Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şarkı yarışmaları star yaratmaz!

Gazetelerden okuyorum, yeni dönemle birlikte ekranda pek çok şarkı yarışması başlayacakmış.

Kimi bildiğimiz yarışmalar, kimi de ekrana ilk kez gelecek formatlarmış.
Ben de bazı şarkı yarışmalarında jüri olarak yer aldım, pek çoğunu keyifle izledim, fikirlerimi de bu köşede yazdım.
Bu şarkı yarışmalarıyla ilgili hep aynı şeyler söyleniyor: Neden bir star çıkmıyor, neden birinciler yok olup gidiyor? Madem sesleri bu kadar iyi kazananlar neden kalıcı olamıyorlar?
Gerçekten de müthiş sesler çıkıyor bu yarışmalardan.
Ancak unutmayın, bu şarkı yarışmaları sadece bir televizyon şovu...
İstediğiniz kadar birinci olun, istediğiniz kadar sesiniz, performansınız güzel olsun, bütün meziyetiniz buysa sadece o yarışmalarda birinci olabilirsiniz...
Kalıcı olabilmek için bu özelliklerin yanında çok daha önemli şeyler gerekiyor.
Çalışmak, sabretmek, sonra yine çalışmak, hedefe kilitlenmek, yine durmadan çalışmak...
Hiçbir şarkı yarışması star yaratmaz, eğer bu saydığım özellikler birinci olanda yoksa...
Bu yarışmalar star olmanın yolunu açar, gerisi size kalmış...
Nice isimler var bu yarışmalara katılıp yok olan. Nice isimler de var ki, ekrana çıkmadan şöhrete ulaşmış ve müzik piyasasında kalıcı olmuştur.
Müzik yarışmacıları geçici şöhreti getirir...
Kalıcı olmaksa insanın kendi elindedir.

“Kendin olabilmenin” muhteşem güzelliği...

Sanıyorum hepimiz kendi özümüzden, gerçek isteklerimizden farklı kimliklere bürünmek zorunda kaldık.
Çünkü hepimiz başkaları ne der endişeleriyle, yanlış anlaşılma, yargılanma hatta dışlanma korkularıyla büyüdük.
Baskı fanusu içerisinde yaşamak zorunda kaldığımızdan, olduğumuz gibi görünmeye çekindik.
Bazen utandık sevgimizi gösteremedik, bazen sıkıldık derdimizi dökemedik...
Coşkularımızı, arzularımızı yüreğimize hapsettik!
Öyle zamanlar oldu ki kararlarımızı, şartlar öyle gerektirdiği için almak zorunda kaldık...
Kendi sesimizi kıstık, çığlığımızı bastırdık.
Büyüdükçe, olgunlaştıkça daha bir özgüvenle iç sesimizi dinlemeye, kararlarımızı özgürce almaya başlasak da çocukluğumuzdan itibaren bize öğretilen yanlış doğruların etkisinden tam anlamıyla kurtulamadık.
Bugünkü genç arkadaşlarımı gıptayla izliyorum.
Sevgi dolu, akıllı, donanımlılar...
Özgürce, baskı altında kalmadan karar verebilecek, kendilerini en açık şekilde ifade edebilecek kadar cesurlar.
Geleceğimizin emin ellerde olduğunu görmenin huzurunu ve güvenini yaşatıyorlar bizlere.
İşte “kendin olabilmenin” muhteşem güzelliğinin bize yansıyan “muhteşem dönüşü”...

Sonbahar gelirken

Bütün mevsimleri seviyorum...
Hepsinin ruhumda estirdiği farklı rüzgarlar var.
Bu sabah bahçeme bakıp, ağaçlarımı, çiçeklerimi gözlerimle severken garip bir hüzün hissettim...
Çiçeklerin solacağını, ağaçların yapraklarının yerlere düşeceğini, yeşil elbiselerinin sararacağını düşünmenin getirdiği bir burukluk sanıyorum.
Birden hüzünlenmeyi bırakıp, tabiatın yeşil örtüsünün, renk renk açan çiçeklerinin doyumsuz güzelliğinin düşünü kurmaya başladım...
Allah’ın izni ile baharla birlikte yeniden canlanacaklarını beklemenin heyecanı, eşsiz güzelliklerini kucaklamanın mutluluğu sardı içimi...
Sihir de burada galiba; her konuda endişelenmek, hüzünlenmek yerine, yaşayacağımız güzelliklere inanıp, odaklanabilmek...
Ne dersiniz?

X