Hukuk krizinin iki temel sebebi...

İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcısı ile onun emrindeki savcı arasındaki kriz, sistemimizin bütün faullerini aynı anda ortaya çıkaran cinsten örnek bir kriz aslında.

Haberin Devamı

Savcı diyor ki, ‘Benim soruşturmam engellendi, mahkeme kararlarına rağmen polis gözaltı işlemlerini yapmadı.’ Bu tek başına vahim bir iddia zaten.
Ama başsavcının iddiaları daha da vahim. Diyor ki başsavcı, bu soruşturmayı yürüten savcının böyle bir yetkisi olmadığını, konunun cebir ve şiddet de içermediği için o savcıyı ilgilendirmediğini ve en fenası savcının soruşturmasının içinin yeterince kuvvetli olmadığını söylüyor.
İlk bakışta yargı içinde bir kavga, bir sorun gibi gözüküyor ama buna karar vermek o kadar kolay değil.
Bir hukuktan hala söz etmek mümkün mü bilmiyorum ama bizim hukukumuzda polisin iki şapkası var. Bir şapkası ‘Önleyici kolluk’ diğeri ise ‘Adli kolluk.’
İlk şapkası kafasındayken polis yürütmenin emrinde ve yasa uygulama gücü olarak suçun oluşmasını engelliyor. Ama suç veya suç şüphesi oluştuğu anda polis artık savcının emrinde, ‘adli kolluk’ rolüne giriyor.
Savcının emrinde olmak demek, yürütmenin değil yargının emrinde olmak demek.
Peki İstanbul’da ne oldu? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlunun da adının karıştığı öne sürülen bir soruşturmada başsavcı ile savcı arasında başta anlatmaya çalıştığım anlaşmazlık çıktı.
Kamuoyu böylesi bir olayın yaşandığı herhalde ilk kez öğreniyor. Ahir ömrümüzde savcıların basın açıklamalarıyla birbirine girdiğini de gördük ya...
Ama meğer göreceklerimiz bu kadar değilmiş... Derken Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndan ‘oy çokluğu ile’ bir açıklama çıktı.
HSYK geçen hafta hükümetin alel acele yaptığı adli kolluk yönetmeliği değişikliğini eleştiriyor ve yönetmeliğin yeni halinin anayasaya aykırı olduğunu söylüyor.
Kişisel olarak söylenenlere katılmakla birlikte, HSYK’nın bu çeşit bir açıklama yapmasını yadırgayanlardanım. Çünkü konu nasıl olsa yargıya yansıyacak, Danıştay gündemine gelecek bir şey. Bununla ilgili hakim ve savcıların sicil işlemini yapan kurumun açıklama yapması mahkemeyi etkileme kapsamına girer. Hakimler, en iyisi kararları dışında konuşmamalı.
Bütün bu olayları yaşıyor olmamızın iki temel sebebi var bana soracak olursanız: 1. Ülkemizde kuvvetler ayrılığının daha yazıldığı ilk günden itibaren kağıt üzerinde bir şey olması; 2. Savcılarımızın soruşturma kalitesini bugüne kadar hiç sorun edinmemiş olmamız.
Sonuncudan başlayayım: Savcılarımızın yürüttüğü 100 soruşturmadan sadece 17’si mahkumiyetle sonuçlanıyor. Ama buna karşılık bu soruşturmalar ortalama 648 gün sürüyor. Buna ortalama 285 gün süren yargılamayı da ekleyin; savcılıkların yarattığı mağdur sayısını varın siz hesaplayın.
Savcıları hesap verebilir kılmadıkça, açtıkları davalarda aldırabildikleri mahkumiyet oranını arttırmadıkça, daha doğrusu savcılarımızı mahkumiyet alamayacağı dosyaları soruşturmaktan ve onlara dava açmaktan caydıracak bir hesap verme yöntemini kurmadıkça bizim böyle tartışmalarımız çok olur.
Mesele başbakanın oğlu olunca emir demiri kesiyor, gözaltı engelleniyor vs. Peki ya sıradan Ahmetler Mehmetlet Ayşeler Fatmalar olunca konu? Onlar gözaltına da alınıyor, yıllarca tutuklu da kalıyor, sonunda beraat etseler bile geriye paramparça olmuş hayatlar kalıyor.
Gelelim birinci temel sebebe; yani kuvvetler ayrılığının yokluğuna.
Yürütmenin yasama üzerinde denetim sahibi olması, hatta denetimden de öte yürütmenin yasamanın patronu olması yeterince vahim bir durum. Bu tek başına zaten demokrasimizi yaralıyor, onu otoriterliğin kucağına atıyor.
Bu kadar güçlü olan yürütme organının uzun iktidar dönemlerinde yargıyı da etkisine alması beklenir zaten. Ama dünkü gibi bir müdahale, yürütme organının mevcut ve çok fazla olan yetkileriyle de yetinmeyip gerekirse hukuk dışı yollara çıkabileceğini göstermesi bakımından önemli.
Bir yandan evet durduk yerde yargı tarafından mağdur edilecek, muhtemelen hakkında olmadık bilgiler basına dağıtılacak bireyleri korumak gerekir. Ama bir yandan da, bizim için en az o bireyler kadar kıymetli olması gereken hukukun üstünlüğü, mahkeme kararlarına uyma gereği gibi önemli ilkeleri korumamız.
Hukuk bir gün herkese lazım olabilir. Hukuku bir kere yok saymaya başladığınızda açılan kapıdan darbeden bin beterleri girer.

Yazarın Tüm Yazıları