Alışveriş zombileri işbaşında

Önceki gün bir hazır giyim mağazasında yaşanan izdihamı gördünüz.

Haberin Devamı

Orada bulunanları, taze ete saldıran zombiler gibi ünlü bir tasarımcının hazır giyim markasıyla olan işbirliğinden ortaya çıkan ürünlere saldırırken izledik. Neden? Sınırlı sayıda üretilen bir mont veya ayakkabıya sahip olmanın bir statü sembolü olarak görülmesinden mi? Bence değil. “Kimsede yok ama bende var” tatmini yaşamak için olabilir, fakat bu olanlardan bir “statü” meselesi çıkarmak zor.O, başka koşullarda söz konusu olan, başka bir konu.Zombi ortamını açıklayabilmek için, Zorlu AVM’den çıkıp ilk insanların yaşadığı savanlara gitmek gerekiyor, milyonlarca yıl öncesine. Şaka değil, “Elit alışveriş zombisi” dostlarımız, “Ya ben neden o gün delirdim? Ay aslında böyle bir insan değilim şekerim, ne oldu bilmiyorum?” diyorlarsa, ki diyorlardır, kendi DNA’larına bakabilirler. Zira bu “Saldırr, kap bir tane” davranışını yaratan sebep, milyonlarca yıl önce, geniiiş verimsiz otlaklarda yaşayan uzak akrabalarımızdan kalma. Kuraklık ve sınırlı besin kaynakları ile yaşayan, vahşi hayvanların müsaade ettiği kadar besin bulabilen, bulduğunda ona zorunlu olarak saldırarak elde etmek durumunda olan ilk insanlardan kalma... Tüketim kültürünün üzerine kurulduğu temel insan davranışı da bu... Malını satmak için insanların ilkel dürtülerini yöneterek kişide sahip olma arzusu yaratmak...İnsanların, ihtiyacı olmadığı kadar eşyaya, yiyeceğe saldırmasının temel motivasyonu, “Yaşamak için buna, şu anda saldırıp ihtiyacından fazla yemeye ihtiyacın var, çünkü sonra bulamayacaksın” cümlesini saklayan DNA’mızın içinde, ilk fırsatta kendini göstermek için sinsi gibi bekliyor. Dolayısıyla “Saldırr” halini yaratan sebep, hele ki bir topluluk içindeyseniz, fakir-zengin ayrımı yapmıyor. Aşırı yemek yediğinizde, “Aman şunu da ağzıma tıkıştırayım” dediğinizde veya alışveriş deliliği içine girdiğinizde bilin ki bunu ortaya çıkaran, artık söz konusu olmayan tehlikeli koşullarda hayatta kalmanızı sağlayan, atalarınızdan kalan küçük bir armağan ve bu armağan, genlerinizin içinde duruyor.Temel sebepleri aynı olmakla birlikte, yemek yemekle alışveriş yapmak aynı değil elbette. Birisi hayatta kalmak için gerekliyken, ötekisi değil. Fakat tüketim kültürü, alışverişi “hayatta kalmak için gerekli” bir eyleme dönüştürüyor muhterem Habitus okuru. Dönüştürüyor, zira ancak bu şekilde tüketim kültürü sürebiliyor, çarklar dönebiliyor... Bu mekanizma kendini sürdürebilmek için, tüketilmeyecek ürünleri tüketim ürünü haline getiriyor; sizi, yaşamak için ihtiyacınız olmayan bir parça giysiyi bile oradan “kapmadan” ayrılmayacağınız bir haleti ruhiyeye sokuyor. Bundan sonra kıtlık varmış gibi baklavaya saldırdığınızda veya göz bebekleriniz helezon olmuş bir şekilde alışveriş zombiliği yaptığınızda şöyle bir durup “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” veya “Kıtlıkta mıyız, bu ne be aa?” veya “Bir vahşi hayvan gelip bunu ben yemeden yiyebilir mi?” gibi sorular sormanız en azından insanlık namına yeterli olacaktır. Tabii siz insanlığın sırrına vakıf olmaya çalışırken, o sırada bunu sormayan bir alışveriş veya baklava zombisi tarafından ezilmezseniz...

Haberin Devamı

Çığır açan buluşlar

“Hayatın sırrı” demişken... Salı saat 22.00’yi ve Çarşamba saat 20.00’yi bir kenara not edin, dünyaya bakışınızı değiştirecek bir belgeselle tanışacaksınız. National Geographic, yakın gelecekte hayatımızı çok büyük ölçekte değiştirecek çığır açan bilimsel çalışmaları ve bunların üzerinde çalışan bilim insanlarının hikayelerini bir araya getirdi, her bölümde farklı bir konunun ele alınacağı 6 bölümlük bir belgesel olarak yayınlıyor. Her bölümün yönetmen koltuğunda Angela Bassett, Paul Giamatti, Ron Howard gibi Hollywood’dan farklı bir isim oturuyor.Bu akşam ilk bölüm olan “Salgın hastalıklar”ın tekrarı var. Bu bölümde Ebola konusunda öncü çalışmalar yapan Prof. Dr. Erica Ollmann Saphire’ın çalışmalarını göreceksiniz. Diğer bölümlerde ise insan hayatını uzamasını mümkün kılacak buluşu ile Prof. Gordon Lithgow ve insan beynine hatıra “yerleştirecek” ve manipülasyonunu mümkün kılabilecek, “Inception” filmine gördüklerinizi gerçek hayatta mümkün kılabilecek bir teknolojiyi anlatan Nörobilimci Steve Ramirez ile tanışacaksınız. Bu üç isimle geçtiğimiz hafta bir araya geldik... Röportajlarımızı ilerleyen günlerde bu sayfalarda okuyacaksınız. Anlattıklarını dinleyince hem içinde yaşadığımız dünyaya dair kimi gerçekler konusunda çok şaşıracağınıza, hem de iyimser bir gelecek konusunda ümitlerinizin artacağına eminim. 

Yazarın Tüm Yazıları