yarası geçer dil yarası geçmez). “Ku plusiu ke o petinos akomi kani avga” (Zenginin horozu bile yumurtlar)..

Yazının devamı...

Dali tablosunu çalan sürreel hırsız

3 Mart 2013

Geçen hafta haber ajanslarının geçtiği bir haber Atina’da moda ve medya dünyasında şok etkisi yarattı. New York’ta 19 Haziran’da Madison Caddesi’ndeki ‘Venus Over Manhattan’ galerisinde sergilenen Salvador Dali’nin 1949’da yarattığı ‘Cartel del Don Juan Tenorio’ adlı tablosunu çalan Yunan vatandaşı Fivos İstavrioğlu (29) John Kennedy Havaaalanı’nda yakalanmıştı. 
Güvenlik kameraları, kimliği hemen tespit edilen İstavrioğlu’nun ebatları küçük, değeri ise 150 bin dolar olan tabloyu asılı olduğu duvardan sakin bir şekilde indirip yine sakin bir şekilde çantasına koyarak uzaklaştığını an ve an tespit etmişti. Parmak izleri ise diz boyu...
Sürrealist Dali’nin tablosunu çalan İstavrioğlu eğer aptal değilse ya da psikolojik bir sorunu yoksa, hırsızlıkta da sürealistti yani. 
İstavrioğlu uçağa binip hemen Atina’ya döndü ama fotoğrafları dünyanın dört bir yanında havaalanları ve limanlara dağıtılmıştı. Amerikan polisi tarafından arandığını duyunca ‘Cartel del Don Juan Tenorio’yu çerçevesinden çıkarttı ve alelade bir karton rulonun içinde postayla New York’taki galeriye geri yolladı. Nerden bilsin polisin tablo iade edildi diye işin ucunu bırakmayacağını...
Yine sürrealist bir dedektif, kendisine galerinin sahibi süsü vererek Yunan hırsızla temas kurdu ve “Seni galerimde danışman yapacağım” vaadinde bulundu. İstavrioğlu inandı, New York’a uçtu ve havaalanında kelepçeleri bileklerinde gördü.

ÇIPLAK POZLARIYLA DA GÜNDEMDEYDİ

Hırsızın marifetleri Atina’da moda ve medya dünyasını çalkaladı. Zengin bir ailenin çocuğuydu Fivos İstavrioğlu. Atina Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezundu. Ardından da Londra’daki Middlesex Üniversitesi’nde yüksek lisans. L’Officiel Home, Life and Style ve Vogue dergilerinin Yunan edisyonlarında çalıştı. Sonra Milano’ya taşınıp, moda devlerinden ‘Moncler’in üst düzey yöneticiliğini yaptı. ABD’de bir sürü ünlü giyim markasının mümessili ‘Showroom Seven’in halkla ilişkiler bölümünde de çalıştı bir süre.

Yazının devamı...

