"Ayhan Sicimoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayhan Sicimoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayhan Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu

Kebabın adı şeftali, ne olacak bu Kıprıs’ın hali?

7 Mart 2017

Rahat ve nispeten geniş bir yolda lüks bir 'Jeep' ile yol alıyoruz. Dışarısı alışagelmedik derecede soğuk ve rüzgarlı. Arada bir yüzünü gösteren güneş tanrısı 'Helios' olmasa kemiklerimize kadar titeyeceğiz. 'Dostlar acı söyler' deyimi arkasına sığınarak yazıma acı başlayayım: Yollar bakımlı ama cevresi fazla bakımdı değil. Çöpler yerlerde, plastik torbalar çalılara takılmış yılbaşı süsü gibi. Sırf betonarmesi tamamlanmış, büyük ihtimal yeterince satılmadan müteahhitin parası bitmiş ve hiç oturulmayan ve belki de hiç oturulamayacak hayalet 'site'ler.  Deniz şeridine asker nizamı dizilmiş 'villa' lar. İşte bu çirkin resmi geçit ile başladık gezimize.

Beyefendi sağımda otoyu kullanıyor. Trafik soldan, otoların direksiyoları sağda. İngiltere gibi. Yüzyıllar boyu değişik medeniyetlere ev sahibi olmuş bu topraklarda, değişik ve bol baharatlı bir sebze çorbası bu “Kıprıs” (Kıbrıs bu şekilde telaffuz ediliyor). Çok sempatik bu lehçede sık sık Yunanca ve  İngilizce kelimeler de duyuluyor. Soruyorum: “Sizce Rumlar ile anlaşma olmalı mı?” Direksiyonda oturan evin bey’i , “Hayır, çünkü Rum’a hiç güvenmem, tarih bunu bir çok kez isbat etti” diyor. Arka koltukta oturan, ama belli ki evde ön koltukta oturan evin hanımı ise, “Anlaşma olmalı, hem de bir an evvel sağlanmalı” diyor, ardından da hemen ilave ediyor, “ama kocamın fikirlerine de saygılıyım”. İşte tam böyle bir çıkmazda bu konu. Annan planları ile tam çözüme yaklaşılmış ve halk oylamasında  Türk tarafı anlaşmayı yüzde 64.91 kabul etmiş iken, Rumlar’ın yüzde 75,38'i kabul planı etmemiş. Beyefendi son noktayı koyuyor. “Rumlar bizleri ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğü müddetçe barış ve anlaşma sağlanması imkansız. Bizler artık Rum’la bereber oturamayık”

 

Kıbrıs’ın Lüks Otellerinde Uçak Biletleri Dâhil Full Paket Tatil fırsatları İçin Tıkla


'Yavru Vatan' bir üvey yavrumu acaba diye düşünüyorum. Bir düzensizlik ve bakımsızlık hemen göze çarpıyor. Mağusa’da (Magosa) kat sınırlaması yokmuş? Tozlu asfalt yollar, düzensiz ve kırık taşlı kaldırımlar, arka arkaya düzensiz dikilmiş rengarenk şekilsiz binalar, kırık dökük, harfleri düşmüş tabelalar, kaldırımlarda park etmiş tozlu otolar arasında, kirli vitrinli dükkanlar, ucuz oteller ile düzensiz ve bakımsız bir şehir olmuş güzelim tarihi şehir. Girne pek de geri kalmıyor. Şöminelik dediğim va hala nasıl su üstünde yüzdüğünü anlamadığım ve sanırım bu limanı hiç terk etmeyecek olan ahşap guletler, ucuz ve boş masalı pasaklı lokantalar ve bu lokantalarda çalışan kara derili, Afrikalı, Nepal’li garsonlar. Tüm bunlar tamir edebilir fakat tedavi edilemeyecek olan olan hastalık Türkiye’yi saran çarpık beton yapılaşma hastalığı ve tabi buna izin veren kanunlar ve müeyyideleri. Hangi mimarın kaleminden çıktığı belli olmayan bu yapılar her yeri kaplamış. Öbek öbek asker gibi dizilmiş bu yapıların insan ruhuna zararlı olduğunu hissediyorum. En azından benim ruhuma zararlı.

Yazının devamı...

İstanbul’da yeraltından notlar

28 Şubat 2017

Bu tılsımlı şehrin, dünyanın en zengin, en çok kuşatma görmüş en dayanıklı şehir olduğunu düşünün. Bu şehrin su kaynaklarının olmadığını düşünün. Uygun hızı sağlayan bir eğim ile suların devamlı akıtıldığı toplam 250 kilometre uzunluğunda su kanalları ve bentler düşünün. Bu şehre hergün tonlarca su toplandığını düşünün… Bir teoriye göre mahzenlerinde bir yıl yetecek su depolarmış eski İstanbul... Kuşatma altında bir şehrin can damarı tabiki su yolları; kuşatanın ilk işi onları kesmek olacaktır. Aylarca sürecek bir kuşatmada en önemli ihtiyaç maddesi ise tabiki de su... İstanbul’da surlar içerisinde tarım ve hayvancılık da yapılırmış. Suyu depolamak için İstanbul’da yer  altında takribi 200 sarnıç yapılmış ve günümüzde bunların 150 küsur adedi kayıt altına alınmış. Geçenlerde Istanbul'da yer altında, rehber Şerif Yenen ve Bizans Sarnıçları hakkında doktora tezi yazmış Arkeolog Dr. Kerim Altuğ ile iki gün gezdim. Sırası ile:

-Nakkaş Halıcılık altındaki sarnıç ve sergi
-Terzioğlu Halıcılık bodrumunda yemekhane
-Binbirdirek Sarnıcı
-Kirkit Halı altında Ayazma ve Kilise
-Başdoğan Café altında Saray kalıntıları
-Yerebatan Sarayı

Yazının devamı...

‘Hoş geldinginiiiz, evveldeng geldingiz’ / Kıbrıs gezi rehberi

16 Şubat 2017

Anadolu’yu Silifke üstünden terk edip altınızda mavi pırıltıyı gördüğünüz an Ercan’a doğru inişe geçiyorsunuz. Havaalanı eski Yeşilçam tarzı; Terminale yürüyerek gidiliyor. Aslında bu kısmı çok sevdim, hafif bir nostalji ürpertisi. Kendinizi bir an siyah-beyaz, Avrupa’dan dönen Göksel Arsoy gibi hissedebilirsiniz. Pasaport kuyruğunda Schengen ve genelde uzun kuyruklar oluşturan, biraz aşağılayıcı ‘Diğerleri’ ayrımı burada yok nihayet. Çok da beklemiyorsunuz...

Kıbrıs’ta Nerede Tatil Yapılır?

Birazdan Kıbrıs aksanının tuhaf samimiyetini tadacaksınız. Pasaport polisi “Hoş geldinginiiiz, evveldeng geldingiz” diyor. Soru takıları yok, cümleleri soru haline cümle sonlarındaki melodik vurgularla getiriyorlar, acaba Rumcadan kalan bir miras mı?  “Nasılsın” denmiyor, “Napang” deniyor. Cevap ise, kısa ve net: “İii sen napang”... 

Kıbrıs yavru vatan mı üvey evlat mı?

Havaalanından, akşam müzik yapacağımız ‘Ambiance Restaurant’a doğru İngilizlerden miras kalmış soldan trafikte yol alırken, yolların düzenli ama çevresinin bakımsız ve çöplerle dolu olduğunu görüyorum. Şoförüm bu çöplerin eskiden olmadığını ancak Türkiye’den akın gelen yeni göçle başladığını, utanarak izah ederken Rum tarafında ise tabelaların yol kenarına çöp atmanın 860 euro cezasını ikaz ettiğini ilave ediyor. Yeni ve çirkin yapılaşma maalesef artık bize pek yabancı değil, üzülerek bir veba salgını gibi buraya da sirayet ettiğini müşahede ediyorum. Çok güzel bir ada aslında bu yavru vatan... Ama bir an, “Üvey evlat muamelesi mi görüyor acaba” diye kendimi de sorguluyorum. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için haklı ve yerinde bir karar olan zamanın kara harekatı, zorunlu bir zafer olsa da yine; “Kendimizi iyi anlatamama ve tanıtamama” gibi geleneksel hastalığımız nedeniyle masa başı diplomasisinde bir türlü zafer sağlanamamış. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, dünyada sadece Türkiye Cumhuriyeti tanıyor. Diğer devletlere ve Birleşmiş Milletler’e göre ise, maalesef sadece ‘İşgal Edilmiş Topraklar’. 

Saatlerce dans 

Yazının devamı...

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

10 Şubat 2017

Pazar günü geldiğimde “Brunch” bitmek üzereydi ve hemen katıldım. Selamlaşmalar, bizim usul kucaklaşmalardan sonra hemen güzel bir servis ‘Eggs Benedict’ (Kızarmış ekmek üzerine poşe yumurta, jambon ve özel sosuyla) sundular. Pazar günlerinin canlı caz müziği de garnitur olsun. Bir an bana New York’u hatırlattı… Afiyetle hoşbulduk Atina’ya. (www.citycircus.com)

Artemis ve Krisa, Zampano’nun aşçıları. Kızlar eski geleneksel yemekleri yeni bir anlayış ile sunuyorlar. Mesala “Keftedakia”, bizim bildiğimiz kuru köfteyi minik hamburgerler gibi hazırlama ve süzme yogurt yatağı üzerinde servis etme gibi. Pide yerine de baharat ile fırınlanmış ince pideler. Kızlarla alışverişe çıktık. İlk durağımız “Varvakios Agora” balık pazarının içinden geçerek vardığımız, “Kasapi” çarşısı (kasaplar). Balık pazarı, pırıl pırıl balıklar ve devamlı balıklara su serpen tenor çığırtkanlar ile bizdekinden pek farklı olmayan bir balık pazarı. Tazgahlardaki etiketler de aynı: kefalos, skorpidi, melanouri, sargos, savraki, tsipoura, zargana, htapodi, sardela, synagrida, kolios, palamida, barbounia ve kalamari gibi…

Atina ve Yunanistan Turu Fırsatları İçin Tıklayın




Köftelik dana kıymamızı, kızların favori “kasapi”sinde çektirdik. Galetamızı, kırmızı dolmalık biberlerimizi ve soğanımızı aldık ve yola koyulduk. Öğle yemeğimizi kendimiz hazırladık. Akşam yemeğine midede yer kalmadı darken, Bir SMS mesajı geldi...


Yazının devamı...

Afiyetle hoş bulduk Atina’ya…

9 Şubat 2017

Artemis ve Krisa, Zampano’nun aşçıları... Kızlar eski geleneksel yemekleri yeni bir anlayışla sunuyorlar. Mesala ‘Keftedakia’, bizim bildiğimiz kuru köfteyi minik hamburgerler gibi hazırlama ve süzme yoğurt yatağı üzerinde servis etme gibi... Pide yerine de baharatla fırınlanmış ince pideler. Kızlarla alışverişe çıktık.

İlk durağımız ‘Varvakios Agora’ balık pazarının içinden geçerek vardığımız, ‘Kasapi’ çarşısı (Kasaplar). Balık pazarı, pırıl pırıl balıklar ve devamlı balıklara su serpen tenor çığırtkanlarla bizdekinden pek farklı değil. Tezgâhlardaki etiketler de aynı: Kefalos, skorpidi, melanouri, sargos, savraki, tsipura, zargana, xtapodi, sardela, sinagrida, kolios, palamida, barbounia ve kalamari…

