Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

Daha birkaç yıl öncesine kadar etrafımda geleceğe dair umut dolu ütopyalar dinlerdim dostlarımdan... Ama şimdilerde kapkaranlık distopyalardan başka bir şey duymaz oldum tüm tanıdıklarımdan...

Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey... Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürülüyorlardı. Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu.
Tramvaylar, vapurlar sabahları, akşamları tıklım tıklım, daima aceleci, sinirli, telaşlı bir kalabalığını şehrin bir ucundan öteki ucuna taşıyıp duruyorlardı.”
Oktay Akbal’ın 1946’da kaleme aldığı bu sözler aradan onca yıl geçmesine rağmen maalesef hâlâ geçerliliğini koruyor.
Akbal mı çok ileri görüşlüydü yoksa insanoğlu mu tarihten hiç ders çıkarmayıp hep hırslarına ve açgözlülüğüne yenik düştü!

EKMEK VAR AMA PAYLAŞACAK VİCDAN TÜKENDİ


Bundan yetmiş sene önce sanki tam da bu günleri anlatmış büyük usta... Oysa biliyoruz ki dünyada hepimize yetecek kadar ekmek var, su var... Ama bunları paylaşacak ruh ve vicdanı tükettik...
Kuşkusuz ki Akbal bu satırları yazarken adamlığın hızla yitip giden gramajına da dem vurup karanlık bir dünyanın fotoğrafını çekiyordu; ne acıdır ki bugün o dünya iyice karardı. Belki artık ekmekler daha çeşitlendi ama bir dilim için tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok çocuk can veriyor dünyanın dört bir yanında.
Daha birkaç yıl öncesine kadar etrafımda geleceğe dair umut dolu ütopyalar dinlerdim dostlarımdan... Ama şimdilerde kapkaranlık distopyalardan başka bir şey duymaz oldum tüm tanıdıklarımdan.
Evet dünyayı yönetenlerin gözünü her zamankinden daha fazla kan bürüdü ama kusuruma bakmayın Sezen’in dediği gibi ‘masum değiliz hiçbirimiz...’

 

Çocukların ‘fabrika ayarlarıyla’ oynama Acun

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

Söz konusu çocuklarsa en büyük sayı birdir! Dünyayı koruyamadık, doğayı koruyamadık, eşitlik ve adaleti koruyamadık, bari konu çocuklar olunca bir destur demeyi bilelim be kardeşim!
Günlerdir medyada yer alan aşağılık haberlerden bahsetmiyorum. Benim lafım önümüzdeki hafta TV8 ekranında başlayacak olan ‘O Ses Çocuklar’ yarışmasına!
Acun’un ne kadar iyi bir baba ve bu konularda ne kadar hassas bir adam olduğunu bilirim. Ama çocukların başrolde olduğu bu tip yarışmaların kanallara günübirlik reytinglerin ötesinde hiçbir şey katmadığından ve sadece yarışanların değil, bütün izleyen çocukların kimyasını bozduğundan da hiç şüphem yok. Bu konuda dünyada yapılmış yüzlerce doktora tezi, yazılmış binlerce makale var.
Zaten hal böyle olmasa bu yarışmanın 2014’te yayınlanan sezonuna 150 bin liralık bir ceza kesilmezdi.
Üstelik bu ceza programın bir bölümüne değil formatın tamamı içindi. Bu belki de RTÜK’ün kurulduğundan beri aldığı ender doğru kararlardandı ve bir ilkti.
Orada çocukları yarıştırıp, onları birbirine kırdırıp, seslerinden, nefeslerinden, kahkahalarından ve gözyaşlarından şahane reytingler damıtabilirsiniz. Ama buna değer mi!
Hatırlatmak isterim, konuyla ilgili fikrimi iki ay önce beyan etmiştim; hâlâ da sonuna kadar lafımın arkasındayım:
‘O Ses Çocuklar’da küçücük çocuklara yaşlarına uygun şarkılar yerine ‘İsyan’ı ya da ‘Kum Gibi’yi okutursanız, onlara makyaj yapıp ‘yetişkinler’ gibi giydirirseniz ve hepsinden önemlisi pedagogların danışmanlığı olmadan onlara acımasız eleştiriler yöneltirseniz bilin ki Acun’u çok sevsem de sizi ilk yerden yere vuracak kişi yine ben olacağım.
Söylemedi demeyin ve sakın ha bu yarışmanın dünyada pek çok örneği var bahanesinin arkasına saklanmayın!
Tanıtımlarına başladığını biliyorum ama gel yol yakınken sen kendine yakışanı yapıp bu tatsız projeden vazgeç Acun!

