Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

Gülben Ergen, rol aldığı “Vezir Parmağı” filminin yönetmeni Mahsun Kırmızıgül ile buluştu ve sinemadan müziğe, özel hayatından gündeme kadar her şeyi konuştu.

Haberin Devamı

20 yıl önce “Alem Buysa Kral Benim” türküsü ile sektöre hızlı bir giriş yapan Mahsun Kırmızıgül ile aynı kadroda sahneye çıktığımızda tanıştım. Onlarca albüm, konserler, klipler, çalkantılı bir magazin derken bambaşka bir sessizlikle, bir duruş ve amaçla yeni bir Mahsun’la tanıştırdı bizi. Yönetmenlik onda kalıcı bir tutku.
Annesine 13 yaşında söz verdiği için hayatında ağzına bir kez bile içki ve sigara dokundurmamış bu adamın istikrarlı duruşunu takdir etmemek mümkün değil... Yıldız Kenter’den Haluk Bilginer’e ustaları sinemasına ikna etmiş, filmlerinin toplam gişesi 12 milyon seyirciye ulaşmış... Sette oyuncularına işinden başka bir düşüncesi olmadığını hissettiren bir yönetmen. Dünyalar güzeli bir eşi ve bir kızı da var şimdi...
Setimizin ilk günlerinde kendisine Hocam diye hitap eden oyuncuları duyduğumda şaşkınlığımı gizleyemedim ve sordum ”Sana hocam” mı diyorlar? “Vazgeçtiklerin kazandıklarını belirliyor. Setin son günlerine kadar gözlemle bakalım. Kapadokya dönüşü tekrar konuşuruz” dedi... 40 günümüz geçti “Vezir Parmağı” setinde.
O içini hep çırak tutmuş bir Hoca...

Haberin Devamı

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

TÜRKİYE HUZURA KAVUŞURSA MÜZİKAL YAPACAĞIM

◊ Şarkıcılığı bırakıp yönetmenliğe geçtin. Yönetmen olman toplumsal açıdan sınıf değiştirmene neden oldu mu?
- Bu ülkede artık zengin ve yoksul diye iki insan tipi yaşıyor. Para, mevki, makam insana sınıf değiştirme olanağı vermez. Ancak bilim, sanat, kültür ve eğitim alanında insanlar çoğaldıkça sınıflar oluşur.

◊ Prestij Müzik zamanından bugüne, kendine bakarsan ne söylersin?
- O günlerde başarıya odaklanmış hayatlarımız, umut dolu öykümüz vardı. Anadolu’dan gelen insanların tanınmak ve başarmak için çabaları, heyecanları vardı. Hem çok güzel, hem de ders alınması gereken günlerdi. Şimdi o günlere bakınca sadece şunu düşünüyorum.
Meğer değmeyecek birçok insan için ne çok çabalamışım, yorulmuşum. Bunun pişmanlığı var sadece. Vefasızlığın bu kadar yaşandığı başka bir dünya daha yok herhalde. Prestij günlerinden şimdiki sinemacı Mahsun’a bakışım sanıyorum şöyle olurdu. Mahsun Kırmızıgül’ün yapmış olduğu filmleri kıskanırdım. Hayranı olurdum. Her filmini sabırla bu kez ne yapacak diye bekler, başarısını alkışlardım. Çünkü ben başarılı her insanı kalben alkışlıyorum.

◊ 11 senedir şarkı söylemiyorsun. Dizilerde oynamıyorsun. Reklam filminde hiç oynamadın. Hiç mi özlemedin sahneyi, müziği, dizi oyunculuğunu?
- 2005 yılında sinemaya geçme kararım zorlu bir dönemin başlangıcıydı aslında. Keskin bir yol ayrımıydı o günler. “Şarkıcı, besteci, aranjör” kimliğimle bunca yıldır yurtiçi ve dışında büyük işler yaparken bir anda yüzümü sinemaya döndüm. İlk filmi yapma kararını aldığım o anı daha dün gibi hatırlıyorum. 2006 yılında Avrupa turnesindeydim. Belçika’dan Hollanda’ya doğru giderken kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim. O turneden sonra “Beyaz Melek” filminin çekimleri için start verdik. Müziği bırakmadım. Sadece uzaklaştım, ara verdim. Müziği de sahneyi de çok özledim. Türkiye eğer eski huzurlu günlerine kavuşursa, uzun zamandır üzerinde çalıştığım çok büyük ve çok farklı bir müzikal yapabilirim.

