GeriAyhan SİCİMOĞLU Gaudi’nin incisi ‘Barselona’
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Katalonya, İspanya’nın güneydoğusu... Bir tarafı da Fransa’ya yaslanıyor. Katalanlar önce aksi ve ürkek yaklaşıyorlar. İlk temasta açıkçası çok antipatikler. Biraz çalışmak, birkaç espri patlatmak, bilmediğiniz Katalancadan birkaç kelime kullanmak gerekiyor ama sonunda zar zor açılıyorlar. Bu güzel şehrin ve insanların hastasıyım...

 Balkonlarda çeşitli bayraklar asılı.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Sarı kırmızı yatay ince çizgiler: Resmi Katalonya özerk bölgesi bayrağı.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Bu bayrağın sol tarafındaki mavi üçgen üzerinde beyaz yıldız: Bağımsız Katalonya bölgesi isteyen ayrılıkçılar.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Kırmızı Yıldızlı: Sosyalist ayrılıkçılar. Bir evin her balkonundan ayrı renkli bayraklar asılı olabiliyor. Enteresan ve dikkat çeken bir görüntüydü aynı evin aynı balkonunun iki ucunda, iki farklı bayrak.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Pek fazla göremediğimiz ise İspanya resmi bayrağı oldu. Sokakta konuştuğum insanların çoğu ayrılıkçı ama bence çoğu buna inanmıyor ve sadece politik olarak öyle görünmek zorunda, bana kalırsa. Böyle bir intibağa kapıldım nedense. Katalunya İspanya’nın güney doğusu, bir tarafı Fransa’ya yaslanıyor. Kuzeyde Bask ve Güneydoğuda Katalanlar bugün İspanya’dan bağımsızlık istiyorlar. 1400 yıllarda Castilla, (genel orta İspanya), Aragon (Bugünkü Katalonya),  Granada (Güneydeki Endülüs) ve Navarra (Bask bölgesi) olarak ayrılıyor imiş. Castilla’dan kraliçe İsabel, Aragon dan Ferdinand ile 1449 da evlenince ülke birleşmeye başlamış.

Matrak bir hikaye:

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Hikâyeye göre İsabel son Müslüman ve Yahudi İberya yarımadasını terk edene kadar yıkanmayacağım demiş. Gerçi Ortaçağ Avrupa’sında yıkanmanın hastalıklara yol açtığına inanılırmış ve kilise çıplak yıkanmanın günah olduğunu söylermiş. İsabel hayatında sadece iki kere yıkanmış olduğunu söylerler, doğduğunda ve evlendiğinde. Aynı devirlerde gürül gürül akan sıcak sulu ve buharlı hamamlarıyla Osmanlıyı düşünürseniz, Ortaçağ'da medeniyetin kimde olduğunu anlarsınız. Neyse hikâye dönelim. İsabel öylesine kirliymiş ki “Kirli İsabel” olarak anılırmış. Hatta resim sanatında sarıya çalan beyaza İsabel’in iç çamaşırlarının renginden esinlenerek “İsabel Sarısı” denmiş derler. Neyse midenizi kaldırmayayım. Bir başka yazıda, etnik soykırıma çok az kala Osmanlı Sultanı II. Beyazıd’ın gemilerini göndererek Yahudileri Osmanlı topraklarına getirmiş olduğunu anlatacağım.

Barselona Katalonya özerk bölgesinin başkenti. Türk Hava Yolları’nın günde dört seferi var. Türkiye’nin en büyük seyahat şirketlerinin daveti üzerine geniş gövdeli A330 uçaklarına binip 3.5 saatte İsyanbul’dan Barselona havaalanına indik, karşılandık ve derhal öğle yemeğine götürüldük. Tapas...

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Tapas bir nevi bizdeki meze. Minik tabaklarda geliyor. Önünüzde bar arkasında teşhir ediliyor sıcak isterseniz ısıtıp getiriyorlar. Bir kadeh 'Rioja' tinto (Kırmızı şaraba “tinto” yani boyalı diyorlar). Kuzey İspanya Bask bölgesi dağları arkası kırmızı şarabı Rioja, mükemmel eşlik ediyor 'tapas'a...  

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


'Pimientos del Padron' (Patron biberleri) favorim, tatlı bir acısı var. Bizim biberlere benziyor hani yoğurdunu eklesen biber kızartması olacak. Soslu küp patatesler, kalın doğranmış patatesli kalın omlet (tortilla), Ahtapot, minik ançuvezler, acılı zeytinler, vesaire vesaire. Bu arada aklıma geldi yıllar evvel bu tip bir tapas barda ,“nohutlu işkembe ” görmüştüm tezgahta ve derhal iki tabak götürmüştüm, lezzeti hâlâ damağımdadır. www.tallerdetapas.com (Tapas Atölyesi).

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Gotik Barselona’ya doğru yürüyüşe geçtik. Daracık sokaklar rengarenk ve bu mevsimde bile turist kaynıyor. Çok enteresan ve süslü bir bina önünde durduk: Four Cats: www.4gats.com

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Picasso'yu pek sevmemişler Barselonalılar, dedim ya, biraz aksi bir millet. Ama Picasso inatla entelektüellerin ve sanatçıların müdavimi olduğu bar '4 Cats'e takılıyor. Paris’teki 'Le Chat Noir' (Siyah Kedi) kulübünden esinlemiş bir mekan. Genç ressam Picasso bu barda ilk sergisini açar ama fiyasko. İnatla birkaç başarısız sergi daha ama sonunda pılıyı pırtıyı toplayıp ver elini Fransa… Barselona’da yakalanamayan başarı burada fazlasıyla yakalanır. Franko rejiminde ise Picasso, Franko yaşadıkça İspanya’ya dönmemeye yemin eder. Hayatının son günlerini güneşi bol güney Fransa’nın Cote d’Azur’unda, Mougins kasabasında geçirir. 1973 yılında Picasso öldükten iki sene sonra Franko ölecektir.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Bir 'Cortado' içtim Picasso'nun ilk sergisini açtığı süslü dört kedi barında. Cortado minik cam su bardağında verilen az sütlü kahve.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Menünün kapağını Picasso tasarlamış. Bardaki seramikleri de incelemek lazım. Bina zaten başlı başına bir sanat şaheseri.Yemekleri nasıl bilmem, yemedim ama çoğu Uzakdoğulu turist dolu içerisi.

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’

Gaudi’nin incisi ‘Barselona’


Uçuk mimar Gaudi, bir bakır işçisinin oğlu. Sara nöbetleri ile büyümüş. 1800'lerde kolonilerinden zenginleşen Katalonya burjuva sınıfı, Barselona’ya bir kilise yaptırmak için bir vakıf kurmuşlar. Kilise yapımına başlanmış ve temelden bir kısmı çıkmış Ancak bu Katalonya’lılar ceplerindeki “escorpion”ları (akrepleri) ile tanınırlar imiş. Bir süre sonra vaad edilen paraların gelmediğini gören mimar bu işten vaz geçmiş ve inşaat durmuş. Gönüllü bir mimar var ama papazlar Gaudi gibi uçuk kaçık bir adama bu işi vermek istemiyorlar. Hayallerinde “Gotik” veya en azından “Barok” tarzı bir kilise var. İşi devralacak kimse bulunamaz ve Gaudi bu işi 1883 yılında devralır.  Düşünün hala yapılmakta ve bitiş tarihi olarak 2026 yılı öngörülüyor.  Hayatımda gördüğüm ve göreceğim en uçuk kaçık yapı ve bu bir kilise. İnsanlar hayretler içerisinde seyre dalıyor. Nitekim Gaudi uzaktan eserine geri geri yürüyerek bakarken tramvay rayına kadar geldiğini fark etmemiş ve tramvayın çarpması sonucu kanlar içerisinde yere kapaklanmış. Yapımda çalıştığı için yırtık giysili, üst baş toz ve boya içerisinde, ayyaş berduş sanmışlar ve kimsesizler hastahanesine götürmüşler. Hemşirelerden bir tanesi bir süre sonra çığlıklar içerisinde, “bu adam Gaudi, Gaudi” diye bağırmış ama kan kaybından orada, 10 Haziran 1926'da can vermiş zavallı Gaudi... Nasrettin Hoca’nın “Ye Kürküm Ye” hikayesi işte..


Yorumları Göster
Yorumları Gizle