Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kadınlardan harika bir final

Dünya Kadınlar Futbol Şampiyonası’nın finalinde Amerika ile Japonya karşı karşıya geldi. Harika goller, müthiş hareketler seyrettik. Kimse geri pasları ile zaman geçirmedi, yan topla seyirciyi uyutmadı. Kimse yalandan yere yatıp, kurşun yemiş gibi kıvranmadı. Bizi futbola doyurdular.

TRT Spor, gece yarısından sonra 02.00’de başlayan bu müthiş finali tekrar yayınlarsa bir kez daha seyredeceğim. Son şampiyon Japonya, bu finalde Amerikalı kadınlardan beş gol yedi. 5-2’lik sonuçla rakibine teslim oldu.
İki harika gol seyrettim ki erkekler liginde benzerini göremezsiniz. Japon libero sağ kanattan gelen ortayı telaşlı bir şekilde kafayla kesip, topu havalandırdı.
Top belki yirmi metre dikildi. Yere inişe geçtiğinde otuz metreden depar atan Holiday o topla, yere inmesine yarım metre kala buluştu. Penaltı noktasına yakın bir yerdeydi. Ayağının üstü ile vurdu, golü yazdı. Bu iki harika golden birincisiydi.
Bunun adı tekniktir, mükemmel zamanlama ve öz güvendir.
Bizim erkekler liginin ne kadar Porsche, Lamborghini sahibi şanlı forveti varsa getir, aynı pozisyona taşı, Burak’tan Emenike’sine kadar aklınıza gelen kim varsa, tamamı o topu havaya diker, tribünlerden birilerini telef eder.

İKİ HARİKA GOL

İKİNCİ harika golü, final maçında üç gol atan Kaptan Llyod attı. Amerika takımı, bir Japon kornerinden sonra hızla ceza sahasından çıktı.
Üçüncü pas, santranın gerisindeki Llyod’a gitti. O da Japonya kalecisi Kaihori’nin ceza sahası üzerinde oluğunu görüp, topa çaktı. O top kusursuz bir nizam içinde Japon kalesine girdi.
Ben böyle bir golü, sadece Galatasaraylı Hagi’nin ayağından çıkan bir şutta görmüştüm. Llyod’un golü bana parmak ısırttı.
Elinize kadın futbolu geçerse, o naklen yayınları kaçırmayın, diyeceğim. Futboldan alabileceğiniz zevki ancak böyle uzatabilirsiniz.

***

Endüstrileşen erkek futbolu o kadar mekanik hale geldi ki “iki motorlu aracın burun buruna gelip motor gücüyle diğerini geriye itmeye çalışması” gibi bir şey oldu.
Futbolcular, yüklendikleri aşırı güçle birer robota dönüştürülmüş. En küçük bir riski bile alamayan teknik direktörler, takımlarına “göze en çirkin gelebilecek” futbolu oynatıyorlar.
Yüzlerce yan pas, geri pas. Bir sersemlik anında ileri çıkma, duran toptan gol çıkarma. Günümüzün futbolu bu formata yerleştirilmiş. Sanki futbol, seyirciyi eğlendirmek etmek için değil de teknik direktörleri mutlu etmek için oynanıyor.

BİLEK GÜREŞİ

İNSANLAR, bir buçuk saat sürecek, çoğu zaman da berabere bitecek bilek güreşini izlemekten ne kadar zevk alabilir ki?
Hele bizimkinden, bir sistemi ve düzeni olmayan yerli futboldan hiç alamaz. “Zengin çocuğu hobisi” federasyondan hiç medet beklemeyin. O federasyon, futbolumuzun başına “hiçbir şey yaratamayan” bir gaz vericiyi geçirmiş.
O da kamuyu 1-0’lık Kazakistan maçıyla avutuyor.
Burada “Bilmezlikten değil, fukaralıktan pasaporta ısınmamız içimiz” diyen şair Ahmet Arif’in söyleminin tersini görüyoruz. Bizde “fukaralıktan değil bilmezlikten gelişmeye ısınmamız içimiz” formatı yürüyor.
Bana inanmayan Alman Milli Takımı’nın hocası Joachim Löw’e inansın ki kendisi Türkiye’de de çalışmış bir hocadır.
Dibimize kadar gelip, içimizde yaşadığı halde “Türkiye, hiçbir takıma benzemiyor. Türkiye’yi çözemedim, sistemlerini anlamakta zorlanıyorum, futbolcularının ne yapacağını kestirmek zor” diyerek, aczini (!) ifade ediyor.
Bir başka Almanya milli takım oyuncusu da “Sizin sisteminiz yok, bir maça ne kadar iyi başlarsanız başlayın, bu yüzden sizi kolayca yeniyoruz” diyor.
Dikkat buyurun, bunlar düşündüğünü kolayca söylemeyen, oryantalist kalıba girmiş yabancıların lafları. Yüzümüze yüzümüze, böyle dümdük söylenmiş laflar.
Beş altı dili birden konuşan Lucescu geliyor aklıma.
Bizim tapındığımız biri için kamuoyu önünde “Çok büyük bir isim, Türkler için büyük şans” diye konuşurdu.
Özel hallerde konuşmaya zorladığınızda “Çocuklar beni cahil bir adamla karşı karşıya getirmeyin” deyip yan çizerdi.
Biz her seferinde “cahil” tarifine girene inandık, teşhisi koyan Lucescu’yu ise hangi takımı çalıştırıp şampiyon yaptıysa, oradan kovduk. Her sezon, reddedileceğimizi bile bile ayağına gidip yalvarmamız ise başka sebepten.
Sistemimiz yok ama yüzsüzlüğümüz var.

***

Başladığım yere döneceğim. Mekanikleşen erkek futbolu, bir gün hiç tahammül edilemez noktalara gelecek.
Kadınlar henüz fizik olarak robotlaşmadıklarından 1950’li yılların, bol atraksiyonlu futbolunu oynuyorlar. Çalım, teknik gösteri, yaratıcık ne ararsan var.
Bakın, altını çiziyorum. Geleceğin futbolunda “kadınlı erkekli karma takımlar” olacak. Önce kadınlar ”kontenjan uygulaması” ile birer ikişer takımlara girecek, sonra gerisi gelecek.
Son Kadınlar Dünya Şampiyonası, bunu gözümüze bir kez daha soktu.

X