Köftelik dana kıymamızı, kızların favori ‘kasapisinde’ çektirdik. Galetamızı, kırmızı dolmalık biberlerimizi ve soğanımızı aldık ve yola koyulduk. Öğle yemeğimizi kendimiz hazırladık. Akşam yemeğine midede yer kalmadı darken, bir SMS mesajı geldi! Atina’da olduğumuzu duyan ‘Karamanlıdiki’ lokantasından Maria bizleri bulmuş. Akşama muhakkak ama muhakkak yemeğe davetliyiz. Uğranmalı bu lokantaya. Sucuklu ve pastırmalı sahanda yumurtalar, envai çeşit salamlar, peynirler ve en favorim olan sahanda kavurma. Sırf bu ‘gavourma’ için Atina’ya gidilir. ‘Pluto’, genç ve alternatif bir rehber arkadaş. City Circus da tanıştık. “Ben turistik olmayan mekanlara gitmek isterdim” dedim. “Zaten ben bu işi yapıyorum, hay hay, hadi çıkalım gezelim ” dedi. 

Yazının devamı...

Karayip adaları macerası devam ediyor: İki tropikal ada ve iki şahsiyet

26 Ocak 2017

"Aramızda büyük bir fark var, bizim havamız, gökyüzümüz temiz ve pırıl pırıldır. Siz ise Avrupa’da üstünüzde kirli hava ile yaşıyorsunuz, Fabrikalarınız, bacalarınız, oto egzozlarınız, hatta nefesiniz bile havanızı kirletiyor ve bu kötü hava çadırı altında nefes almaya çalışıyorsunuz. Bu çadır yukarıdan gelen enerjileri engelliyor ve geri yansıtıyor. Bu enerji eksikliği ruhunuzu, yaratıcılığınızı, tabiatınızı köreltiyor. Bizim buralarda böyle bir problemimiz yok. Havamız şeffaf, pırıl pırıl, tüm enerjiyi çekiyoruz benliğimize, nefes gibi... Ve yaratıyoruz.”

YARATICILIK TEMİZ HAVADAN GELİR!

Sir Roland Richardson, atölyesinde rengârenk tabloları arasında bana yaratıcılığının temiz havadan geldiğini anlatıyor. Yedi kuşak adalı. Ecdatları 1700 yıllarında gelmiş adaya. Nereden demedim, çünkü kendini adalı olarak tanımlıyor. Roland Richardson Karayipler’de ‘Rönesans’ı (yeniden doğuşu) değil, direkt ‘nesans’ı (doğuşu) yarattığını iddia ediyor. 

St. Martin Adası’nın yarısı Hollanda, yarısı Fransa sömürgesi. Fransız tarafının başşehri Marigot çok şirin bir kasaba. Anacadde Rue de la Republique’ten (Cumhuriyet Caddesi) den yürüyelim, sağlı sollu 1700’lerden kalma kolonyalist evler çok romantik. Birazdan Roland Richardson’un sanat galerisine gireceğiz. 

Yazının devamı...

5 durakta Üsküdar tarihine giriş

24 Ocak 2017

Yazıya başlamadan önce bir sorum var, cevabını da sonunda öğreneceksiniz: Üsküdar’da yol kenarında hiçbir yere çıkmayan merdiven nedir?

‘Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur’. Bu eski şarkı bana Üsküdar’ı değil Tokyo’yu hatırlatır. Haydaa! Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı… Bu kısa hayatımda, delikanlılığım zamanı hasbelkader Tokyo’da modellik yaptım. Bayağı bildiğiniz podyumda yürüyen cinsten. Japonlar beni salt lüks mekân ve lokantalara davet ediyorlar ama halk lokantaları daha cazip geldi bana... Japonlar çok meraklı bir ırk. “Nereden geldin, kimsin?” diye sürekli soru sorarlar. İstanbul, deyince belirli bir yaş üstünde olanlar hemen Japon aksanlarıyla şarkıyı yapıştırıyorlar. “Üşküdaaya gideliken adida bir yaaamuuuur” Meğerse Amerikalı caz şarkıcısı Eartha Kitt şarkıyı Japonya’da meşhur etmiş haberimiz yok. Üsküdar’da kısa ve etkili bir gezideyiz. Bu bir günlük Üsküdar gezisini Mimar Sinan Genim ve bu tip turları düzenleyen Şerif Yenen ile yaptım. 