Haberin Devamı

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

◊ Sinemayla ilgilenmeye nasıl başladın? Yönetmenlik nereden geldi aklına?
- Sinemayla tanışmam, çocukluk yıllarıma dayanır. 1970’li yıllarda, Diyarbakır’ın yoksul semtlerinde yaşayan, yerinde durmayan çocuklardan biriydim. O yıllarda, mahallelinin yegane kültürel etkinliği de yazlık ve kışlık sinemalardı. Vefat eden sevgili abim Mahmut, sıkı bir sinema izleyicisiydi. Beni de hayatımda ilk kez o sinemaya götürdü. Beyazperdede izlediğim ilk film, Yılmaz Güney’in “Zavallılar” isimli filmi olmuştu. İzlediğim filmin üzerimdeki büyüleyici etkisinden günlerce çıkamamıştım. Fakirliğin hüküm sürdüğü o yıllarda mahalledeki bütün çocukların gösterime giren her yapımı tek tek izleme şansı olmadığından dolayı aralarında para toplayıp beni sinemaya yolluyorlardı. İyi bir anlatıcı olduğum için izlediğim filmleri arkadaşlarıma plan plan anlatıyordum. Sinema, toz toprak içinde yuvarlanıp gittiğim o yıllarda, kalbimde gitgide büyüttüğüm büyük bir aşka dönüşmüştü. Yıllar sonra dizi setleri ve televizyon programları, bazı kısmi denemeler, ardından müzik kliplerinin yönetmenliği, oyunculuğu derken nihayet 2007’de “Beyaz Melek” ile sinemaya merhaba dedim. Yönetmenlik kariyerimde “Beyaz Melek” filmime halkımızın gösterdiği yoğun ilgi ve destek, yeni filmler çekme imkanı sağladı.

Haberin Devamı

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu


◊ Neden sinema? Müzikte sana yetmeyen bir şeyler mi vardı?
- Müzikte yapabileceklerimin en iyisini yapmıştım. Beni tanımayan, sesimi bilmeyen kalmamıştı. Yaşadığım ülkede öykülerimi tüm insanlığa anlatabileceğim tek dünya sinemaydı. İnsanlığa ve çocuklarıma aileme bazı güzellikler bırakmak istiyorum. Yedinci sanatın benzersiz kudreti beni hep cezbediyordu. Sinema, “Kalıcı bir söz söylemek için” en ideal sanattı. Benim de belleğimde söyleyecek bazı sözler, yüreğimde dışarı taşmayı bekleyen duygular birikmişti. Şimdi milyonlar bu duyguları hissediyorlar.

100 FİLM YAPSAM SAHNEDEN KAZANDIĞIMI KAZANAMAM

◊ Filmlerinde Yıldız Kenter, Haluk Bilginer, Danny Glower, Talat Bulut gibi birçok usta isimle çalıştın. Nasıl ikna ediyorsun oyuncuları?
- Aslında bu soruya en iyi yanıtı filmlerimde oynayan ustalar verirdi. Usta oyuncular sadece senaryoya ve yönetmene bakarlar. Aslında “Beyaz Melek” filmini çektiğim günlerde sinema çevrelerinde, oynattığım değerli usta oyuncular için “Bunların çoğu ununu elemiş, eleğini asmış olan yaşlı tiyatrocular; bu kişilerden gişede hiçbir numara olmaz” diyenler çoğunluktaydı.
Film vizyona çıkıp başarıyı yakalayınca, aynı insanlar ağız değiştirerek bu kez akıl almaz bir “U dönüşü”ne imza atarak “Adam Türkiye’nin en saygın ustalarını bir araya toplayarak işini garantilemiş. Bu filmi böyle bir kadroyla kim çekse, zaten kesinlikle başarılı olurdu” demişlerdi.

