Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ah kampanya vah YSK

BİZİM de üye olduğumuz Avrupa Konseyi söylüyor.

Konseyin Bakanlar Komitesi’nin “medyanın seçimlerde uyması gereken kurallarla ilgili” özel kararı var:
“Özgür ve demokratik bir seçim için TV yayınlarında haber, röportaj ve tartışma programlarının adil ve tarafsız olması gerekir.” Bizdeki aman ne tarafsız, aman ne adil, elem tere fiş kem gözlere şiş.
“Yayıncılar kamu yetkililerine ayrıcalıklı davranamaz.” Ayrıcalık mı, TRT başta, on yedi kanalda saatlerce Erdoğan, arada sırada da diğer adaylar. “Resmi makamlar seçimlere etki edecek şekilde medya mensuplarına müdahale edemez, gazeteciler ve tesisleri resmi makamlarca korunur.” Kim ediyor ki, sadece isim vererek kişi ve kurumlara hakaret ediyor.
Siyasi reklamların ücretinde eşitlik, ücretin açıklanması, her adaya ve partiye eşit reklam süresi gibi, “demokratik bir seçim için” ilkeler tek tek sayılıyor. Hele de kararın 31. maddesi: “Adil ve tarafsız yayın özel ve kamu kanallarınca uygulanmak zorundadır.”
Cumhurbaşkanı seçimi için yürütülen kampanya, Türkiye’nin de imzası bulunan bu kararlara teğet bile geçmiyor. İnanılmaz taraflı, eşitlikten uzak, demokrasiye aykırı. Türkiye bu kararlara uymayı taahhüt etmişken, Yüksek Seçim Kurulu neden müdahale edemiyor? RTÜK neden harekete geçemiyor? Onların sessizliği otoriter baskının kanıtı. Bu kurallar ortada, YSK ve RTÜK ve kampanya burada. YSK ve RTÜK mü, gerçekten burada mı?

Al sana Batı’da seçim

Demokratik kampanyanın örnekleri var.
Amerika: Partilerin ve adayların radyo ve TV’de yer almasını belirleyen kurallar var. Uygulamadan “Federal Seçim Komisyonu” sorumlu. Kuralı ihlal eden kendisini yargı karşısında buluyor. Adayların ve partilerin TV konuşmaları ile reklamlarında fırsat eşitliği ve eşit süre temel ilke. Birinin reklamını aldın, diğerinin almadın, birine dokuz saat yayın, diğerine üç dakika verdin mi, doğru mahkemeye.
Almanya: Seçim kuralları “Eyaletler Arası Yayıncılık Anlaşması” ile yürütülüyor. Paralı siyasi reklam yasak, fırsat eşitliği adına. Kampanya spotları ise, ücretsiz. Kanallar ve radyolar her aday ve partiye eşit süre tanımak zorunda. Uygulamayı eyaletlerdeki bağımsız kurumlar denetliyor. Ayrıca, medya kendisini denetliyor (şaka gibi).
Fransa: Temel ilke, her demokrasideki gibi, her adaya ve partiye programlarda ve haberlerde eşit yayın süresi tanımak. Uygulamayı “Görsel, İşitsel Konsey” denetliyor. Paralı siyasi reklam yasak, fırsat eşitliği adına. Ücretsiz spot yayınlanabiliyor. Kural ihlalinde cevap hakkı ve düzeltme şart, ihlalin tekrarında para cezası kesiliyor.
İşte üç örnek, orası Batı, orada demokrasi var, burası da böyle, utanmak gerek.

‘Cesur Yürek’ adına bağış

KINALIADA, Zorba Taverna, 6 Ağustos Çarşamba akşamı. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle bakanlıktan istifa eden Egemen Bağış tavernaya geliyor. Tayyip Erdoğan bir gün önce “Bana Gürcü diyenler çıktı, affedersin, çok daha çirkin, Ermeni diyen oldu” diyor.
Bağış tavernada Ermeni cemaatiyle görüşüyor. Erdoğan’ın Ermeni sözünü gidermeye çalışıyor, garip ama Erdoğan’a oy istiyor. AKP’nin azınlıklar için yaptıklarını anlatıyor:
“Süryani kilisesini ziyaret eden ilk bakan benim. Ben Cesur Yürek Erdoğan’dan cesaret alıyorum. Ermenilere ait vakıf mallarının iadesini biz çözdük.”
Bir Ermeni yurttaş Erdoğan’ın Ermeni sözünü hatırlatınca Bağış; “Kelimelere takılmayın.” Madem vakıf malları iade edilmiş, kelimelerin üzerinde durmaya değmez. Değmez ama, hem Ermeni cemaatinden, hem sivil toplumdan “Cesur Yürek’e oy yerine tepki” yağmur gibi. Klasik Erdoğan söylemi, “ötekileştirme”. Bağış, Erdoğan’ı Ermenilere bağışlatamıyor.

X