Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Teröristle dans’ iddiası

“TÜRKİYE El Nusra dahil, bizim için kabul edilemez gruplarla çalıştı.”

El Nusra ne? El Kaide’ye bağlı terörist gruplardan biri. Bu iddiayı ortaya atan kim? Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi Ricciardone. Olağanüstü önemli bir iddia. Üst düzeyde görev yapmış bir Amerikalı tarafından ilk kez bu açıklıkta dile getiriliyor. Türkiye’nin başına büyük dert açabilecek suçlama. Otuz yıldır terörden canı en çok yanan ülkelerden biri olarak Türkiye terörist bir grupla birlikte çalışıyor iddiası.
Zaman zaman Batı basınında benzer iddialar yayınlanıyor, bizde içeride polislerin arama yaptığı TIR olayına dönük iddialar Meclis’e taşınıyor. Ama, bir Amerikalı diplomat bu iddiayı ilk kez ortaya atıyor.
Bu iddianın ortaya atılmasından Beyaz Saray’ın habersiz olduğunu sanmak safdillik olur.


RENKLER

Yeşil, uygun, birlikte çalışılır, sarı şüpheli, dikkat gerek, kırmızı, terörist, hepimizin düşmanı, yok etmek gerek. Ricciardone önceki gün Washington’da bir konferansta Amerika’nın IŞİD planına bağlı olarak Türkiye ile ilişkilerini değerlendirirken:
“Suriye muhalefetindeki grupları kategorize ederken renklendirme sistemi kullandık. Türkiye ile görüş ayrılıklarımız oldu. Bizim için bazı gruplar kabul edilemezdi. Türklere, bu gruplarla çalışmayın, sınırdan geçişlerini engelleyin dedik.”
Amerika uyarıyor, Türkiye dinlemiyor. Yeşil, sarı, kırmızı, büyükelçinin “renklendirme” tanımı burada devreye giriyor. El Nusra kırmızı, yani terörist, Ricciardone’nin verdiği konferansın ses kaydı var.
Büyükelçinin iddiasının burada kalacağını sanmıyorum. İddia Türkiye’nin güvenilirliğini Batı’da ve Arap dünyasında sarsacak boyutta. Kaldı ki, iddianın araştırılması uluslararası hukuka da taşınabilir. Ufukta Türkiye için zor günler.


ÇARŞI, DEİK, mantık aynı

ÇARŞI’ya silahlı örgüt kurarak, darbe hazırlığı yaptığına ilişkin iddianame hazırlamak ne ise, DEİK’i TOBB’dan ayırarak, devletleştirmek aynı mantık. Sivil toplumu budamak. Birini darbeyle suçlayarak sindirme denemesi, diğerini maddi gücünü de kısıtlayarak, kendine bağlamak.
Cemaat sadece poliste mi var, elbette hayır, AKP’ye göre, TOBB’un bir bölümü cemaat ile iç içe geçmiş. TOBB çArşı’dan farklı, ihracatın yüzde yetmişini gerçekleştiriyor, iş konseyleri üzerinden yüz elli ülke ile ekonomik ilişkileri yürütüyor. Parası, pulu, yurtiçi ve yurtdışında etkinliği yerinde. Adı üstünde “Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu”. Özal zamanında kurulmuş, ihracat artışında büyük rolü var. Kaç yazar, paralel yapı orada var mı, yok mu? Nasıl olsa, elde TOBB gibi benzer ekonomik faaliyeti yürüten iktidara bağlı kuruluşlar var. TOBB fazla oluyor, zaten Abdullah Gül’e bağlılığı malum. Şu TOBB’un kolunu kırmak gerek. En can alıcı damarlarından biri DEİK, onu devletleştir, firmalara verdiği bazı izin belgelerini sınırla, TOBB’u şöyle bir silkele. Böylelikle:
a) İş dünyasında tam otorite, b) sadece kendine biat etmiş sivil toplum kuruluşlarına geçiş izni, c) demokrasiye bir darbe daha.
Ancak, DEİK’i devletleştirmek bindiği dalı kesmek, ihracata balta vurmak demek. Serbest piyasadan ayrılıp ekonomide de otoriter yapıya yönelmek demek. Davutoğlu’nun ilk icraatı.


Dış politika rehinde

AMERİKA’nın IŞİD’e karşı silahlı mücadele için oluşturduğu anlaşmayı on Arap ülkesi imzalıyor, Türkiye imzalamıyor. İnsani kaygılarla anlaşılabilir. IŞİD’in elinde 49 yurttaşımız rehin, ayrıca IŞİD yanı başımızda ve nihayet bir askeri müdahalede bize yine göç akını başlayabilir. Ankara’nın anlaşmaya imza atmayışı makul. Ancak, bu gerçeği değiştirmiyor, IŞİD Türk dış politikasını rehin almış, elini kolunu bağlamış durumda, rehineler üç aydır orada, hâlâ ses yok. Davutoğlu’nun mirası ve bilançosu.

X