Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu ülkenin şehit evlatlarına kimse dil uzatamaz!

2013 senesinin 11 Mayıs günü Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde iki bomba patladı.

Huzur içinde yaşamaya alışmış bu güzel ilçenin 52 sakini hayatını kaybetti. Resmi kayıtlara göre 146 kişi de yaralandı.
Ölenler PKK’ya karşı veya başka bir düşmana karşı çarpışırken ölmemişlerdi. Veya düşürüldükleri bir pusuda can vermemişlerdi.
Azgın, acımasız bir terör eylemine kurban olmuş bigünah vatandaşlardı. Onların feci ölümü bütün Türkiye’nin olduğu gibi benim de canımı yaktı.
* * *
Doğal olarak, teröre kurban veren her vatandaş gibi biz de gözümüzü emniyet güçlerinin ağzına diktik, açıklama bekledik. Yirmi kişi tutuklanmıştı. Elebaşları da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. 33 sanıklı iddianameye göre teröristler, Esad’ın istihbarat birimlerinin yönlendirdiği ‘Mukaveme Suriyyi’ adlı silahlı bir örgütün elemanlarıydı.


ŞEHİT LAFINI KULLANMADIM


Suriyeli göçmenlerin istilasına uğrayan ilçede hayat bambaşka şekle bürünmüştü.
Reyhanlı’dan beni arayıp bulanlar ilçedeki haksız Suriyeli rekabetinden yakınıyor ve insanların genişliğinden şikâyet ediyordu.
Hedef tahtası haline getirilen yazıda sözünü ettiğim gerçek buydu. Bizim insanımızın ruh halinin bilimsel çalışmalara uymayacağının altını çizmiştim.
Yattık, kalktık. Bir anda Türkiye’nin boy hedefi olduk.
“Şehit ailelerine hakaret etti!”
İçinde tek bir “şehit” sözcüğü geçmeyen veya buna dair bir imada bulunmayan yazıya taktıkları kulp buydu.
Daha evvel defalarca denedikleri ve randıman aldıkları tekniğin ustası olmuşlardı. Biri düğmeye basıp başlattı, diğerleri emre uyup tekrarladı. Selahattin Duman, evlat acısı ile birlikte yaşamak zorunda kalanların hedefine kondu.


ŞEHİT LAFINI İYİ BİLİRİM


Ailemizde çocuğu 29 günlük bedelli askerlik yapıp “Vatan görevimi yaptım” diye şişinen yoktur. Aile erkeklerinin tamamına yakını “tam zamanlı” askerlik yapmıştır.
Kendini savunmak durumunda kalanların sıkça başvurduğu bir şeyi ben de tekrarlamak zorunda kaldığım için üzgünüm.
Dokuz sene askerlik yapmış, Çanakkale’de savaşıp Suriye cephesinde esir düşmüş bir dedenin torunuyum.
Sadece bizim köyümüz ve çevresinden o harplerde şehit olan, kaybolan yirmi iki yakınımız var. Bizim gibiler “şehit” sözcüğünü lügatten öğrenmezler. Aile hikâyelerinden bilirler.
Dolayısı ile o bilenlerden biri ben olduğum için kesinlikle şehitlere söyleyecek lafım olamaz. Kaldı ki yaşadığım bu coğrafya da herhangi bir meczubun bile “şehitlik müessesesine” saldırdığına şahit olmadım.
Yine de bu kampanyanın etkisinde kalıp bana kırılan şehit yakınları varsa böyle bir alçakça işin içinde olmadığımın altını ısrarla çizerim.
“Şehit” sözcüğünün bile kullanılmadığı yazı onları istemeden incitmişse, cümlesinden binlerce kez özür dilerim. O tabutların başında ağlaşan analara, kardeşlere, çocuklara, babalara ben de yaşlı gözle bakıyorum.
* * *
Bu arada beni teselli eden başka bir şey var. Şehit yakınlarından gelen mesajlar, onların teselli veren sözcükleri.
Belli ki birileri istedikleri kadar “nefret köpürtseler de” icraatları profesyonel trollerin gayretleri ile sınırlı kalıyor. Çocuklarını toprağa veren ve sebebinin ne olduğunu iyi bilen o güzel insanlar, şehit yakınları inanmıyor.
Onların bana yolladığı sevgi dolu mesajlara minnettarım.

X