Ajda Pekkan

Şu Açıkhava meselesi...

15 Eylül 2013
Açıkhava’da geçtiğimiz hafta verdiğimiz konserde teknik bir talihsizlik yaşadık.

Bunun üzerine o kadar yazılıp çizildi, yorumlar yapıldı ki olayı bir de benden dinleyin.
Bir teknik problemdi yaşadığımız...
Bir talihsizlik...
Bir iş kazası...
Adına ne derseniz deyin ama bilenin de bilmeyenin de yorum yapması üzüyor beni.
Şarkıları playback okuduğumu yazanlar bile oldu...
Bu tür konserlerde bütün dünyada, bütün sanatçıların kullandığı bir yöntem vardır; adına “half playback” denen...

Yazının Devamını Oku

Şarkı yarışmaları star yaratmaz!

1 Eylül 2013
Gazetelerden okuyorum, yeni dönemle birlikte ekranda pek çok şarkı yarışması başlayacakmış.

Kimi bildiğimiz yarışmalar, kimi de ekrana ilk kez gelecek formatlarmış.
Ben de bazı şarkı yarışmalarında jüri olarak yer aldım, pek çoğunu keyifle izledim, fikirlerimi de bu köşede yazdım.
Bu şarkı yarışmalarıyla ilgili hep aynı şeyler söyleniyor: Neden bir star çıkmıyor, neden birinciler yok olup gidiyor? Madem sesleri bu kadar iyi kazananlar neden kalıcı olamıyorlar?
Gerçekten de müthiş sesler çıkıyor bu yarışmalardan.
Ancak unutmayın, bu şarkı yarışmaları sadece bir televizyon şovu...
İstediğiniz kadar birinci olun, istediğiniz kadar sesiniz, performansınız güzel olsun, bütün meziyetiniz buysa sadece o yarışmalarda birinci olabilirsiniz...
Kalıcı olabilmek için bu özelliklerin yanında çok daha önemli şeyler gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Kadının yeri...

25 Ağustos 2013
Kadın; güzelliğin, zarafetin sembolü, şefkati, anlayışı, fedakarlığı ile eşini ve yavrularını kucaklayan, hayatın tüm zorluklarına karşı cesur yüreği ile savaşan, eşsiz bir varlık...

Ne yazık ki, içinde yaşadığımız 21. yüzyılda, kadına yönelik negatif ayrımcılık, şiddet ve psikolojik baskının en çağdaş ülkelerde bile tam anlamıyla kırılamadığını görüyoruz...
Şeriatla yönetilen ülkelerde ise kadın haklarından söz etmek neredeyse imkansız.
Genç yaşında aramızdan ayrılan sevgili Duygu Asena’nın dediği gibi oralarda kadının adı hiç yok...
Fotoğrafta gördüğünüz, İran’da bir basın toplantısı...
Erkekler sandalyelere kurulmuş ya da ayaktalar, kadın gazeteciler ise yere oturmuş not tutuyorlar.
Erkekler gayet rahat bir şekilde otururken, kadınlar yerlerde...
İran’da kadın gazetecilere verilen bu yere baktığımda içim sızladı.

Yazının Devamını Oku

Çağrışımlar

4 Ağustos 2013
YAZ: Hiçbir şey yapmamayı çağrıştırıyor bana.

Bir şemsiyenin altında şezlonga uzanıp havuz başında öylece durmak. En azından yazın bundan sonrası benim için öyle... Hiçbir şey yapmayacağım. Her şeyi rölantiye aldım.
AYAKKABI: Çok severim. Çocukluğumdan beri. Ayakkabı fetişistiyim ben. Sahne ayakkabılarım ayrıdır, günlük giydiğim ayakkabılarım ayrı. Gözüme ilişirse kendimi zor tutarım almamak için. Günlük hayatta topuklu ayakkabıyı hiç sevmedim ama...
ÇALIŞMAK: Beni tek motive eden işimdir. Yorgun olsam, mutsuz olsam, moralim bozuk olsa beni en iyi ayağa kaldıracak olan işimdir. 17 yaşımdan beri çalışıyorum, çalışmak beni var ediyor.
ARABA: Lüks araba tutkum hiç yoktur, uzun yıllardır da kendim araba kullanmadım. Opet’in ilk reklam filminde Ford Mustang vardı, onu kullandım, bir de klipte kullandım. Ama araba kullanmak başka bir adrenalin, devamlı şoförün yanında oturmaktan sıkıldım. Bu yüzden şimdi çok lüks olmayan yeni bir araba aldım kendime. Henüz siftah yapmadım ama kendim kullanacağım...
HİJYEN: Elmayı deterjanla yıkamayı düşünecek kadar temizlik delisiyim. Her şeyi sirkeli suda yıkarım. El sıkışmayı sevmiyorum mesela. Evde, arabada, sokakta, hijyen olmazsa olmaz benimdir için...
ENERJİ: Çok inanırım... Ben içim dışımda olduğu için olumsuz bütün enerjilere açık olduğumu düşünüyorum.