◊ Bu süreçte yol arkadaşların kimler oldu?
- 23 yıldır yanımda Samsunlu arkadaşım, dostum Murat Tokat var. Sinemaya başladığımdan bugüne kadar Ali Sürmeli ve Erol Demiröz, Cezmi Baskın, Zafer Ergin, Altan Erkekli, Suna Selen, Yıldız Kenter, Cihat Tamer ve daha birçok sinemacı dostum, ailem ve sevenlerim var. Bu insanlar “Beyaz Melek” filminden bugüne kadar hep yanımda oldular. Beni yalnız bırakmadıklarından dolayı onlara teşekkür ederim. Bazı dost ve arkadaş bildiklerimde zor günlerimde ilk sapakta kaçtılar. Eee hayat bu...

Haberin Devamı

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu


◊ Sinemadan para kazanabiliyor musun?
- 100 film yapsam, müzikten, dizilerden, sahneden kazandığımı hiçbir zaman kazanamam. Son 11 yılda çok büyük paralar kazanma şansım vardı. Ve hâlâ bu büyük teklifler önümde duruyorken, ben yüreğimin götürdüğü yerdeyim. Aslında bankalarda yüklü hesaplarım, birden çok evlerim, işyerlerim, yatlarım, uçağım, yazlıklarım olabilir son derece lüks bir hayat yaşayabilirdim.
Bense tüm maddiyatı elimin tersiyle ittim. Televizyon dizilerinin başrollerinde oynarken aldığım aylık ücret, kıdemli bir işçi ya da memurun neredeyse emekliliği dahil kazandığı paraya eşdeğerdi.
Bütün bu işleri aynı anda yürütebilecek sağlığım, enerjim ve yetenek potansiyelim yok muydu? Vardı ama ben kendimi bütünüyle adadığım sinemaya olan saygımdan dolayı işime odaklandım.
İnsanların beni “Biraz şarkıcı-türkücü, biraz besteci, biraz yönetmen, biraz dizi-film oyuncusu, reklam yüzü, biraz sinema filmi oyuncusu, biraz senarist Mahsun” olarak değil, bundan böyle net bir biçimde “Sinemacı Mahsun Kırmızıgül” olarak akıllarına kazımalarını istedim. İnandığım yolda kararlılıkla ilerlerken, bana aptallık ediyorsun, diyenler oldu, sıcak parayı kaçırma diyenler oldu. Ben iki işi, üç işi aynı anda yapmam.
Ben sinema için hem maddiyatı, hem milyonların alkışlarını, hem de halkın ilgisini arkamda bıraktım.

Haberin Devamı

MÜZİĞE OLAN ÖZLEMİMİ FİLMLERİMLE GİDERİYORUM

◊ Film yapmak için kendi cebinden mi harcıyorsun yoksa devletten destek alıyor musun?
- Hiçbir filmim için Kültür Bakanlığı’na başvurmadım. Devletin kapısında film çekmek için el etek öpmedim. Aksine filmlerimle Kültür Bakanlığı’na hatrı sayılır paralar kazandırdım. Boyut Film, çektiğim tüm filmler için bankalardan faizle krediler alarak bana o filmleri yaptırdı.

◊ Sinema mı yoksa müzik mi daha ağır basıyor?
- Senaryo yazmanın yaratıcılığı, çekim süreci ve sizin can verdiğiniz karakterlerin perdede hayat bulması insanda çok başka bir tat bırakıyor. Romanlardaki karakterleri yazan ve o dünyayı yaratan yazardır. Sinemada yazılan senaryolar ise romanların biraz daha ötesinde görüntü ile gerçeğe dönüşüyor. Bu da sinemayı vazgeçilmez kılıyor. Beni buralara taşıyan ciddi bir müzik kitlemin olduğunu biliyorum. Şu an müzikle ilgili özlemimi, filmlerime müzik yaparak gidermeye çalışıyorum.

