"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Yetişemiyorum sendromu

Bu ara hiçbir şeye yetişemiyorum.

Yazılar dahil. Yazı yazacak ilhamı alacak olduğum tek bir şey yapamıyorum.
Kendime, düşünmeye, okumaya zamanım yok çünkü.
Gerçek bu.
Çocuklarım her şeyin önüne geçti.
İkisi de benimle ayrı ayrı zaman geçirmeye, sohbete, ağlamaya, gülmeye ihtiyaç duyuyor.
Ben de onları seçtim, geri kalan her şeyi askıya aldım.
Hürriyet Sosyal’de bu yazımın altında yazılacak “acımasız” yorumları tahmin ediyorum.
“Burası babanın malı değil, ülke sorunlarına uzaksın, işin ne, hayat sana güzel, bize ne senin anneliğinden, utanmıyor musun bunları yazmaya” gibi gibi.
Cevap veriyorum; utanmıyorum.
Acımasızca, halden anlamadan, parmak sallayan, ahkam kesen tonda yorum yazan birileri olunca avazım çıktığı kadar ağlamak ve:
“Eyyy sen her şeye yetişebilen ulu varlık,
Ben en azından yapamadım diyecek kadar cesurum, peki sen nesin? Sıkıysa sen de çık ortaya yapamadığın bir şey için yapamadım de hadi.
Ben süper değilim. N’olcak şimdi?
Bana bak ve mükemmel olamamak nasıl bir şeymiş gör. Böylece ya kendine tap, ya da rahatla!” demek istiyorum.
Her şeye yetişebilmek için nefes almadan çabalıyorsun; ama olmadı mı olmuyor işte.
Herkesi mutlu etmeyi isterken, her şeyi “karşılıklılık” esasına göre yaşayıp sürekli koşullar koyan ve hadsiz beklentileri için kapris yapanları, zamanımı çalanları -onları dikkate aldığıma da kızıyorum- sabırla karşılamak zorundaymışım gibi hissetmek de yordu beni.
Bende insan kırma korkusu var. Bunu aşmam gerek belki. Kırmamak için paramparça olabilirim keza.
Beklentilerin çok yüksek olması mı sorun; yoksa benim kendimden haddimi aşan beklentilerim mi var, onu da çözeceğim.
Bir de “hayır” demeyi sevmediğime göre, “evet” derken dikkatli olmayı deneyeceğim.
Bazı şeylerden vazgeçmem, bazılarını da düzene koymam gerek.
Kendimi planlamam, takvime oturtmam, elemeler yapmam gereken; yani Yonca’yı yeniden yapılandırmam gereken bir döneme geldim.
Gurbette yaşayıp memleketinde çalışmak hayli altüst edici bir durum.
Kültürler, coğrafyalar, yaşanan hayat ve zaman dilimleri farklı olunca, insanın bocalaması da normal.
Zaman nasıl bu kadar hızlı akıyor ve ben nasıl oluyor da sanki geri sayımdayım gibi hissediyorum anlatamam.
Çocuklarımın büyümesine, ihtiyaçlarının değişmesine ve hayatımın birden fazla yönde ilerlemesine uyum zorluğu çekiyorum. Resmen doğum sancısı gibi.
Oysa ben yaşlanıyorum ki!
Yorgunluk nasıl tatlı koyar oldu. Hiç tanımadığım bir his ve hoşuma gidiyor.
Bir de sanki hayatım gözümün önünde bir film, ben de seyirciyim.
Interstellar’daki gibiyim. Bir yerde sıkıştım, yırtınıyorum odadakilere bir şeyler anlatmak için; ama kimse benim orada olduğumu bilmiyor ve görmüyor.
Hayalet benim.
Bir işi yaparken geçirdiğim o 1 saatte, sanki diğer yerlerde 7 yıl geride kalmışım.
(Sizin de kafanızda çalmaya başladı mı Kenan Doğulu’dan Tutamıyorum Zamanı? Müslüm Gürses versiyonu da olur.)

Zamanla savaşma, seviş

Kızım; çok tatlı bir ergen oldu.
Zor zaman geçirdiğinde onu anlamış ve dahası yardımcı olabilmiş olmak mesela, beni en mutlu eden şey.
Yuvadan uçma planları yapıyor ve bu uğurda nasıl çalışıyor anlatamam. İnsanı hem gülümseten hem de duygulandıran bir süreç.
Oğlum; çocukluktan ergenliğe doğru yol alıyor.
Bir kadın olarak bir erkeğin ergenliğe gidişine, büyümesine seyirci olmak çok ilginç.
Kalbim kendi sınırlarını aşıyor. Çatım genişliyor. Anlama kapasitem çatırdayarak açılıyor. Bu bazen acıtıyor, bazen komik geliyor.
Oğlum koca insan mantığı, irdelemeleri ve sorgulamaları ile dünyaya geldiğinden; hâlâ daha küçük olduğunu unuttuğumu fark edip üzülüyorum.
Çocuklarımın ne olursa olsun hâlâ çocuk olduklarını unutup saçma sapan haksızlıklar yapıyorum yani.
Bazen de, hiç istemesem ve buna inanılmaz karşı olsam da, onlara başkalarını düşünerek, başkalarının ne düşüneceğini önemseyerek, saçma sapan tepkiler verebiliyorum.
Onlarlayken, başkalarını ve kafamdakileri bir kenara bırakmam gerektiğini kendime itinayla hatırlatırım.
Onları bambaşka bir ajandayla dinlemek, iletişim hatasına ve hasara neden oluyor.
Onlarla ara ara tek tek, ayrı ayrı takılmam gerektiğini de unutmamalıyım.
Bu hafta sıkı sıkı sarstılar beni ve hatırlamam gerekenleri hatırladım.
Birazcık daha kendime zaman vermem ve önceliklerimi yeniden belirlemem gereken, benim için zor olduğu kadar iyi olacağına da inandığım bir dönemdeyim şahsen.
İşaretleri dikkatli okumam gerek belli ki.
Evren bana şöyle diyor gibi:
“Hadi Yonca, aç kalbini iyice. İtiraflarını et. Özürlerini dile. Senden af dilemesi gerekenlere de, açıkça bunu söyle. Senin için başkalarına adil olmak ne kadar önemliyse, sana karşı adil olunması da bir o kadar önemli.
Affet.
Kendine zaman ver zamanı yakala. Ne gerisinde kal, ne ilerisinde koş.
Adalet, zaman ve planlı olmak şu ara belli ki en hassas olduğun öncelikli değerlerin.
Odaklan.
Hallet de gel.
Çaren belli... Hem kendini hem başkalarını affet.
Zamanla savaşma, seviş Yonca.”
Yonca
“çimdik”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI