"Ayhan Sicimoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayhan Sicimoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayhan Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu

Etna eteklerinde Akdeniz bereketi

25 Şubat 2018

Aslında Catania’yı ve halkını çok seviyorum da, esas hastası olduğum 'Balık Pazarı'.  Denize yakın eski Roma kemerlerinden gireceğiniz. 'Alonzo di Benedetto' meydanında. Çığırkanları, rengârenk balık ve insan yumağı ile müthiş bir manzara... Su geçiren ayakkabı, spor ayakkabısı, sandaletler, falan giymeyin sakın. Pantolon paçalarınız da uzun olmasın hatta varsa lastik çizme giymelisiniz.

En son gittiğimde gezici bir bando bile vardı. Herkes bir ağızdan şarkılar söylüyor, balıkçılar, madrabazlar (çığırtkanlar), kokular ve renkler sarmaş dolaştı İtalya’nın en büyük balık pazarında...



Yazının devamı...

Sanayi de yaparım, güzel şehir de...

12 Şubat 2018

Torino, bana lezzetli bir sürpriz oldu. 25-30 sene evvel gitmişim, şöyle ki; Milano’dan, Fransa’nın Nice kentine arabayla ile giderken, yol Torino’dan geçiyor. "Bir öğle yemeği yiyelim" dedik ve otoyoldan çıktık. Şehir merkezinde bir yemek molası verdik. Yemek esaslıydı hatırlıyorum ama şehir, daha önce Roma’da yaşayan biri olarak bana biraz durgun gelmişti. İlk intiba biraz soğuk, gri ve dumanlı bir endüstri şehri. İtalya’nın otomobil devi Fiat ve yan kuruluşlarının merkezi bir fabrika kenti.

Bu gidişimde ise; ilk önce kendime kızdım, neden önyargılı bir adam oldum, o sandığım şehir değilmiş meğerse, ayrıca dediklerine göre son 20 senede çok şey değişmiş. Gerek otomobil endüstrisi merkezi olması, gerekse İtalya’nın ilk başkenti olması nedeni ile “Aaaa İtalya’nın Bursa’sı burası” dedim, ama heyhat; Bursa çarpık kentleşme, hava kirliliği ile dünya liderlerinden oldu. Kaybolmuş mahalleleri, romantik sarmaşıklı Osmanlı binaları, kaplıca otelleri, iskenderi, kestane şekerleri ile sadece çocukluk rüyalarımızda kalmış, Bursa’nın sanayi dumanlı havası gibi puslu… Yeşil Bursa artık yok, gri Bursa var. Bursalılar bana gücenmesin, “Var efendim” demesinler, bunların hiçbirisi yok. O kebabın kuzusu artık Uludağ’da otlamıyor, kebabın yanında içtiğimiz şıra ise şekerli ve boyalı su olmuş. Kestane ağaçları da mobilya olmuş. Çocukluğumuzda yayla gibi geniş cafcaflı Amerikan arabalarına doluşup İstanbul’dan bebe şebe gittiğimiz, Müşerref yengemin doğal sıcak sulu havuzuna zorla soktuğu, 'Art Deco' mimarili Çelik Palas Oteli’ne ne oldu bilmem, sormaya da korkuyorum. İtalya’nın Bursa’sı Torino’ya gelince;

Dünya’nın en önemli “Mısır Medeniyetleri Müzesi” bu kentte. “Nasıl yani” mi? Osmanlı’ya başkaldıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı anacağız.

Torino şehri bir kültür ve gastronomi şehri. Çarşı pazarı gezdim, güzel mekanlarda güzel yemekler yedim. Piemonte bölgesi, 41 Michelin yıldızlı lokantası ile İtalya’nın gastronomi şampiyonu.

Müthiş bir sinema müzesi yapmışlar. Roma’dan evvel İtalya’nın sinema endüstrisi bu şehirde imiş.

Yazının devamı...

Karayipler’de Nakşidil Sultan’ın izinde - 2

4 Şubat 2018

“Gene bizim Marco, çeribaşı... Bir telefon; “Müthiş bir ekip kurdum ve güzel bir katamaran da kiraladım, haydi Guadaloupe’ta buluşuyoruz!” Beş arkadaş Fransız sömürgelerinden Guadaloupe Adası'ndan (Karayipler’de 'Kelebek Ada' olarak anılır) bir yelkenli ile yola çıktık. Güneye doğru, Les Saintes (Azizler Adası), Maria Galante, unutulmaz Dominica ve muhteşem Martinique Adası rotasını tamamladık. Bir rivayete göre, Osmanlı’nın devrimci valide sultanı Nakşidil Sultan’ın memleketidir bu Martinique Adası. Sekiz yaşında, saray görgüsü vs öğrenmesi için kendisi de Martiniqueli olan kuzeni ve Napolyon’un eşi İmparatoriçe Josephine’nin yanına yollanmış. Dönüşte, Kuzey Afrikalı korsanlar tarafından kaçırılmış ve bir şekilde sekiz yaşında İstanbul Topkapı Sarayı’nda bulmuş kendini.

Not: Bu olay birçok tarihçi tarafından onaylanmamıştır. Sadece bir tevâtür (söylenti) olarak kabul edilir.

Ada güneyinde 'La Pagerie' (Maison Familiale de l'Impératrice Joséphine) 'İmparatoriçe Josefin’in Aile Evi Müzesi'ne gittik. Siyahi kibar müze görevlisi Hanımefendi’ye "Josephine’nin kuzeni Aimée Du Duc de Rivéry de burada mı büyümüş?” dedim. Cevap ise dudağımı uçuklattı, “Aaa Osmanlı Kraliçesi Valide Sultan’dan mı bahsediyorsunuz? Esas aile reisi Aimée’nin babası. Onun malikânesi kuzeyde, burası küçük kardeşinin daha mütevazı evi.”

Ertesi gün çok güzel ve manzaralı yollardan 150 km. adanın kuzeydoğusuna kadar ulaştım. Bir süre sonra yol, toprak olacak ve arabayı yol kenarına bir ağacın altına park edeceğim. İn ve cinlerin top oynadığı ovalar ve tepelerden denize doğru ineceğim.  Çok sihirli bir mekâna ulaşacağım.



Yazının devamı...

Karayipler’de Nakşidil Sultan’ın izinde

29 Ocak 2018

İlk üç saat motorlar yardımı ile yol alıyoruz. Ada uzaktan kaybolmaya yüz tutu. Karayipler'in egzantirik Dominica Adası’nın hala faal olan 'Morne Diabloten' (Şeytan dağları) buharlı tepesi ufuk çizgisine usulca gömülüyor. Adalar arası kanala gelince güzel apaz esmeye başladı. Yelkenleri fora ettik ve motor homurtusunu susturduk.



Sadece su hışırtısı ve İtalyanlardan heyecanlı tartışma sesleri geliyor. Dümendeyim, ekip öğle yemeği hazırlıklarına başladı bile. İtalyan millet, illaki her Allah'ın günü en az bir öğün makarna yemeli. Hangi tip makarnayı, hangi sosla yiyelim kavgasını kulak ucu ile dinliyorum.


Yazının devamı...

Tadı Damağımda Kalanlar 2: ‘Karayip Korsanları’ gibi ama hazine değil huzur peşinde...

24 Ocak 2018

Gene bizim Marco çeribaşı... Bir telefon, “Müthiş bir ekip kurdum ve güzel bir katamaran da kiraladım haydi 'Guadaloupe'ta buluşuyoruz”. Fransız sömürgesi ama Schengen vizesi yetersiz, Fransız konsolosluğundan ayrı bir 'Okyanus Ötesi' vizesi almam gerekiyor. İki gün sonra vizemi aldım ve Air France’ın Paris aktarmalı konforlu uçaklarının koltuğuna gömüldüm.