Frape’nin mucidi

24 Şubat 2013

Atina’nın Pangrati semtindeki büyük parkın tam karşısında 1964 yılında açıldı ‘Lentzos cafe’. Sahibi Hristo ilk başta pasta, meşrubat satıyordu. Günün birinde kahveyi az suyla mikserde çalkaladı. Tadını beğendi ama bir şey eksikti. Şeker katınca kahvenin krema gibi köpük yaptığını gördü. Biraz da süt kattı. Daha da lezzetli oldu. Biraz daha soğuk olması gerek diye düşündü. Birkaç parça da buz ekledi. Eh yudum yudum içilmesi için de pipet. Frape’nin adı-şanı kısa sürede yayıldı Atina’da. Lentzos, esnaf mekânı olmaktan çıkıp sosyetenin uğrak yeri oldu. Gün geldi tam bin bardak frape sattı Hristos.
O kadar ünlüydü ki “Lentzos’ta oturup frape içerken, seni bir başkasıyla gördüm” diyen bir şarkı bile yazıldı.
Zaman melodiler gibi değişti, Pangrati’de onlarca kafe açıldı, espresso, latte gibi yeni lezzetler geldi ama ‘Lentzos cafe’ ayakta kaldı. Sosyete uğramaz oldu ama gençlerin buluşma yeriydi. Müşteriler herhangi bir frape değil  ‘a la Lentzos frape’yi yudumluyorlardı. 2009’da kriz patlayınca gençler de gelmez oldu. Frape’nin mucidi ekonomik krize boyun eğdi.
Hristo dükkânı kapattı ama yine de eşsiz frape’sinin sırrını açıklamıyor. “Yumurta ya da krem şantiyi kattığım iddia ediliyor. Külliyen yalan. Kahve kaliteli olmalı, şeker ve su ayarı da önemli. Bir de frapeyi hazırladıktan sonra üstüne biraz kahve ekliyorum” diyor. Frape içenlere de bir nasihati var: “Mutlaka şeker katın.”
Kapanmadan önce en ‘yağlı’ müşterisi her gün iki saat içinde dört frape içen bir polismiş. En kötüsüyse arada bir gelip de sekiz saatte bir frape içen bir genç.
Söz kahveden açılmışken, Türk kahvesi-Yunan kahvesi için de bir çift söz. Ege’nin iki yakasında ‘cacık-caciki’ ya da ‘köfte-keftedes’ tartışmalarında olduğu gibi ‘Türk kahvesi-Yunan kahvesi’ çekişmesi hiç hoş değil. Biri ‘Türk’ , diğeri ‘Yunan’ desin ne var bunda? ‘Kültür mirası’ zarar mı görür? Neticede İstanbul’da  ‘orta’ Atina’da iken de ‘metrio’ dediğinizde aynı kahve geliyor.

Yazının devamı...

Dünyanın en romantik oteli

10 Şubat 2013

Aşk varsa 15 Şubat, 29 Nisan, 5 Haziran’da da vardır. Şubat’ın 14’ünde ‘canım cicim’ ertesi gün “bu ne böyle?”  tarzı ilişkilerden yana değilseniz eğer, ilkbaharda, yazda ve hatta sonbaharda bir hafta sonunu ‘Sevgililer Günü’ ilan edip, sevdiğiniz ile birlikte “Âşıklar adasına”, yani Santorini’ye gelin.
Ancak daha önce adanın iki önemli merkezi İa ile Thira arasında bir köyde; İmerovigli’de ‘Anastasis Apartments’da rezervasyon yaptırın. Tesis 10 oda ve süit ile bir villadan ibaret.  Restoranı filan iyi ki yok. Birbirini sevdikleri belli bir çift işletiyor oteli. Toplam 10 kişi çalışıyor. Fiyatları da Santori’nin standartları için öyle çok uçmuş değil. Turizm sezonundaki oda fiyatı 225 Euro.
 Odalarda bembeyaz, mis gibi sabun kokan çarşaflar, yastıklar. Her pencerede dünyanın en güzel denizi Ege bekliyor sizi.
Güneşin batışını mutlaka ama mutlaka birlikte seyredin. ‘Sevgililer Günü’ tüm görkemiyle avucunuzun içinde artık. Kaçırırsanız suç bende değil. 
‘Anastasis Apartments’ tatil planları kuran milyonlarca turistin tercihlerini etkileyen ‘Trip Advisor’ sitesi tarafından 2013 yılının en iyi romantik küçük oteli seçildi. Bu sitede bu otel için 567 kişi puan verdi. Değerlendirmelerin 557’si ‘mükemmel’, sekizi ‘çok iyi’, biri ‘orta’, biri de ‘berbat’.
 Beğenenlerin arasında “Unutulmaz bir deneyim”, “Çok farklı” , “Mükemmel konaklama” ve  “Cennete giriş” diyenler var.
Buna karşın “Berbat” diyenin gerekçesi otelin çevre köylere yürüyüş mesafesinde olmaması. 14 Şubat’ı kaçırırsanız dert etmeyin, her günü ve geceyi ‘Sevgililer Günü’ yapmayı iyi bilen Santorini ve ‘Anastasis Apartments’ yerinde duruyor.

Yazının devamı...