Yaz ekranı kaz ekranı

Bu yaz televizyonlarda bir şey yok mu, bana mı öyle geliyor?

Yazının Devamını Oku

Bakkal defterim!

28 Temmuz 2013
Ben bir defter-kalem delisiyim.

Güzel not defterlerim, güzel kalemlerim olsun hep hoşuma gitmiştir.
Her zaman da bir akıl defterim olmuştur.
İşte buyrun en son elimden düşürmediğim not defterim de bu...
“Bakkal defteri” diyorum ben ona... Yapılacak işler, telefon numaraları, toplantı notları, albüm, konser dışında gündelik işler...
Hepsi ama hepsi yazılıdır bu bakkal defterinde! Her şeyi not alırım. Bazen büyük harfle not alıyorum ki, aklımdan hiç çıkmasın diye. Tekno-lojiyle de aram hiç fena değildir ama tabletlere, telefonlara not yazmaya ısınamadım. Benim için varsa yoksa defter-kalem. Önce notları yazarım, sonra biten işlerin üzerini fosforlu kalemle çizerim.
Bakkal defterimin son bir ayına bakarken ağırlıkla ev işleri ve taşınmayla ilgili notları gördüm.
Yarısı fosforlu, yarısı olduğu gibi duruyor hâlâ.

Yazının Devamını Oku

Şöhretli insan ağır işçidir...

21 Temmuz 2013
Hemen her röportajımda, söz döner dolaşır şöhrete gelir.

Bugüne kadar defalarca anlattım şöhretle ilişkimi.
İçimde iki kadın var dedim. Biri Ajda Pekkan, diğeri Ajda.
Ben başardım ikisini birbirinden ayrı tutmayı.
Karıştırsaydım eğer başka türlü olurdu durum.
Karışırdım belki de...
Söz niye şöhretten açıldı derseniz; Mümin Sekman’ın Her Şey Seninle Başlar kitabında bir bölüm dikkatimi çekti, paylaşmak istedim.
“Başarmak düz bir vadiden çıkıp, engebeli yamaçlardan geçip zirveye bayrak dikmektir” diyor kitapta. Ve şöyle devam ediyor:

Yazının Devamını Oku

Bambaşka bir Bakü...

7 Temmuz 2013
Bu hafta 3 günlüğüne Azerbaycan’daydım, en son gittiğimin üzerinden tam 9 yıl geçmiş, bambaşka bir Azerbaycan gördüm.

Azerbaycan Medeniyet ve Turizm Bakanı Ebulfez Karayev ve Azerbaycan Aile, Kadın ve Çocuk Sorunları Devlet Komitesi Başkanı Hicran Hüseynova, Türkiye’de sanat ve kültüre katkılarımdan dolayı ödül vermek için davet ettiler beni.
Aynı törende Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca da, Azerbaycan’ın tanıtımına katkıda bulunduğu için ödül aldı.
Bakü, modern Avrupa şehirlerini aratmayacak bir düzeye gelmiş. Oteller, yemyeşil parklar, geceleri gündüz gibi aydınlatılan meydanlar, en lüks mağazalar, tamamı elden geçirilen binalarıyla Bakü’ye tek kelimeyle hayran kaldım. Sadece görüntü olarak değil insan kalitesiyle de Azerbaycan çok değişmiş.
Herkes birbirine saygılı, kimse trafikte kornaya basmıyor, ara sokaklarda bile yerlerde tek bir çöp yok. Kafkas Üniversitesi’ni ve Türk işadamları tarafından kurulmuş Çağ Eğitim Kurumları’nı da ziyarete gittim. Gençlerin imkanlarına şahit olup çok şaşırdım.
Bizim zamanımızda kara, şimdilerde beyaz olan tahta yerine Mac bilgisayarlar var duvarlarda.
Buradan mezun olacak çocukların gözlerindeki ışıltı dünya barışına katkıda bulunacak imajını verdi bana... Ve o geleceğin çok parlak olduğunu söylemeliyim.
Üniversitenin bana hediye ettiği plakette Atatürk ve Haydar Aliyev’in sözleri yer alıyordu...

Yazının Devamını Oku

Her sabah yeniden doğmak

30 Haziran 2013
Ben her gece ölüp, her sabah yeniden doğduğuma inanıyorum. Şaka yapmıyorum. Hayata öyle bakıyorum.

Gece yatağa yattığımda öldüğümü, sabah sıfırdan yeniden doğduğumu düşünürüm.
“Ben her bahar aşık olurum” diyen Aysel Gürel şarkısı gibi, “Ben her sabah yeniden doğarım”...
Biz doğarken bir anlaşma yapmadık bu dünyada, bir sözleşmemiz yok elimizde.
Bu yüzden bugün bugündür.
Yarın yarındır.
Dün dündü.
Önemli olan bugünü yaşamak, anı yaşamak.

Yazının Devamını Oku