Tüm ekip Guadalupe’de bir katamaran güvertesinde buluştuk. Her ne kadar bir yelkenci olarak, katamaran yerine 'Single Hull' tek gövdeli yelkenlileri tercih etsem de, bu katamaranlar düşük su kesimi nedeni ile Karayip koylarını çepeçevre saran mercan kayalıkları arasından kolay geçiş sağlıyor, hatta demir atma yerine baştan kara gümüş kumlara kadar girip saplanabiliyorsunuz. 10 gün boyunca, sırası ile:


Yazının devamı...

Çılgın top modelle yelkenlide baş başa

16 Ocak 2018

Lago Maggiore’de Yelken

Değil Milano’nun, İtalya’nın belki de en çılgın kızı Beatrice Rock aynı zamanda zamanın top modellerinden idi. Ama podyum dışında tanıyamazdınız, sanki ayrı bir insan. İşini hiç sevmez, hatta belki biraz yaptığı işten utanırdı. Defile sonu hemen ağır makyajını siler, basit bir entari üzerine geçirir, topuksuz ayakkabıları ayağında, bir erkek gibi sağa sola küfrederek üzeri çiçekli boyalı ‘Duex Chevaux’ van tipi arabasını deli gibi Milano’nun dar sokaklarında sürerdi. Günlerden bir gün bana, “Babamın çoktan beri kullanmadığı ufacık bir yelkenlisi var, Lago Maggiore’de demirli, sen de yelkencisin haydi İtalya’dan İsviçre’ye yelken seyahati yapalım” dedi. Hayda! Kayseri’ye gemi ile gitmek gibi bir şey oldu bu iş…

Lago Maggiore, Kuzey İtalya’nın Alp dağları arasına bir dantel gibi sıkışmış buzul gölü. Bir ucu Kuzey İtalya’da diğer ucu ise İsviçre’de. 70 km uzunluğunda geniş bir nehir gibi olan bu eşsiz göl bahçeleri ve villaları ile ünlü. Isola Madere, Isola Bella, Isola di Brissagio adalarını görmeniz gerekir. Gözlerimin gördüğü en ihtişamlı ve romantik oteller bu göl kıyısındadır.



Yazının devamı...

Dünya kazan ben kepçe, darısı 2018’e

3 Ocak 2018

Ocak: Atina

İşte böyle sevgili dostlar, kısa bir Atina macerasında hasbel kader 'POLITES'ler ile tanıştık. POLITES büyük harf ile yazılınca İstanbullu Rum anlamına geliyor. Yani “Şehirli”. Elisavet’in dediği gibi, “Bizler kendimize daha çok ‘Polites’ diyoruz. Ben kendimi böyle tanımlıyorum. Çünkü bize göre dünyada bir şehir var, neresi onu da siz düşünün!’’

Akşama daha evvel sorup soruşturduğumuz ve kısa bir haberleşme yaptığımız 'Deniz Meze'ye gideceğiz. Hakikaten küçük dünya ve büyük tesadüfler. Deniz mezenin rakı göbekli sahibi Tassos Yeniköy’lü çıktı. Otuz sene evvelin İstanbul’unda şimdiki gibi adım başı Boğaz balık lokantaları yok, Yeniköy’de Aleko’nun yeri dediğimiz Deniz Parkı’na rakı/balığa gider idik. “Deniz Parkı ile bir ilişkiniz var mı?” diye sordum. “Evet babam Aleko’nun ortağıydı ama onu göremezdiniz çünkü devamlı mutfaktaydı” demez mi..

Angeliki, bendeniz ve TassosKalamar almaya Kumkapılı Kostas’a gittik. Kostas’ın 2.10 metre boyu ile eski basketbol oyuncusu oğlu Türkçe pek bilmiyor ama karısı, ne İstanbul’u unutmuş ne de Türkçe’yi. Koyu muhabet arası iri bir kalamar seçtik, hatıra fotoğrafları çektik ve devam ettik.

Kosta’ın oğlu ve karısı, ben, Kostas, Angeliki ve Tassos

Hemen dükkanın yanındaki mücevherci Yorgo Antonyadis Burgazlı. Gene koyu bir muhabbete daldık ve sonu Yorgo’nun karısı Silva’nın gözyaşları ile noktalandı. Buğulu gözler ile dükkandan ayrıldık.

