Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

'Türkiye'nin zencileri' nasıl yaratılıyor?

REFAH Partisi kapatılmış, Fazilet Partisi yeni kurulmuştu. Ben o yıllar Radikal gazetesinin Ankara Temsilcisi’ydim.

Radikal’in Ankara İstihbarat Şefi İsmet Demirdöğen ve Fazilet Partisi muhabiri Ergun Aksoy’la birlikte söyleşi yapmak için partinin genel başkanı Recai Kutan’a gittik. Söyleşi boyunca Cemil Çiçek de bizimle beraberdi.

İşte o mülakatta Recai Kutan ilk olarak söyledi ‘Biz Türkiye’nin zencisiyiz’ sözünü. Bu söz çok tuttu; izleyen yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan da defalarca duyduk, ‘Biz Türkiye’nin zencileriyiz’ cümlesini.


AŞAĞIDAKİLER-YUKARIDAKİLER


Ne demek ‘Türkiye’nin zencisi’ olmak?

Her bakımdan aşağı görülen olmak demek. Toplumda birilerinin ‘aşağı’da görülmesi için birilerinin de kendilerini ‘yukarıda’ görüyor olması gerek. Peki kim bu ‘yukarıdakiler’?

Türkiye, Marksist sınıf analizleriyle anlaşılması kolay olmayan bir toplum; çünkü bizde sınıfsallık sadece ekonomik temeller üzerinde yükselmiyor. Ve diyelim Britanya’daki gibi neredeyse bir kader haline gelmiş bir ‘sınıflı toplum’ da değil bizimkisi; sosyal mobilizasyon imkânları çok yüksek, bir çeşit ‘Amerikan rüyası’nın ‘Türk rüyası’ olarak sıklıkla yaşanmaya devam ettiği bir toplum burası.

Ama ne var ki, diyelim köyde doğan ve hayata sahiden sıfır lira sermayeyle başlayan biri kendi yaşam süresi içinde milyar dolarlık iş insanı seviyesine gelebilse bile bu ‘zenci olma’ halini aşamayabiliyor; çünkü demeye çalıştığım gibi ‘zenci’ olmak sadece parayla, servetle ilgili değil.


‘ZENCİ PARTİSİ’ 14 YILDIR İKTİDAR


Türkiye’de o yüzden siyaset kurumu, sosyal mobilizasyonu sağlamanın, yani ‘zenci’ doğanları ‘yukarı’ kabul edilen sınıflara taşımaya çalışmanın başlıca mekanizması olarak görülüyor. Nitekim, işte Türkiye’de ‘Zencileri temsil ediyoruz’ iddiasındaki bir parti son 14 yıldır iktidarda.

Ne beklersiniz o iktidardan? Temsil ettiği kitlelerin çıkarına hareket etmesini, değil mi?

Doğrudur, AK Parti bugün dahil o kitlelerin siyasi ve ekonomik eşitliği için, onların ‘yukarı’ya taşınması için çok şey yaptı, yapmaya da devam ediyor.

Ancak öte yandan, Türkiye’de toplum içinde ‘zenci’ yaratan, sadece ‘zenci’ değil bir de ‘elit sınıf’ yaratan bir mekanizma var, AK Parti o mekanizmayı kıracak, meseleyi en önemli kaynaklarından birinde temelden çözecek adımları atmadı; daha doğrusu yeterince atmadı.


EĞİTİM BEYAZ ÜRETİR


O mekanizma eğitim.

Evet, Türkiye’de esasen sosyal mobilizasyonun, yani daha ‘yukarıda’ görülen sınıflara tırmanmanın en geçerli yolu, dünyanın başka yerlerinde de olduğu gibi, eğitimden geçiyor.

Ve bizde eğitimin eşitsizlik yaratan mekanizmalarına hâlâ ancak kısmen el atıldı.

Geçen hafta yayınlanan bir rapor, bu eşitsizliğin çocuklarımız için aslında 3-4 yaşından itibaren başladığını ortaya koydu. AÇEV Vakfı ve Eğitim Reformu Girişimi’nin birlikte hazırladıkları raporda, çocuklarımızın hâlâ pek azının okul öncesi eğitimden yararlanabildiği rakamlarıyla gösteriliyor. Pazartesi günü Hürriyet’in ayrıntılarıyla yayınladığı raporda, 4 yıllık dilimlere bölünmüş 12 yıllık zorunlu eğitime geçilirken ilkokula başlama yaşının düşürülmesinin ve okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmemesinin sonuçları ele alınıyordu.

5 yaşındaki çocukları ilkokula almaya başlayarak daha yeni yüzde 30 civarı okullaşma oranına ulaşılmış olan okul öncesi eğitime ciddi bir darbe vurduk. Ardından da bu alana yatırımlarımız hız kesince okul öncesi eğitimdeki okullaşma seferberliğimiz çok ama çok yavaşladı; hatta konuşulmaz oldu.

Oysa okul öncesi en az bir yıl, ideali iki yıl çocuklarımızı eğitime sokabilsek, onların ilerideki okul başarılarında ciddi farklar yaratabiliriz.


‘ZENCİSİN SEN ZENCİ KAL’


Nitekim bugün okul öncesi iki yıl eğitim alabilen çocuklar, yarının elitleri olacak. Okul öncesi eğitim alamayan diğer çocuklara hem 12 yıllık zorunlu eğitim süresince hem de onun ardından hayatları boyunca fark atacaklar.

Benim bir kaba hesabım var: Her yıl ilkokula başlayan 1 milyon çocuğumuzun 100 bin kadarını dünyada kendi yaşıtlarıyla rekabet edebilir bir eğitimden geçirebiliyoruz. 250-300 bin kadarı ‘Türkiye için iyi’ denebilecek bir seviyede eğitim alıyor, geri kalan 600-650 bini ise ‘zenci’ ordusuna katılıyor.

Kimin ‘zenci’ kimin ‘beyaz’ olacağına daha 3 yaşındayken karar verilen bir ülke burası.

Ve daha da fenası, ‘zenci’lerin çocukları çoğunlukla ‘zenci’ kalırken, ‘beyaz’ların çocuklarının tamamı da ‘beyaz’ kalmanın garantisiyle büyüyor.

X