Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Abdülhamid gibi ölünmesin, istifa yeter

TARİHİNİN en büyük terörünü hem de başkentinin göbeğinde yaşayan Türkiye’yi yönetenlerin, 13 yıldır aynı siyasiler olduğunu hiç unutmamalı.
Bu siyasilerin, geçen sürede ülkenin nereden nereye geldiğine doğru teşhisi koyup, ‘bir hata yapıldığını’ kabul edebilmeli.
O zaman işe, kullanılan ötekileştirici dilden, AKP’yi eleştiren herkesi Türkiye düşmanı/terörist göstermekten vazgeçerek başlamak gerektiğini görecekler.
Aslında ortaya çıkan tutanaklar gösteriyor ki, içlerinde bazıları da bunu görmüş; ama söylem ve uygulamada hâlâ ders alındığı izlenimi edinemiyoruz.

ONCA PATLAMA VAR ZAFİYET YOK

AKP’nin büyük yanlışlarından biri de hatayı yapanları sürekli ‘bizden’ diyerek kollama ihtiyacı içinde olmasıdır.
Bakın, Başbakan Davutoğlu daha önceki gün 97 vatandaşının teröre kurban gittiği haberini aldığında ne hissettiğini, lise yıllardan beri hiç unutamadığı şu bilgiye dayandırarak dillendirdi:
“Şimdi Ukrayna topraklarında kalan Özi Kalesi düşünce Abdülhamid, ‘Oradaki tebaamı nasıl koruyamadım’ demiş ve sonrasında hiçbir rahatsızlığı yokken vefat etmiş.”
Hiç kimse vefat etmesin (Allah’tan Japonya’da yaşamıyoruz), ama hiç değilse birileri çıkıp, “Ben neyi yapmadım ki bu oldu” diyerek istifa etse yeter.
İstifa için haklı gerekçeler de az değil ki.
Çünkü, bu kalleş terör yaşadığımız ilk acı olsaydı, güvenlik zafiyetinden söz etmeyebilirdik, ama daha dün Reyhanlı, Cilvegözü, Niğde, Adana, Mersin, Diyarbakır ve nihayet Suruç katliamları yaşanmış, bugünse daha ağır bir bomba ülkenin tam kalbinde patlatılmışsa o zafiyetin en büyüğü var demektir.
Bu gerçeği kabul etmedikçe yenilerini önlemek de zorlaşır.
En azından, bu olaylardaki teröristleri ölü ya da diri ele geçirmekle yetinip, bağlantılarını ortaya çıkaramayanları başarısız görüp yenileseydi ya.

GENÇLERİ TAVLAYACAK REKTÖRLER

Bunu yapmak bir yana, mazeret üretme şampiyonluğuna soyunuluyor, hem de Türkiye’nin küçük düşürüldüğü hiç hesaba katılmadan.
Meğer, mecali kalmamış Suriye ve El Muhaberat’ı bu terörün arkasındaymış.
Peki, bunu söyleyenler haklı da çıksalar, ‘bölgenin ve dünyanın en güçlüsü oldu’ dedikleri MİT’i de Türkiye’nin gücünü de sıfırlayıp şer odaklarına cesaret verebildiklerini hiç düşünmezler mi?
Görüşümüz dikkate alınır, alınmaz bilemem, ama kimse yanlışın hesabını vermediği için ülkemizin, bebeklerin deprem çadırlarında yanarak öldüğü; çocukların ana kucağında, sokak ortasında, barış gösterisinde kurşunla/bombayla katledildiği bir ülkeye dönüştüğünü görmek dahi yeterince can yakıcı.
Bu tablodan uzaklaşmanın yolu da aklı, kucaklaşmayı, saygıyı öne çekmektir.
Acı ki gidişatı görünce umudumuz kırılmıyor değil. Baksanıza, kapalı kapılar ardında hesaplar, hâlâ ‘ülke nasıl iyi yönetilir’ diye değil, iktidar hırsı için ‘kurumların nasıl partileştirileceği’ üzerine yapılıyor.
Şu sözler, en muktedir siyasilerden Efkan Ala’nın ise başka ne düşünülür ki?
“(...) Alperen ve Ülkü Ocakları tarzında yan yapılanmamız olsun. Üniversitede her üyemize +1 kotası koysak, gençleri bir şekilde yurtdışı gezileriyle TAVLASAK, ayaklarını buraya alıştırsak. (...) Bizimle uyumlu çalışabilecek rektörler atansın. Sadece imam hatipli gençleri değil, her genci bize kazandırabilecek bir politika ile yönetilsin üniversiteler.”

X