Yazının devamı...

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde

11 Aralık 2017

Hüseyin Alhatoğlu’nun dedeleri ta Osmanlı zamanı Konya Karaman’dan gelip, Akhisar’a  yerleşip, tütün yetiştirmeye başlamışlar. Zamanla büyük arazi sahibi olmuşlar. Gel zaman git zaman, tütün işi bu toprakları terk etmeye başlamış. Tarlalar boşalmış. Baba Alhat sık sık İstanbul’a iş sehayatlerine gidiyor. Her seyahatte Yalova’da vapur beklerken nefis zeytinyağlı yemekler ve birbirinden lezzetli nefis zeytinler tadıyor. Bu toprakların insanı zeytin sever ve her gün zeytini kahvaltı sofrasından eksik etmez. Yalova’da zeytin işini bir gayrimüslüm levanten yapıyor. Baba adamı görmeye gider, “Bir kamyon fide versen de topraklarımıza eksek” der. Levanten işine aşık ve fideleri çocukları gibi. “Olmaz siz oralarda fideleri öldürürsünüz, bizim buranın fideleri sizin topraklarınızı sevmez” der. Baba yalvar yakar ama Levanten Nuh diyor da peygamber demiyor.

1600 yaşında olduğu iddia edilen zeytin ağacı, bu toprakların tütün ekimine dönmeden seneler evvel zeytin ve zeytinyağı ülkesi olduğunun kanıtıdır.

İstanbul dönüşü gene uğruyor, zeytinlerinden bir teneke evine alıyor, afiyetle aile her sabah yiyorlar, kafayı takmıştır bir kere. Gel zaman git zaman, her İstanbul seferinde adama uğramaya başlıyor. Gemlik’li de babanın bu kararlı tavrı ve vazgeçmediği ısrar nedeni babaya karşı bir sempati uyanmaya başlamış olmalı ki, nihayet: “Hadi yolla bakalım kamyonetini, bir kamyonet fide vereyim tutturabilirsen devam ederiz” der. Tutmak ne demek, fidanlar yeni topraklarını çok seviyorlar ve fışkırıyorlar adeta. İşte böyle başlar Akhisar’ın zeytin hikayesi. Şimdilerde Mustafa ve Alper Alhat Kardeşler yörenin en büyük üreticileri ve artık kaliteli sızma zeytinyağı imalatında da söz sahibi olmak istiyorlar. 

Akhisar’a 'Dünya Zeytin Günleri'  nedeni ile tasarlanan festival için davet edildim. Kameramanlarını da yanıma aldım. Son derece samimi bir ortamda geçti festival. İzmir havaalanından 80 km kuzeye doğru Akhisar. Yapı olarak maalesef çok göz alıcı olmamakla beraber insanları sıcakkanlı ve kucaklayıcı. Eski Roma şehri tamamen yeni yapılar altında kalmış. Sabah erken kalkım. Zeytinyağı müzesinde bana özel bir kahvaltı hazırlanmış. Lafı kim icat etti bilmiyorum ama 'Serpme Kahvaltı' bu mu acaba. Benim gibi minik kahvaltıcılar için çok fazla zengin bir masa. Ama ben halk kahvaltısı istiyorum. Son zamanda Urfa’da ciğer, Vietnam’da pirinç unu makarnalı et suyunda karides ile kahvaltı yapan biri olarak millet ne yiyorsa ondan istiyorum. Pideli paça çorbası içilirmiş meğerse. Ağzımızdan çıktı bir kere geri dönüş yok. Ve sayın okuyucular hayatımda içtiğim en güzel çorbalardan birisi ile karşılaştım Öğlesine bir lezzet ki, bir kısa şiir bile yazdım.



Yazının devamı...
Ayhan Sicimoğlu Kimdir?

Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat’ devri sona erdi! Hurriyet.com.tr Seyahat yazarları dünyayı geziyor… Gördüklerini, yiyip içtiklerini, yaşadıkları tüm maceraları A’dan Z’ye artık burada yazıyor…