1. durak: Mihrimah Sultan Cami

Sinan, Muhteşem Süleyman’ın biricik kızı için 1546-1548 yılları arasında inşa etmiş camiyi... Mihrimah Sultan, Sultan Süleyman’ın Hürrem’den olan kızı. Tabiatıyla İmparatorluğun en havalı kızı. Farsçada adı ‘Güneş ve Ay Sultan’ anlamına geliyor. 

 

Yazının devamı...

Samimiyet iştah açar (Michelin yıldızlı restoranlar)

19 Ocak 2017

Bence biraz abartıldı bu ‘Mişlen Yıldızı Muhabbeti’ ve şeflerin korkulu rüyası haline gelmeye başladı. Şöyle ki: 2003’te 52 yaşındaki
üç yıldızlı Fransız şef Bernard Loiseau, gece av tüfeğinin namlusunu ağzına sokarak intihar etmiş. Meğerse üç yıldızdan birini kaybetmek üzere olduğu dedikodusu ortaya yayılmış ve diğer şef arkadaşlarına, “Bir yıldızım dahi elimden gitse kendimi öldürürüm” dermiş… Bu devamlı yıldız baskısı nedeniyle bazı lokantalar yıldızlarının tümden geri alınmasını bile istemeye başlamış. Benim ise müşteri olarak çok yıldızlarla aram zaten iyi değil. Tek yıldızlılar daha sahi. Londra’nın prestijli gazetesi ‘Financial Times’ yemek yazarının ‘Michelin Star’ lokantası tecrübesi şöyle: “Geçenlerde üç Michelin yıldızlı bir lokantada 10. evlilik yıldönümümüz için iki kişilik ufak bir masa ayırttık. En az dört ay evvel kredi kartı numarası vererek yapılabiliyor bu rezervasyon. Sadece 25 dakika geç kalınca ısmarladığımız ‘Tasters Menü’  (Şef’in özel tadım menüsü) alamayacağımız söylendi. 



Geriye kalan ‘a la carte’ (mönüden seçme) opsiyonumu kullanmayıp lokantadan çıkarken, şef garson arkamızdan yetişip kredi kartımızdan 200 İngiliz Sterlini (950 TL) çekileceğini söylediği zaman da yaramıza tuz basmış oldu. Böyle bir davranış gösterebilen bu yıldızlı lokantalarda yemek yemeğe değer mi?”

TATMASI BİLE SOFİSTİKE

Ben bu çok yıldızlı olanlardan genelde kaçıyorum. Tek yıldızlı olanlar daha mütevazi ve insancıl çıkıyor. Nitekim gastronomi dünyasının şu aralar parlayan yıldızı İspanya’nın Bask Bölgesi’ndeki Bilbao’da bir yıldızlı bir lokanta tanıtacağım. Tek Michelin yıldızlı lokanta Nerua ve şefi Josean Alija... Bir gece davet edildim. İçerideki ana salondaki masalara oturmadım ama hayatımda gördüğüm en temiz açık mutfak önündeki bankoda ‘Test Mönü’ aldım. Bu lezzet fırtınasındaki her minik tabakta yemek takımım, kadeh ve ustaca eşlenen şarabım değişmekle kalmadı, her kadehi ‘Sommelier’ (Şarap tadım ve eşleştirme uzmanı) yanıma gelip anlattı. 

Yazının devamı...
Ayhan Sicimoğlu Kimdir?

Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat’ devri sona erdi! Hurriyet.com.tr Seyahat yazarları dünyayı geziyor… Gördüklerini, yiyip içtiklerini, yaşadıkları tüm maceraları A’dan Z’ye artık burada yazıyor…