Malezya modelini ABD’ye sor

BRÜKSEL
BRÜKSEL ’de ender rastlanan güneşli bir öğle vakti... Yunan lokantasındaki garsona iki sade Türk kahvesi ısmarlıyoruz. Tepki yok...

Masalar kaldırıma taşınmış, karşımda Türkiye’yi iyi tanıyan bir Avrupa Birliği bürokratı oturuyor, konumuz Malezya modeli! Bürokrat dostum "Onu Amerikalılara sorun, bize değil, bizde Huntington’cu tavır yok" diyor ve ekliyor: "Bizim işimiz laik ve demokratik Türkiye ile..."

ABD’nin kafasındaki Türkiye ile AB’ninki örtüşmüyor. AB’nin gündeminde "ılımlı islam" yok. Amerikan toplumunun din ile olan ilişkisi farklı. Avrupa, üye ülkelere göre farklılık gösterse de laik toplumlardan oluşuyor. Türkiye’yi ziyaret eden AB genişlemesinden sorumlu Olli Rehn’ın anlatmak istediği gibi, laik olmayan bir Türkiye’nin AB’de işi yok.

Olli Rehn AB’yi Türk laikliğinin garantörü gibi sundu diye kızanlar çıktı, ama en çok İslamcılardan değil de laik ulusalcı soldan gelen bazı eleştiriler şaşırttı. Bu gidişle AB tarafında Türkiye’yi destekleyenleri de sindireceğiz. Adamlar ne yapsalar, ne deseler yaranamıyorlar. Bu sefer de "Sana mı kaldı Türkiye’de laikliği savunmak?" suçlaması...

* * *

AB tarafından bakınca bugün Türklüğe en büyük hakareti meşhur 301’inci maddenin kendisi yapıyor. Türklüğe hakareti önleyeceğiz derken bu yüzden almadığımız eleştiri kalmıyor.

Kim gerçekten çağdaş bir Türkiye istiyorsa, kim Türk kimliğini gururla taşıyorsa bu maddenin kalkması ya da değişmesi için çalışmalı. Farkında mıyız, bu yüzden işitmediğimiz hakaret kalmadı. İşkenceci, yazarını çizerini hapiste çürüten çağdaşlaşamamış ülke imajı bu yüzden silinemiyor.

AB’nin 6 Kasım’da yayınlayacağı Türkiye İlerleme Raporu öncesinde bu madde değişmez ise bütün çabalar gümbürtüye gidecek. Türkiye kendini dünyaya 301’inci madde ile tanıtmaktan vazgeçmeli.

* * *

Avrupa Birliği tarafı Türkiye ile ilişkileri götürmek için Ankara’dan daha fazla çaba harcıyor. Bu hem AB bürokrasisi için geçerli, hem de sivil toplum için. Avrupalı aydınlar Türkiye’ye destek veren bildiri imzalıyor.

Türkiye’de ise hükümet kanadından ciddi bir irade beyanı gelmiyor. Başmüzakereci Babacan çok meşgul, AB’ye konsantre olacak zamanı yok. Kadrolar da tam oturmadı. Anayasa-türban-referandum eksenine sıkışan Türkiye vakit kaybediyor.

AB gemisi ise sakin sularda seyrediyor. 1 Ocak 2008’de sona erecek olan Portekiz dönem başkanlığı sırasında AB Anayasası görüşmelerinin tamamlanması umuluyor. Ardından üye ülkeler parlamentolarında onay süreci başlayacak. 2008 böyle geçecek. 2009 yılının Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri ve bunu izleyen AB başbakanı konumundaki Barrosso’nun yerini alacak Komisyon Başkanı’nın seçimi var. AB’de ciddi bir inisiyatifin söz konusu olmayacağı "genişlemeyi hazmetme" dönemi var önümüzde.

Türkiye 301’i hallettiği ve laiklikte taviz vermediği sürece bu dönemi çok iyi değerlendirebilir.
Yazarın Tüm Yazıları