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

FİLMLERİMLE DOĞU İLE BATI ARASINDA KÖPRÜ KURUYORUM

◊ “Hepimiz Kardeşiz” diye unutulmaz bir kardeşlik türküsü yaptın. Fakat kimliğin ve ideolojin yüzünden neredeyse her dönem eleştirildin. Bu ülkeye huzur nasıl gelir?
- Ben 20 yıl boyunca olağan üstü hâl bölgesinde silahların gölgesinde Diyarbakır’da büyüdüm. “Doğulu” olmanın bedelini hayatımın neredeyse her döneminde o aşağılayıcı sözlere ve bakışlara, gözlerimi, kulaklarımı tıkadım. İnadına okudum.
Yıllar yılı daima “kardeşlik”ten, “barış”tan söz ettim şarkılarımda, türkülerimde ve sinema filmlerimde…
Batı ile Doğu arasında filmlerimle bir gönül köprüsü kurduğuma inanıyorum. Bu ülkede 100 yıldır dili, kültürü, müziği yasaklanan ve aynı kimliği taşıyan kendi insanlarını hep öteki gören bir gurup insan var. Mezhebi farklı diye dışlanan insanlar var.
Başörtüsü taktığından dolayı hor görülen insanlar var. Cinsiyetinden dolayı öldürülen şiddet gören insanlar var.
Farklı dine mensup insanların aramızda olmalarını istemeyenler var.
Maalesef bu ülkede coğrafya kaderiniz olmuşsa ağzınızla kuş tutsanız bile, bazı insanların kötü muamelesinden kaçamıyorsunuz. Huzur nasıl gelir biliyor musun?
Huzur kalbin temizliği ile gelir. Bu kin duvarları yıkılmadıkça, empati kurulmadıkça, bireyler kendi ülkesinde yaşayan insanları içten sevmedikçe, başka ülkelerin çocuklarına ağlarken kendi ülkesinin çocuklarına ağlamadıkça, kendi yaşadığı her türlü özgürlükleri başka insanların yaşamasına razı olmadıkça, bu ülkeye huzur zor gelir. Huzur, adaletin ve hukukun sağlanması ile gelir. Yüreklerden kin ve nefretleri bir kenara koyarsak, huzur o zaman gelir. Kardeşlik Türküsü’nü söyleyeli 22 yıl olmuş. Değişen hiçbir şeyin olmaması çok acı.
Ama ben ölünceye kadar hep insanların birlik ve beraberliğinden yana olacağım. Bu ülkenin Suriye, Libya, Irak olmaması için tam aksine bu ülkenin uygar, çağdaş ve refah dolu bir ülke olması için kendimce elimden gelenin en iyisini yapacağım.

◊ Sen o şarkıyı yaptığın yıldan bugüne baktığında şarkının yerini bulduğunu düşünüyor musun?
- Keşke herkes kardeşlik üzerine barış üzerine türküler söyleyebilse. Hâlâ o türküye ihtiyaç varsa demek ki durum çok vahim hale gelmiş. Umarım bütün insanlar akıllarını başlarına alırlar. Bu ülke bizim başka gidecek yerimiz yok. Şiddet söylemleri ile hiçbir yere varamayız.

◊ Ne üzüyor seni Türkiye’de?
- Her gün daha fazla belirginleşen gelir dağılımındaki eşitsizlik üzüyor beni. Babalarının ve annelerinin cenazelerine sarılan yetim çocuklar üzüyor beni. Haksızlığa uğramış olan insanların feryatları üzüyor beni. Genç yaşta şehit düşenler üzüyor beni.
Kendi yaşam tarzlarını başka insanlara zorla dayatanlar üzüyor beni. Kendi kurguladıkları bağnaz bir yaşamın figüranı olmamızı isteyen her kim varsa üzüyor beni. Bu ülkenin çağdaş ve demokratik bir ülke olmasını istemeyenler üzüyor beni.
Aydınlıklardan, karanlıkların içine, bizi kör kuyulara atmak isteyenler üzüyor beni. En çok da insanların çaresizliği ve yarına dair umutlarının azalıyor olması üzüyor beni.