 

Diva’dan Tarkan yüzünden okkalı bir fırça yedim

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

Hafta sonu canımız balık çekince soluğu arkadaşlarla birlikte Arnavutköy’deki Atlas Balık’ta aldık. İçeri girer girmez bir de ne göreyim, karşı masada bütün ihtişamıyla Bülent Hanım oturuyordu. Tam kendi masamıza doğru geçerken baktım uzaktan “Yanıma gel çocuk, yanıma gel” diye bağırıyor.
Sözlüye kalkan ortaokul öğrencisi misali Diva’nın yanına doğru seyirttim. Daha oturmadan başladı beni paylamaya. Yok efendim Tarkan’ın Türk sanat müziği albümünü nasıl beğenmezmişim, ben müzikolog muymuşum da Tarkan’ın alaturkasına laf ediyormuşum.
Cevap vermek ne mümkün?
Dakikalarca Bülent Hanım’ın uzun tiradını dinledim biçare...
Beni ne kadar fırçaladıysa Tarkan’ı da bir o kadar övdü zat-ı şahane...
Gerisini gelin Ersoy’un kendi ağzından dinleyelim:
“Kim ne derse desin Tarkan Türk sanat musikisine temayülü ve saygısından ötürü tebrik ve takdirlerin en yücesine layıktır bence.
Piyasa ağzından uzak, femi muhsin, tertemiz bir icraası var. Kendisine puanım 10 üstü 10’dur.”

 

Batman V Superman out Celal Çapa V Emre Çapa in!

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

Hafta içi üç kuşak Çapalar bir masanın etrafında buluştuk. Abim Celal, Muppet Show’un locada oturan ve hiçbir şeyi beğenmeyen ihtiyarlarına taş çıkartırcasına İstanbul’un muhtelif mekanlarına etmediği lafı bırakmıyordu.
Oğlu, yeğenim, içimizdeki en yeni işletmeci Emre ise babasının aksine Sezar’ın hakkını Sezar’a verdi. Hal böyle olunca “Huysuz ihtiyar bari sen out’ları, Emre sen de in mekanları sırala” dedim.
Buyrun efendim eğlence hayatının yaşlı kurduyla oğlunun gözünden İstanbul’un tutan ve tutmayan işletmeleri. Elçiye zeval olmaz...

 

CELAL ÇAPA

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

1- Fenix: Ortağı Aliye’nin ayrılmasından sonra Meto’nun (Metin Fadıllıoğlu) arada kalıp kendini geliştiremeyen, başarıyı yakalayamamış nadir mekanlarından biri haline geldi. Maalesef çok sıkıcı...
2- Mükellef: Ne atmosferi ne de yemekleri bana tat veriyor. İyi niyetli ama kifayetsiz...
3- Carluccio’s: Müthiş bir rüzgarla girdi piyasaya girmesine rağmen korkarım saman alevi misali geldiği hızla da anavatanına geri dönecek.
4- La Petite Maison: Bu saatten sonra canlı müzikten medet ummaları can çekişmelerinin alametidir. Büyük paralarla mekan açıp, kazanç bekleyenlere tek lafım; “Eski çamlar çoktan bardak oldu”
5- Karaköy’deki mekanların tamamı: Karaköy furyası bir balondu söndü. Bundan sonra trend Arnavutköy...

 

EMRE ÇAPA

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

1- Zuma: Yeni yerinde eski ruhunun üzerine çok şey kattı. Şu anda İstanbul’un en iyisi bile diyebilirim.
2- Yeni Lokanta: Açıldığından bugüne kadar sürekli kendini adı gibi yenileyen ve istikrarını bozmadan koruyan bir mekan oldu. Hakkında hep iyi şeyler duyuyorum.
3- Mitte: Babam “Karaköy bitti” dese de bana göre daha başlamadı bile. Mitte de işte bunun en güzel örneği...
4- Escale: Kanyon’a ihtiyacı olan hayat öpücüğünü verdi. Son zamanlarda enerjisini yitiren AVM Escale ile kendine geldi.
5- Mükellef: Bu konuda babamın fikirlerine hiç katılmıyorum. Kendi kategorisinde beğendiğim mekanlardan biri. Ben Celal Çapa kadar negatif olamayacağım.

 

 

 

 

X