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

AYRIŞTIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİYİM

◊ Son zamanlarda seninle kimler uğraşıyor?
- Benimle kimlerin, hangi nedenden dolayı uğraştığını ve bu iftiraları nasıl kurguladıklarını günü geldiğinde bir bir anlatacağım. Bu kötülüğü yapanlara “Yıkılmadım Ayaktayım” isimli eseri ithaf ediyorum. 11 yıldır müzik, sahne, dizi oyunculuğu yapmayarak 50 - 60 milyon dolar gibi çok büyük paraları elimin tersiyle ittim.
Benim sinemamı cemaatlere, tarikatlara, örgütlere bağlayanlar ahlaksız ve şerefsizdirler. Doğruluk pazarında yalanın da satıldığı şu fani dünyadan göçüp gideceğim sayılı günlerde, kendine erkek diyenlerin kahpe olduklarını görmek de varmış kaderde.
Benim 64 oyuncuma ve 1500 kişilik ekibime PKK’nın kadrosu diyebilecek kadar alçalanlar şerefsizdir, namusuzdur. Bu ülkede yaşayan herkes bilsin; benim savaşlara, ölümlere ve her türlü zulme karşı birlik ve beraberlikten yana, barıştan yana olduğumu herkes biliyor. Ve bu ülkenin birlik ve beraberliğine zarar vermek isteyen, insan öldüren, ister IŞİD, ister FETÖ, ister PKK, isterse allame-i cihan olsun her zaman lanetledim ve lanetliyorum. Ben bir sanatçıyım ve bir yönetmenim. Haksızlığa uğramış, ötekileştirilmiş insanların hayatlarını, acı çeken yoksul halkın öykülerini, kadim Anadolu’nun hikayelerini, sosyal olayları içinde barındıran meseleleri beyazperdeye taşıyan bir yönetmenim.
Ayrıştıran ve ötekileştiren değil birleştiren bir sinemacıyım. İnsanlarımızın ölmediği, anaların yas tutmadığı, yetim çocukların ağlamadığı günler diliyorum. Bugünlerde kalbimde kapanması zor yaralar açtılar. Bana bu iftiraları atanları Allah’a havale ediyorum.

KALBİMDEKİ YARALARI ELLERİMLE DİKTİM

◊ Aileni basından uzak tutuyorsun... Oğlun Mahmut ne yapıyor?
- Oğlum ve ailemin, herkesin gözleri önünde bir hayat yaşamalarını hiçbir zaman istemem. Ailem benim için çok değerli ve özel. Mahmut, şu an Los Angeles’ta dünyanın en iyi beş üniversitesinden birinde sinema okuyor. O okulun sinema bölümünü kazanmış ülkemizden bir tek Mahmut var. Onunla gurur duyuyorum.

◊ 22 sene sonra ikinci kez baba oldun. Bu, ailene daha bilinçli ve farklı bakmanı sağladı mı?
- Eşim ve sekiz aylık kızımla çok mutluyum. Uzun bir zamandan sonra baba olmanın heyecanını yaşıyorum. Kızımın gözlerine her baktığımda; keşke dünyadaki bütün çocuklar güvende olsalar. Huzurlu ve mutlu olsalar, hiç ağlamasalar, aç kalmasalar, üşümeseler diye yüzlerce cümle geçiyor içimden. Anamın, oğlumun, kızımın ve eşimin gözlerine bakınca her seferinde nedenini bilemediğim bir his kaplar bedenimi. Burnum sızlar, gözlerim dolar. Kimseler bilemez kırgınlığımı, hüznümü, yorgunluğumu, sessizliğimi. Ben kalbimdeki bütün yaraları hep ellerimle kendim diktim. Onun için bazen yanımda olanlarda dahil beni anlayamaz bilemez. İnsanlar ve hayat yordu beni. Belki çok duygusalım belki çok ince düşünüyorum. Ama ne yazık ki ben böyle duygusal bir adamım.

Yazarın Tüm Yazıları